Ödem deyip geçmeyin önleminizi alın!
Zaman zaman vücutta oluşan şişkinlikler bir hastalığın habercisi olabilir.
Birçoğumuz zaman zaman yüzüklerimizin parmağımızı sıktığından, bazen ayakkabımızın ayağımıza dar geldiğinden, çorabımızın ayak bileğimiz çevresinde iz bırakmasından rahatsız oluruz. İnsanın yaşam kalitesini çok etkileyen bu duruma “ödem” denir.
Ödem, vücutta dokular arasında sıvı birikmesi olarak tanımlanır. Başta hipertansiyon, kalp, böbrek, karaciğer ve tiroid bezi hastalıkları sırasında ortaya çıkabilir. Ağrı kesici ilaçlar ve bazı kortizon içeren ilaçların kullanımı sırasında da ödem tetiklenebilir. Bazen de hiçbir nedeni olmadan ortaya çıkabilir. Bu durum daha çok tuzdan ve karbonhidrattan zengin beslenme sırasında görülebileceği gibi, özellikle kadınlarda her ay adet öncesi döneminde artan progesteron hormonuna bağlı olarak da oluşabilir.
Hastalığa bağlı ödem tablosunda ödem, göz çevresinde, bacaklarda, karında ve ellerde olur. Ödem süreklidir. Beraberinde mevcut hastalığın varlığına göre halsizlik, yorgunluk, nefes darlığı, solukluk gibi şikayetlerde ortaya çıkabilir. Vücut genelde şiş ve parlaktır. Bacağın ön yüzüne el ile bastırıldığında çukurluk oluşur. Bu durumda mutlaka bir iç hastalıkları uzmanına başvurarak ödemin neden kaynakladığı bulunarak tedavisi yapılmalıdır. Nedeni belli olmayan ödem şeklinde ise ödem sürekli değildir.
Kişinin yaşam tarzından etkilenir. Uykusuzluk, adet dönemleri, yağlı, tuzlu, karbonhidratlı yiyecekler ve alkollü içkiler ödemi artırır. Ödem gün içinde değişim gösterir. Beraberinde çok fazla sistemik yakınma yoktur. Hareket etme ile ve su içme ile şiddeti azalabilir. Eğer sizde zaman zaman vücutta şişlik hissediyorsanız aşağıdaki önlemleri almanızda fayda var. Tuz oranı yüksek yiyeceklerden uzak durun. Peynir, zeytin, salamuralar, turşular, bulyonlar, şarküteri ürünleri, tuzlu bisküviler yüksek miktarda tuz içerir. Dikkatli olun.
Suyu ihmal etmeyin
Taze ananas bromelin adlı bir madde içerir, doğal ödem söktürücüdür. Sabah aç karnına 1-2 dilim ve öğün aralarında tüketilebilir. Yine kivi, maydanoz ve terenin de ödem azaltıcı etkileri biliniyor. Probiyotikli yoğurtlar ve kefir bağırsakta iyi bakteri oranını artırarak şişkinliği azaltır. Düzenli kullanımın faydası var. Su içmek çok önemli. İyi bir dolaşım sistemi, iyi bir boşaltım sistemi ile birliktedir. Böbreğin ve bağırsağın iyi çalışması için günde 2-2.5 litre kadar su tüketilmelidir. Bitki çaylarına karanfil eklenebilir. Alkol, gazlı içecekler, kafein oranı yüksek içecekler (çay, kahve ) ve tuz oranı yüksek içecekler soda, şalgam suyu, tuzlu ayranlardan ödem şikayeti olanlar uzak dursun. Çok fazla basit karbonhidrat tüketilmemelidir.
Özellikle basit karbonhidratlar denilen beyaz un, şekerlemeler ve pirinç gibi gıdaların glisemik indeksi yüksektir. Şişkinlik yapabilir. Yağ oranı yüksek kızartmalar, soslar, şarküteri ürünleri de ödemi artırabilir. Gün içindeki aktivitenizi artırın. Ayaklarınızı yukarıda tutmaya özen gösterin. Masa başı işte çalışıyorsanız saat başı su molası verin, masanızdan kalkın bir dolaşıp tekrar çalışmaya devam edin. Masanızın altına bir yükseklik koyun ve ayağınızı onun üzerinde tutun. Kilo yönetiminize özen gösterin, fazla stresten uzak durun.
