Arama
KATEGORİLER

Tansiyonun normal değerleri nedir?

Nasıl herkesin boyu farklı farklıysa, tansiyonu da farklıdır. Peki tansiyonnun normal olması neye bağlı?

Nasıl herkesin boyu farklı farklıysa, tansiyonu da farklıdır. Nasıl, kısa birine ya da uzun birine “anormal” demek kolay değilse, normal tansiyonu tarif etmek de zordur. Üstelik yaşa ve kiloya göre de çok büyük değişiklikler gösterir. Yaş ve kilo arttıkça, genelde tansiyon daha yüksektir.

Bu durumda, tıpkı boyda olduğu gibi, belli bir yaştakilerin ortalama tansiyonunun ne olduğuna bakılabilir. Ama son yıllarda, daha çok, tansiyonu kaç olanların, ne kadar sağlıklı olduğuna bakılmaya başlandı. Yani damar sertliği olanların tansiyonlarıyla, sağlam olanların tansiyonları karşılaştırılmaya başlandı.

Sonuçta, tansiyon ne kadar artarsa, tansiyona bağlı hastalıkların ve ölümlerin o kadar arttığı görüldü. Önceleri büyük tansiyonu 165, küçük tansiyonu 95 mmHg ‘dan daha yüksek olanların tedavisinin gerektiği düşünülüyordu. Ama şimdi, bu sınırlar daha aşağı indirildi; 140 ve 90 olarak. Yani büyük tansiyonu 140 ve/veya küçük tansiyonu 90′ın üstündekilerin yüksek tansiyonu olduğu kabul ediliyor ve bunlara “HİPERTANSİYON HASTASI” deniyor.

Ama bazı tıp merkezleri ve bazı doktorlar, bu sınırların daha da aşağı çekilmesini istiyorlar. Şeker hastalığı ve böbrek hastalığı gibi damar sertliği için riskli hastalıkları olanlarda, bu sınırlar şimdiden aşağı çekildi. Bu tür riskli hastalıkları olanlarda tansiyonun 130/85′in altına inmesi isteniyor.

Önlemeyi önemseyenler, bununla da yetinmiyorlar. Haklı olarak, tansiyon ne kadar düşükse, damar sertliği ve buna bağlı hastalıkların daha az görülmesi gerçeğine bakıp, tansiyonu normal sınırda gözükenlerin bile, tansiyonlarının daha da düşürülebilmesini tartışıyorlar.

Kaynak: internethaber.com

Yüksek tansiyonun vurduğu yaş ortalaması

Akdeniz Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalınca yapılan araştırmada 40 yaş üstü erkeklerin yüzde 42.9′unda, kadınların da yüzde 34.5′inde yüksek tansiyon görüldüğü belirlendi.

Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Halk Sağlığı Anabilim Dalı araştırma görevlisi Dr. Hakan Erengin, tıp fakültesi son sınıf öğrencilerinin katkılarıyla Antalya’da sağlık ocaklarına başvuran 40 yaş üzeri 1000 kişi üzerinde yüksek tansiyonun görülme sıklığına ilişkin bir araştırma yaptıklarını söyledi.

Yüksek tansiyon rahatsızlığının görülme sıklığının yaşla birlikte arttığına dikkati çeken Erengin, araşırmaya katılan 40-49 yaş arasındaki vatandaşların yüzde 29.5′inde, 50-59 yaş arasındakilerin yüzde 48.6′sında yüksek tansiyon belirlendiğini belirtti.

Erengin, araştırma sonucuna göre 40 yaş üstündeki erkeklerin yüzde 42.9′unda, kadınların ise yüzde 34.5′inde yüksek tansiyon görüldüğünü belirlendiğini ifade ederek ”Yüksek tansiyonunun en fazla görüldüğü yaş 50 üzeridir. Erkeklerde tansiyon oranın kadınlardan yüzde 8 daha fazla olduğunu görmekteyiz. Bunun nedeni, erkeklerde obezite oranın kadınlara göre daha yüksek olması olabilir” dedi.