Kaynak: milliyet
Yağlar Kadında Kalçada Erkekte Karında Toplanıyor
Yağlar kadında kalçada erkekte karında toplanıyor
Kilo arttıkça da ani sağlık sorunları ortaya çıkar.
İKİ ÇEŞİT YAĞ VAR!
Cinsiyete göre yağ kitlesinde farklılaşma olur mu? Kadın ve erkeklerdeki yağ kitlesi arasında bir fark var mı?
Kadınlardaki yağ kitlesi, erkeklere göre daha fazladır. Kadınlarda yağlar kalçada; erkeklerde ise karında toplanır. Metabolik bozukluk yapan karındaki yağlardır. Karın yağları ikiye ayrılır. Karın duvarının üzerindeki ciltle kas arasında yağ birikir. Ama bu, o kadar zararlı değildir. İkinci tür yağlanma ise kas dokusunun altındaki organların yağlanmasıdır. Metabolik bozukluklara yol açan yağlanma, bu tip yağlanmadır. Bu yağ, kana karışabilir. Hormonlar, vücuttan atılabilir.
Yağ hücreleri vücutta nasıl çoğalır?
Kas dokusunun altındaki organlarda yağ hücrelerinin sayısı artar. Hasta, obezitede kilosunu kontrol edemez. Bir anda çok kilo alır. Kilodaki değişimler tehlikelidir.
Vücutta kaç çeşit yağ vardır? Bu yağların, özellikleri nelerdir?
Vücudumuzda kahverengi ve beyaz yağ dokuları vardır. Kahverengi yağ dokuları; vücuda ısı verir. Beyaz yağ dokuları ise, vucütta kalır. Kilo artışına neden olur.
O zaman kahverengi yağ dokusuna yararlı yağlar diyebilir miyiz?
Tabii ki. Kahverengi yağ dokusu aslında koruyucudur. Bu yağ dokusu azalırsa, kişinin obezite ve şeker hastası olma riski çok artar. Yani ‘Leptin Rezistansı’ söz konusudur. Yağ dokusu artarsa, leptin beyne ‘yeter artık yeme’ komutu verir. Ama obezlerde beyin artık bu emri vermiyor. Leptin üzerine müdahale edecek tedaviler araştırılıyor. Ancak henüz bulunamadı.
OBEZİTE SINIRI DÜŞTÜ
Bir kişinin obez olup olmadığını nasıl anlıyorsunuz?
Vücut kitle endeksi aracılığıyla bakıyoruz. Şöyle ki; vücut kitle endeksi 30′un üzerinde olan kişilere biz ‘obez’ diyorduk. Ancak son araştırmalar gösterdi ki; kilo nedeniyle oluşan hastalıkların başlangıç seviyesi vücut kitle endeksinin altında. Artık vücut kitle endeksi yüzde 25′in biraz üstünde olduğu zaman bile kilo nedeniyle oluşan hastalıklar fazlalaşıyor. Artık obezite sınırının aşağı indirilmesi düşünülüyor. Yüzde 27′lere falan indirilecek. Eğer vücut kitle endeksi 30 ise haftada bir kilo verilmeli.
KADINLAR DAHA KOLAY KİLO ALIR
Kadınlar daha kolay kilo alır, erkekler daha çabuk kilo verirler.
Erkeklerin metabolizması daha hızlıdır. Çünkü kas kitleleleri daha fazladır.
Erkeklerde obezite, erkeklik hormonunun azalmasına neden olur. Testosteron yağda eridiği için miktarı azalır.
Kadınlarda da karın içi yağlar androjen algısını artırdığı için menopoz öncesinde kıllanma gibi erkekleşme sorunları da başgösterir.
Obezite, erkeklerde daha çok prostat yapar. Karın içi yağlanma erkeklerde daha fazladır.