”YÜZDE 30′U HASTA OLDUĞUNU BİLMİYOR”

Araştırmaya katılanların yüzde 30′unun yüksek tansiyon hastası olduklarını bilmediklerini anlatan Erengin, yüksek tansiyon hastası olduğunu bilenlerin yüzde 51′inin ise tedavi görmelerine rağmen tansiyonlarının hala yüksek çıktığını kaydetti.

Erengin, eğitim seviyesiyle yüksek tansiyon görülme sıklığı arasında anlamlı bir ilişki bulunduğunun dile getirerek, ”Araştırmada eğitim seviyesi arttıkça hipertansiyon görülme olasılığı yüzde 7 oranında düştü” dedi.

Maddi durum kötüleştikçe, hastalık çıkma oranın ve kronik hastalıklara yakalanma oranın yükseldiğine dikkati çeken Erengin, ”Kronik hastalığı olanlarda hipertansiyon oranı yüzde 35,2′yken, kronik hastalığı olmayanlarda bu oran yüzde 47.5 Bunun sebebi kronik hastalığı olan kişilerin, hipertansiyon yönünden daha iyi takip edilmeleri ve tedavilerini daha düzenli almaları olabilir” diye konuştu.

Erengin, hipertansiyon riskinin azaltılması için şu önerilerde bulundu:

”Bu riski azaltmaya yönelik halkın bu konuda bilinçlendirilmesi gerekiyor. Ebelerin saha çalışmalarında, erişkinlere tansiyon hakkında bilgi vermesi ve tansiyonlarını ölçmesi gibi bir uygulamaya geçilebilir. Ayrıca erişkinlere belirli periyotlarla tansiyonlarını ölçtürmeleri önerilip yeni vakaların erken teşhis edilmesi sağlanabilir. Tedavi hakkında yazılı ve sözlü açık talimatlar verilmeli, mümkünse alınacak ilaç sayısını azaltarak tedavi basitleştirilmeli, hastalara ilişkin bilgi ve tedavi planları hastanın eşi veya ailesiyle de paylaşılmalıdır.”

Erengin, toplumsal bir sağlık sorunu olan hipertansiyonun uygun tanı ve tedavisinde birinci basamak hekimlerine önemli görevler düştüğünü sözlerine ekledi.

Kaynak: haber7

3 kişiden biri hipertansiyondan çekiyor

Hipertansiyonu düzensiz beslenme, stres, alkol ve sigara kullanımı tetikliyor.

Türkiye’de her 3 yetişkinden birinde görülen hipertansiyon hastalığının, farkına varılmaması halinde kalp rahatsızlıkları başta olmak üzere, felç, görme bozukluğu, böbrek yetmezliği, damar sertliği gibi birçok hastalığa zemin hazırladığı bildirildi.

Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Nefroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Karayaylalı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kan basıncının normalin üzerinde seyretmesiyle ortaya çıkan hipertansiyonun, ölümcül bir hastalık olduğunu söyledi.

Türkiye’de 15 milyon kişinin hipertansiyon hastası olduğunu bildiren Prof. Dr. Karayaylalı, 18 yaşını doldurmuş her 3 kişiden birinde bu hastalığın görüldüğünü ifade etti.
Şişmanlık, tuz, alkol ve sigara tüketimi ya da stres gibi faktörlerin yanı sıra yaş, cinsiyet ve ailesel yatkınlık gibi faktörler nedeniyle de hipertansiyonun ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Karayaylalı, şöyle dedi:

”Hastalık hiç bulgu vermeden aniden ortaya çıktığı ve ölümcül olduğu için, ‘sessiz katil’ diye adlandırılıyor. Farkına varılmaz ve tedavi edilmezse kalp rahatsızlıkları başta olmak üzere, felç, görme bozukluğu,böbrek yetmezliği, damar sertliği gibi birçok hastalığa neden oluyor.”Prof. Dr. Karayaylalı, önemli bir halk sağlığı problemi olan hipertansiyonun, diğer hastalıklara yol açmadan engellenmesi gerektiğini belirterek, şunları kaydetti:

”Düzensiz beslenme, stres, sigara ve alkol tüketimi ile aşırı tuz kullanımı hipertansiyonu tetikliyor. Önceki yıllarda 50-60 yaş arası görülen hastalık şimdi 18′li yaşlara kadar, hatta yeni doğan bebeklerde bile görülebiliyor. Prof. Dr. İbrahim Karayaylalı ve birçok ürün toplumda hipertansiyonlu sayısını artırıyor.”

”TANSİYONUNUZU MUTLAKA ÖLÇTÜRÜN”

Prof. Dr. Karayaylalı, hipertansiyonun yaygın ve öldürücü bir hastalık olmasına rağmen tanısının çok kolay olduğunu ve tedavisinin yapılabildiğini, tansiyon aleti ile hastalığın öğrenilebileceğini ifade etti. Prof. Dr. Karayaylalı, hastalığın en belirgin özelliğinin ise baş dönmesi, kalpte çarpıntı, göğüs sıkışması, göz kararması, burun kanaması olduğunu söyledi.

Kendini sağlıklı hisseden herkesin yılda mutlaka bir veya iki kez tansiyonunu ölçtürmesi gerektiğini bildiren Prof. Dr. Karayaylalı,”Normal tansiyon değerleri 120′ye 80 milimetre civa basıncıdır. Halk deyimi ile 12′ye 8 olan değer, 14′e 9′u bulur ve geçerse tehlikeli boyuttadır. 16′ya 10′u bulursa daha ciddi boyuttadır, 18′e 11 ise korkunçtur” dedi.

Kaynak:sagliklidogalyasam.com

Kolesterol ve tansiyon 10 günde nasıl düşürülür?

‘Evrim Diyeti’ uygulayan bir grup gönüllü, 10 gün boyunca her renk meyve ve sebze tüketti. Zeytinyağını tercih edip, bol balık yediler. Sonuç mu? Hepsinin kolesterolü düştü, kan basıncı azaldı ve ortalama 4.4 kilo kaybettiler

GERÇEK 1:
İLAÇ KULLANMADAN
KOLESTEROLÜNÜZÜ VE KAN BASINCINIZI DÜŞÜREBİLİRSİNİZ.

İki dilim beyaz sandviç ekmeği arasına güzelce yerleştirilmiş köfteler. Patates kızartması, kola ve tatlı olarak da çikolatalı dondurma! Bunun gibi lezzetli yiyecekler, kısa süre için kendinizi iyi hissetmemizi sağlar. Ancak bunları sık yemek, tansiyonunu ve kolesterol seviyesini yükseltebiliyor. Uzmanlar, kolesterolü ve kan basıncını düşürmenin, kalp hastalığına yakalanma riskini de önemli oranda azalttığını söylüyor.

Abur cuburdan uzak durun

Jill Fullerton-Smith, ‘Gıdalar Hakkındaki Gerçekler‘ adlı kitabında, ilaç kullanmadan da kolesterol ve kan basıncının azaltılabileceğini savunuyor: “Bilim insanlarına göre, tek yapmanız gereken abur cubura ve şekerli atıştırmalıklara hayır demek ve en eski atalarımızın beslendiği gibi beslenmek. Eski atalarımız, et ve balık tüketirlerdi.

Yedikleri kırmızı et yağsızdı, enerji ve protein yüklüydü. Beslenmelerinin büyük kısmı yapraklı sebzelerden, genç özlü filizlerden, muhtelif meyve, tohum ve yemişlerden oluşuyordu. İlk insanların beslenmesi kolesterol seviyesini düşük tuttuğu bilinen lif yönünden zengindi. Besinleri, abur cuburda bolca bulunan ‘trans yağlar’ yerine, daha sağlıklı olan doymamış yağlar yönünden zengindi.”