Kadınlarda yağlar kalça bölgesinde toplanır. Kadınlardaki kilo vücuda daha az hasar bırakır.
Erkeklerin kiloları daha tehlikelidir. Şeker ve tansiyon gibi hastalıkları daha çok arttırır.
OBEZ KADINLARIN YÜZDE 40′I POLİKİSTİK OVER!
Obeziteden korunmak için ne yapmak gerekir?
Öncelikle diyet sözcüğünün ortadan kaldırılması gerekiyor. Onun yerine sağlıklı beslenme sözcüğü tercih edilmeli. Çünkü diyet sözcüğü herkes için çok antipatik…
KİLO VERMELİLER!
Son dönemde kadınlar arasında polikistik over hastalığı hızla yayılıyor. O hastalıkta da kişi, yemek yemese bile kilo alıyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Polikistik over sendromunun, büyük oranda obezite ile ilişkili olduğu anlaşıldı. Polikistik over hastalarının yüzde 40′nın obez olduğu görüldü. Bu arada kilo verilmesiyle polikistik over’ın tedavi olabildiği de kanıtlandı. İnsülin direnci yüksek olan hastalarda, polikistik over de ortaya çıkıyor.
TEK YÖNLÜ DİYETLER VÜCUDA HASAR VERİYOR!
Peki obezite erkeklerde ve kadınlarda ne gibi rahatsızlıklara neden oluyor?
Erkeklerde kanser yüzünden ölümlerin yüzde 14′ü, kadınlarda ise yüzde 20′sinden obezitenin sorumlu olduğu kanıtlandı.
EN AZ 800 KALORİ OLMALI!
Son dönemde ortaya çıkan ve çok moda olan diyetlere karşı mısınız?
Moda diyetler, tek yönlü gıda alımı olmadığı sürece karşı değilim. Ama tek yönlü ve açlık yapacak diyet programıyla bunlar geçici oluyorlar ve hasar bırakıyorlar. 800 kalorinin altında bir diyeti erişkin tolere edemez. Birkaç gün ve birkaç haftadan sonra bir şekilde insülin hormonu yükselir, vücut bu diyeti reddeder. Kişi bayılacakmış gibi olur, ihtiyacı olandan fazla yemek yer.
KİLO YAPAN HASTALIKLAR
İNSÜLİN DİRENCİ:
İnsülin hormonu, şekeri düşüren bir hormondur. Ama bazı durumlarda insülin hormonu, bu etkiyi gösteremez. İnsülin hormonu yağda eriyen bir hormondur. Vücut yağ kitlesi, ne kadar yüksek olursa insülin hormonu seviyesi o kadar düşer. Etkin insülin hormonu seviyesi kanda azalır. Kan testi yapılıp birkaç damla kandan insülin direnci ölçülebilir. İnsülin direnci için insülin hormonunun hassasiyetini artırıcı ilaçlar verilir. Hasta zayıflatılınca da, tedavi edilmiş olur. İnsülin direnci karın içi yağlarının artmasına, kalp, kolesterol, Hipertansiyon ve şeker gibi hastalıklara yol açar. Bu da metabolik sendrom anlamına gelir. Metabolik sendrom; karın çevresinin genişliği 102 olan erkeklerde, kolesterol ve kan şekeri yüksekliğine neden oluyor. Kilo verildiğinde metobolik sendrom da tedavi oluyor.
HAŞİMOTO HASTALIĞI:
Son yıllarda görülme sıklığı çok arttı. Bu hastalık, daha önce var mıydı, atlanıyor muydu bir şey söyleyemiyoruz. Laboratuvar tekniklerinin gelişmesiyle gizli haşimoto hastalıkları ortaya çıktı. Buradaki problem, tiroid bezinin vücuda yabancılaşması sonucu vücudun tiroid bezini bir şekilde reddetmesidir. İlk başta tiroid bezi çok çalışır. Bu sırada hasta zayıflayıp terler. Bunun sonucunda bezin çok çalışması ilaçlarla durdurulur. Eğer hasta takip edilmezse ve ilacını almaya devam etmezse, bu hastalığın normal seyri fonksiyonunu kaybeder. Hasta hipotiroide girer.