ATALARIMIZ GiBi BESLENiN

Gönüllülerin diyetini denemek isterseniz, beslenmenizde aşağıda sıralanan değişiklikleri yapmayı düşünün:

1. Her renkten meyve ve sebze tüketin: Günde en az beş porsiyon taze, donmuş ya da konserve meyve sebze yiyin veya kurutulmuş meyveleri de tercih edin.
2. Doymuş yağ tüketiminizi azaltın: Yağlı et ve sosis gibi et ürünleri, sert peynir ve tam yağlı süt ürünleri tüketiminizi azaltın. Bunların yerine yağlı balıkları, yağsız etleri, tuzlanmamış yemişleri ve makul oranda az yağlı süt ürünlerini geçirin.
3. Zeytinyağı ve kolza yağı gibi, doymamış yağlardan yana zengin yağları seçin.
4. Tam undan ekmek ve makarna, kahverengi pirinç ve tam tahıllı kahvaltı gevrekleri gibi, rafine edilmemiş karbonhidratları seçin.
5. Tuzu azaltın: Pişirirken ve sofrada tuz eklemekten kaçının. Tat vermek için aromatik otlar, limon suyu ve sarımsak kullanın. Pastırma, peynir, cips, tütsülenmiş balık gibi, çok tuzlu yiyeceklerden uzak durun.

Bir evrim diyeti alışveriş listesinde olması gereken üç gıda grubu:

1- Meyve ve sebzeler:
(Bakınız, tablo)
2- Kabuklu yemişler: Tuzsuz kaju, yer fıstığı, ceviz, fındık
3- Balık: Taze uskumru, taze alabalık, taze dil balığı.

EVRiM DiYETi NASIL SONUÇLANDI?

Jill Fullerton-Smith, kitabında ‘10 günde ilaç vermeden insanların kolesterol ve kan basıncını düşürmek’ gibi zor bir hedefe nasıl ulaştıklarını şöyle anlatıyor: “Profösör Jenkins’in ‘Ape Diyeti’ni alıp uyarladık, buna ‘Evrim Diyeti’ adını taktık. Deneyin ilk kısmında diyet sadece çiğ meyve, sebze ve kabuklu yemişlerden oluşuyordu. Her denek her gün yaklaşık 5.5 kg gıda tüketti. İlk insanların bu şekilde beslendiğini düşünüyoruz. İkinci kısımda gönüllülerin iki günde bir pişmiş balık yemesine izin verildi.

Kısacası diyet, tuz ve doymuş yağ yönünden fakir, lif yönünden zengindi. Diyet boyunca alkole izin verilmedi.  Sonuç mu? Sadece 10 günde gönüllülerimizin kolesterolü yaklaşık dörtte bir ve kan basınçları da yaklaşık yüzde 10 oranında azaldı. Peki, 10 gün uzak atalarımız gibi beslenmenin etkisi neydi? Gönüllülerimizin her biri deney sonucu kolesterol seviyelerinin ve kan basınçlarının da önemli oranda düştüğünü söyledi. Bu diyet bir kilo verme diyeti olarak tasarlanmadıysa da deney sırasında katılımcıların her biri ortalama 4.4 kilo verdi. Önemli bir nokta da her birinin bel bölgesinin ortalama 5.5 cm incelmesiydi.

HER GÜN 18 GRAM LİF

Bağırsağınızda yaklaşık 100 milyon bakteri bulunur. İyi bakterileri sağlıklı ve mutlu tutmak ve ‘kötülere’ sayıca üstün gelmelerini sağlamak sizin göreviniz. Bunun için daha fazla lif yemelisiniz. Lifler, bağırsak floranızı
güçlü tutar. Zengin çözülebilir lif kaynakları arasında yulaf, yemişler, bezelye ve baklagiller ile elma ve mavi yaban mersini gibi yumuşak meyveler yer alır. Zengin çözülemeyen lif kaynakları tam tahıllı gıdalar, kuskus, havuç, salatalık ve kepektir. Çoğu meyve ve sebze aslında iki tip lifi de içerir.

Kaynak: milliyet.com

Hafızanın sinsi düşmanı:Hipertansiyon

Damarsal bunama, yüksek tansiyon ve kolestrolün tüm vücutta, özellikle kalp koroner damarlarında zaman içinde tıkanma yapıyor.

Anadolu Sağlık Merkezi’nden Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Türker Şahiner, hipertansiyon sonucu ortaya çıkan damarsal bunama ile ilgili şu bilgileri verdi:

Damarsal bunamaya yol açabiliyor

“Unutkanlığa neden olan etkenlerde Alzheimer’den sonra ikinci sırada yer alan damarsal sorunlar, vasküler damarsal demansa, bir başka deyişle damarsal bunamaya yol açabiliyor. Damarsal bunama, yüksek tansiyon ve kolestrolün tüm vücutta, özellikle kalp koroner damarlarında zaman içinde tıkanma yapması ve tam tıkanma olduğunda dokunun ölümüne bağlı olarak gelişiyor.

Damarların tıkandığı bölgede hafif şekilde beyin fonksiyon yitimi gerçekleşiyor. Bu da kişiyi, fark ettirmeden sinsi bir bunamaya doğru götürüyor. Koroner hastalıkların risk faktörleri olan yüksek tansiyon, diyabet, kolestrol seviyesinin yüksekliği, sigara kullanımı, aynı zamanda beyin damar tıkanıklığının da tetikleyici unsurlarını oluşturuyor.

Hafıza ve hipertansiyon arasında doğrudan bir ilişki bulunmuyor. Unutkanlığın en önemli sebebinin Alzheimer olduğunu biliyoruz. Örneğin, unutkanlık sorunu yaşayan 100 hastanın en az 50-60’ı Alzheimer tanısı alıyor. Unutkanlığa nedenleri arasında ikinci sırada ise damarsal sorunlardan kaynaklanan problemler yer alıyor. Tıpta bunun adına vasküler damarsal demans (Damarsal bunama) deniyor.

“Hiçbir zaman durdurulamıyor”

Kişiler de, Alzheimer olmasa bile vasküler demans görülebilir. Alzheimerı, damarsal bunamadan ayıran en önemli özelliğini, bu hastalığın başladığı günden itibaren hiç aralık vermeden kişiyi kötüye götürmesi oluşturuyor. Önerilen tedavi ve yaşam biçimiyle kötüye gidiş yavaşlasa bile hiçbir zaman durdurulamıyor. Oysa damarsal tipteki vasküler bunamada, ilerleme devamlı yükselen bir grafik halinde değil, basamak basamak gerçekleşiyor. Bu basamaksal gidiş, seyri biraz daha ılımlı hale getiriyor.

“Tansiyonu kontrolsüz olanlar dikkat etmeli”

Kişinin tansiyonu kontrolsüzse, iki yıl içerisinde çok ciddi sorunlar yaratabilir. Özelllikle unutkanlığının farkında olmayan, tansiyonunu iyi regüle etmeyen ve diyabeti olan kişilerde bu hastalık çok hızlı bir şekilde ilerleyebilir. Çünkü damar tıkandığı anda ölür. Ama tansiyon zaman zaman yükselse de çoğunlukla ilaçlarla kontrol altına alınmışsa hasta, 10-20 yıl boyunca çok büyük bir sorun yaşamayabilir. Yaş da önemli bir faktör. Genç hipertansiyon hastalarında damarsal bunama görülme olasılığı daha düşük. Bu olasılık yaş ilerledikçe artıyor.

Eğer hipertansiyon ile damar sertliği varsa ve beraberinde yüksek kolesterol belirtisi olan ateroskleroz görülüyorsa, damarlarında hasar mutlaka gerçekleşiyor. Bu da damarsal bunamaya yol açıyor.

Korunmak için ne yapmalıyız?

Damarsal bunamanın tanısının konulmasında MR çok tanımlayıcı bir yöntem. Çünkü MR ile damar tıkanıklığı anında görülebiliyor. Eğer kişi Alzheimer hastasıysa böyle bir damar tıkanıklığı olmuyor. Ama hasta, zaman zaman kötüleyen hafızadan bahsediyorsa bu durumda tanı, damarsal demansa giriyor.