ŞEKER HASTALARI GENELDE OBEZ!
Obezite dünyada neden bu kadar önemli?
Çünkü Amerika’da her yıl 300 bin kişi, sırf obezite ve kiloları nedeniyle ölüyor. Başka ülkelerde bu konuda yapılan bir çalışma henüz yok. Bu arada şeker hastalarının yüzde 80′inin de obez olduğu unutulmamalı!
TEK YÖNLÜ DİYETLER VÜCUDA HASAR VERİYOR!
Peki obezite erkeklerde ve kadınlarda ne gibi rahatsızlıklara neden oluyor?
Erkeklerde kanser yüzünden ölümlerin yüzde 14′ü, kadınlarda ise yüzde 20′sinden obezitenin sorumlu olduğu kanıtlandı.
EN AZ 800 KALORİ OLMALI!
Son dönemde ortaya çıkan ve çok moda olan diyetlere karşı mısınız? Moda diyetler, tek yönlü gıda alımı olmadığı sürece karşı değilim. Ama tek yönlü ve açlık yapacak diyet programıyla bunlar geçici oluyorlar ve hasar bırakıyorlar. 800 kalorinin altında bir diyeti erişkin tolere edemez. Birkaç gün ve birkaç haftadan sonra bir şekilde insülin hormonu yükselir, vücut bu diyeti reddeder. Kişi bayılacakmış gibi olur, ihtiyacı olandan fazla yemek yer.
Kaynak: saglikplatformu.com
Gıda Güvenliği için 17 Öneri
Yaz aylarında aşırı sıcaklar ve rutubet nedeniyle hızla bozulan gıdalar, zehirlenmeye varan pek çok sağlık sorununu yol açabiliyor. Bu durumun önüne geçmenin tek yolu ise gıda güvenliğine dikkat etmek. Gıdaları satın alırken, hazırlarken ve saklarken kurallara uymak gerekiyor. İşte gıdaları güvenli tüketmeniz için 17 öneri!
Aşırı sıcağın etkisiyle gıdalar, uygun koşullarda hazırlanmadıkları ve saklanmadıkları zaman, zararlı mikropların hızla çoğalmaları nedeniyle yaz aylarında çeşitli sağlık sorunlarıyla karşılaşma riski artıyor. Yaz aylarında gıda güvenliğine dikkat edilmediği takdirde en sık ‘gıda zehirlenmeleri’ olmak üzere ishal, sindirim sistemi bozuklukları ve soğuk algınlığı belirtileri gibi çeşitli sorunlarla karşılaşılıyor. Aslında basit kurallara uyarak gıda zehirlenmelerinin önüne geçmek ya da bu riskleri en aza indirmek mümkün. Elbette zehirlenmeler bir yana, satın aldığımız, hazırladığımız, tükettiğimiz veya sakladığımız gıdalarımızı sağlıklı olarak tüketmek en önemlisi. Acıbadem Labvital Gıda Kontrol Laboratuvarı Mesul Müdürü Veteriner Hekim Işıl Selmin Ünsal, sağlık sorunlarıyla karşılaşmamak için gıda güvenliğinin evlerimizde nasıl sağlanması gerektiğini anlattı.
SATIN ALIRKEN…
1 – Etiket bilgilerini kontrol edin: Gıdaları satın alırken etiket bilgilerini okuyarak ürünün içeriğini inceleyin. Satın alacağınız gıdanın sadece adına bakmak bazen yeterli olmayabiliyor, üretim izni ve ruhsatı, üretici firma bilgileri ve bir üretim adresi olması gerekiyor. Ayrıca örneğin, meyveli bir içecek aroma ve şekerden mi oluşuyor, yoksa gerçek meyve suyu mu içeriyor, bunu bilerek almalısınız.