Bir hipertansiyon hastası, damarsal bunamayla karşılaşmamak için en başta diyetini korumak ve düzgün bir yaşam tarzı sürdürmek zorunda. Hasta, eğer bunlara dikkat etmezse, unutkanlığının ilerlediğini fark etmiyor. Bu da, klinik tabloların oluşmasına neden olabiliyor. Beyindeki küçük damarlar tıkandığı için beynin merkezindeki sıvı büyümeye başlıyor. Bu hastalarda en büyük belirti yürüyüş bozukluğu olarak ortaya çıkıyor. Bu hastalar tıpkı Parkinson hastaları gibi tipik bir şekilde, çok kısa adımlarla yürürler. Ya da hasta büyük ve küçük tuvaletini kaçırmaya başlar. Bu durum ancak ameliyatla düzeltilebiliyor.”

Kaynak : internethaber.com

Prof.Dr. İbrahim Saraçoğlu Tansiyon ve Kolesterole karşı kür

Mercimek

Mercimek (Lens culinaris); hem tansiyon dengeleyici hem de kolesterol düşürücüdür. Tansiyon dengeleyici özelliği, içerdiği esculin ve choline maddelerinden kaynaklanır. Esculin, tansiyon yükseltici (hypertensive); choline de tansiyon düşürücü (hypotensive) etki gösteren maddelerdir. Sonuç olarak, birbirlerine tamamen zıt özellik taşıyan bu iki etkin maddenin aynı anda bulunması mercimeğe tansiyon dengeleyici özellik kazandırır. Bu özellikler ağırlıklı olarak yeşil mercimekte vardır. Mercimek aynı zamanda mükemmel bir protein deposudur. Etin yerini en iyi dolduran bakliyatlardandır.

Yüksek kolesterol şikâyeti olanlar dikkat:

Değerli okuyucu, yüksek kolesterol şikâyeti olan hastalar hekimlerinin önerileri doğrultusunda kolesterolü baskılayıcı, örneğin, statin grubu ilaç kullanmak zorundadır. Katıldığım bir akşam yemeğinde kolesterol düşürücü ilaç kullandığını söyleyen bir tanıdığım, o akşamki yemekte dikkat etmesi gereken bazı yemekleri ve tatlıları hiç çekinmeden tüketmişti. Yemek sonrası kendisine, bu akşamki ziyafette ölçüye dikkat etmediğini söylediğimde, bana aynen şu cevabı verdi: “Sayın hocam, nasıl olsa ilaç kullanıyorum, pek fazla dikkat etmeme gerek yok.” Kendisine bunun çok yanlış olduğunu anlattım.

Çünkü, kolesterol düşürücü ilaçlar, öğünlerde tükettiğimiz besinlerin içerdiği kolesterolü etkilemez. Kolesterol düşürücü ilaçlar, besinler üzerinden aldığımız kolesterol üzerinde düşürücü özelliğe sahip değildir.

Kolesterol düşürücü ilaçlar, kanda bulunan kolesterolü düşürmez veya parçalamaz. Sadece ve sadece karaciğere daha az kolesterol üretmesi komutunu verir. Değerli okuyucu, hemen hemen tüm kolesterol düşürücü ilaçlar diyabet hastalığına (şeker hastalığına) yakalanma riskini artırır. Şeker hastası iseniz ve statin grubu (kolesterol baskılayıcı) ilaç kullanıyorsanız, kan şekerinizin yükselmesinde etkili olabileceğini göz ardı etmeyiniz.

Kolesterol düşürücü ilaçlar, karaciğerin kendi ürettiği kolesterolü baskılar, yani karaciğerin daha az kolesterol üretmesini sağlar. Ancak, besinler üzerinden aldığımız kolesterol üzerinde herhangi bir düşürücü (azaltıcı) etkisi yoktur. Bu nedenle kolesterol oranı yüksek olan besinlere ve şeker oranı yüksek olan tatlılara karşı mutlaka ölçülü olunması gerekir.

Kemoterapi ve / veya radyoterapi sonrası

Kemoterapi (ilaç tedavisi) ve/veya radyoterapi (ışın tedavisi) gören hastalarda panzitopeni sıkca karşılaşılan bir durumdur. Panzitopeni, demire bağlı kansızlık (anemi), trombosit ve lökosit sayısındaki düşüş olarak tanımlanır. Trombosit sayısındaki düşüş özellikle kemoterapi sonrası gözlenmektedir. Bu durumda olan hastalara haftada en az üç – dört kez çok az sıvı yağ ve az su kullanarak yapılmış yeşil mercimek çorbası tüketmelerini öneririm. Bir aylık bu mercimek kürü, platelerin (trombosit) normal seviyelerine gelmesinde mükemmel bir takviye oluşturacaktır. Bu kür anemiye karşı etkili değildir. Anemiye karşı kullanılacak olan kür, kereviz – ıspanak kürüdür.

Yeşil mercimek çorbasına ek olarak, aynı günün akşam yemeğinden iki saat sonra 10 günlük lavanta kürü, trombosit sayısının daha da hızlı yükseltilmesinde yardımcı olur.

Dikkat:

Lavanta kürünü, tek başına trombosit (platalet) sayısını yükseltme amaçlı kullanmayınız. Ancak, mercimek kürü tek başına uygulanabilir.

Değerli okuyucu, yeri gelmişken belirtmekte fayda görüyorum, kemoterapi uygulaması tamamlandıktan en az üç gün sonra bitkisel kür uygulayabilirsiniz. Kemoterapi sonrası üç gün geçmeden ve hekiminize danışmadan herhangi bir bitkisel kür uygulamayınız.

GÜNÜN KÜRÜ

Yağsız yeşil mercimek çorbası kürü

En az enginar kadar kolesterolü düşürücü özelliğe sahiptir. Haftada iki – üç defa tüketeceğiniz yağsız mercimek çorbası, bir taraftan kolestrolünüzü kontrol altına almanızda diğer taraftanda tansiyonunuzun dengelenmesinde yardımcı olacaktır. Burada tekrar hatırlatmakta fayda görüyorum; mercimek kürü ne tansiyon problemini ne de kolesterol sorununu tedavi eden bir ilaç gibi düşünülmemelidir. Kolesterol veya tansiyon şikayetleriniz var ise mutlaka bir hekime danışınız.

Beslenmeye bağlı olarak kolesterol yüksekliği varsa bu takdirde haftada birkaç defa tüketeceğiniz yağsız yeşil mercimek çorbası kolesterolünüzü kontrol altına almanızda önemli katkıda bulunabilir. Eğer, genetik olarak yüksek tansiyon (hypercholestrol) söz konusu ise bu taktirde bu kürün faydasının olmayacağının bilinmesi gerekir. Genetik olarak kolesterol yüksekliği (hypercholestrol) durumunda hekim kontrolünde ve yine hekimin önereceği ilaçlar söz konusu olacaktır.

Yeri gelmişken belirtmekte fayda gördüğüm bir nokta şudur; kandaki kolesterolün yükselmeye başlaması veya yüksek değerlere ulaşması kişinin her hangi bir rahatsızlık hissetmesine neden olmaz.

Kolesterolün uzun zaman yüksek değerlerde kalması, çoğu kez geri dönüşü olmayan değişik kalp – damar rahatsızlıklarının ortaya çıkmasına neden olur. Bu nedenle, zaman zaman kan tahlili yaptırarak kolesterol seviyesinin belirlenmesinde çok büyük faydalar vardır. Çünkü, erken teşhis edilen kolesterol yüksekliği, ileride yakalanma riski altında olduğunuz birçok hastalığın tedbirini aldırmış olacaktır. Kolesterol yüksekliğinin zaman içerisinde sebep olacağı hastalıklar genelde geri dönüşü olmayan kalıcı rahatsızlıklardır. Unutmayınız ki, kalıcı rahatsızlıklar yaşam kalitesini düşürür.

Kaynak: xprodoksit.com