2 -Son tüketim tarihine bakın: Her ne kadar birçok firma son tüketimi tarihi geçmiş ürünlerini reyonlardan çekse de, gözden kaçmış olabileceği için satın almak istediğiniz ürünün son tüketim tarihine bakmayı ihmal etmeyin. Eğer son tüketim tarihi geçmiş bir ürüne rastlamışsanız, bu ürünü satın almayın ve satış yerini de uyarın. Çünkü ürünün lezzeti değişip, besin değeri kaybolmuş, hatta bozulmuş da olabilir ki bu da gıda zehirlenmesi başta olmak üzere birçok sağlık sorununa yol açabiliyor.
3 – Ambalajı bozulmuş ürünleri almayın: Şişmiş, sızıntı yapmış, delinmiş veya bozulmuş ambalajlı ürünlerde, gıdanın içinde mikroorganizmalar üreyip sağlığınızı tehdit edebilir. Örneğin konservenin kapağı dışarıya doğru bombe yapmışsa, bu, bakterilerin üreyip gaz yaptığını gösterebiliyor.
4 - Soğutuculardaki sıcaklığı kontrol edin: Balık, tavuk, kırmızı et, süt ve peynir gibi soğukta saklanan besin maddelerinin uygun şartlarda soğutulduğundan emin olun. Örneğin deniz ürünlerinin bulunduğu reyonlar -18 derece soğuklukta, süt ürünlerinin bulunduğu reyonlar ise +4 derece olmalı.
5 - Açıkta sunulan besinleri almayın: Sağlığınızın olumsuz etkilenmemesi için taze sebze meyveler hariç, açıkta satılan ambalajsız besinleri satın almamaya özen gösterin.
SAKLARKEN
6 – Buzdolabınızı +2- +4 dereceye ayarlayın: Besinlerin hızla bozulmamaları için buzdolabının serinliği +4 derece olmalı. Yaz mevsiminde buzdolabının kapağını daha sık açıp kapatacağınız için dereceyi düşürerek buzdolabınızın soğutma kapasitesini artırın. Buzdolabınızı fazla besinlerle doldurmamaya ve kapların arasında hava akımı olmasına da özen gösterin, aksi halde hava içeride rahatça dolaşamaz ve bunun sonucunda yeterli soğutma sağlanamaz.
7 – Kapalı kaplarda muhafaza edin: Buzdolabında meyve de dahil hiçbir besini açık olarak saklamayın. Besinleri mutlaka yıkanmış ve çok iyi süzülmüş olarak, ağzı kapatılmış bir kap içinde muhafaza edin.
8 – Pişmiş gıdaları üst, çiğ olanları ise alt raflarda tutun: Uygun koşullarda pişirilmiş ve ağzı iyi kapatılmış kaplarda saklanan gıdaların mikroorganizma bulundurma ihtimalleri çok azdır. Ancak çok iyi yıkanmış olsalar bile; çiğ olan et, kanatlı ve deniz ürünlerinde mikroorganizmalar çok hızlı gelişebilir. Bu besinlerde düşük sıcaklıklarda üreyebilen ve hastalık etkeni olan çok önemli mikroorganizmalar bulunabiliyor. Dolayısıyla çiğ tavukları açık ya da ambalajı bozulmuş bir şekilde üst raflarda saklarsanız, üzerinde çeşitli zararlı mikroorganizmalar üreyebilir, daha da kötüsü yerçekiminin etkisi nedeniyle alt rafta bulunan besinlere de bulaşabilir.
9 - Derin dondurucuda en fazla 6 ay saklayın: Sıcaklığı ne olursa olsun, gıdaların bozulmasındaki en önemli faktör zamandır. Bu nedenle -18 derece ve altında bile olsa, önerilen süre kadar saklamalısınız. Bu nedenle deniz ürünlerini en fazla 20 gün, kırmızı eti de maksimum 2 ay içinde tüketmeye özen gösterin. Gıdaları derin dondurucuda hava ile temas etmeyecek şekilde sardığınız ambalajın içinde saklamayı da ihmal etmeyin. Donmuş olsalar bile, derin dondurucuda meyve ve sebze ile eti yan yana koymayın. Kapalı ambalaj içinde olsalar bile gıdalardan biri çözülüp diğerine bulaşabiliyor ve üzerlerinde bakteri üremesine neden olabiliyor.
10 - Gıdaları çözüldükten sonra tekrar dondurmayın: Eğer artan besinleri tüketmeyecekseniz çiğ olarak değil, pişirdikten sonra tekrar dondurun. Örneğin kıyma ile köfte yaptınız, geri kalan kısmı tekrar değerlendirmek için kıymayı kavurduktan sonra derin dondurucuda saklayın.
11 – Etleri çabuk çözülmeleri için sıcak bir yere koymayın: Derin dondurucuda sakladığınız gıdaları çabuk çözülmeleri için mutfak tezgahının üzerine koymayın. Çünkü çok soğuk ortamdan aniden sıcak ortama konan gıdalar bakteri ve mikrop yuvasına dönüşebilirler. Bunun nedeni ise mikroorganizmaların her 20 dakikada bir bölünerek saatler içerisinde çok yüksek miktara ulaşmaları ve yavaş yavaş çözülürken bu sayının artacak olması. Ayrıca çözüldükten sonra birkaç saat dışarıda kalan hiçbir ürünü de tüketmeyin. Gıdaları saklamanın en sağlıklı yolu onları buzdolabının en alt rafında çözdürmektir.
12 – Ambalajların ağzını açık bırakmayın: Tahıl unları ve kahve gibi ürünleri genellikle ambalajlı halde, örneğin kutularıyla buzdolabında saklamak gibi bir alışkanlığa sahibiz. Ancak ambalajını açtığınız ürünü mutlaka kutusuyla birlikte buzdolabı poşetinin içine yerleştirin. Ya da kapalı cam kavanoza boşaltın. Ağzını sıkıca kapatıp, bağladıktan sonra buzdolabına koyun. Çünkü ürün buzdolabını her açıp kapattığınızda havayla temas eder, bunun sonucunda da bozulmaya başlar. Veya daha kötüsü üzerine istenmeyen kokular siner. Lezzet değişikliğinin de bir bozulma olduğunu unutmayın.
HAZIRLARKEN
13 – El yıkama alışkanlığı edinin: Yemek yapmaya başlamadan önce ellerinizi en az 20 saniye boyunca bol sabunla köpürterek sıcak suyla iyice yıkayın ve mümkünse kağıt havluyla kurulayın. Özellikle çiğ gıdalarla (tavuk, balık veya kırmızı et ile) temas ettikten sonra başka bir malzemeye veya gıdaya dokunacaksanız, ellerinizi yıkamayı asla ihmal etmeyin.
14 - Pişirdiğiniz gıdaları kısa sürede soğutun: Akşam geç saatlerde hazırladığınız yemeği soğuması için mutfakta bırakıp, ertesi sabah işe gitmeden önce buzdolabına koymak gibi bir hataya asla düşmeyin. Çünkü tıpkı çözülme sürecinde olduğu gibi, gıdalar yavaş yavaş soğurken içinde mikroorganizmalar üreyebiliyor ve sağlıklı olarak hazırladığımız yemek, ertesi gün bozulmuş olarak sofraya gelebiliyor. Bozuk ürünler kendilerini her zaman tadı ve görüntüsü ile ele vermeyeceği için biz de bu yemekleri yiyerek hastalanabiliyoruz. Yemekler ılık, hatta sıcak bile olsalar buzdolabında rahatlıkla soğutabilirsiniz. Bu şekilde soğuyan yemeğin tadı bozulmuyor, sadece buzdolabınızın daha fazla çalışmasına neden oluyor
15 – Yemeklerinizi soğuturken tencerenin kapağını açık bırakmayın: Pişirdiğiniz gıdaları hiçbir zaman üstü açık soğutmayın ve tencerenin kapağını yarı açık bırakmayın. Pişirdiğiniz yemeği, örneğin çorbanızı kaynadıktan sonra tencerenin kapağını açıp soğutmaya kalkarsanız, yaşadığınız ortamdaki hava içinde yer alan mikroorganizmalar doğrudan yemeğin içine düşebilir. Bu mikroorganizmalar da üremeleri için uygun besleyici ortam olan yemeğin içinde sayılarını hızla çoğaltarak hasta olmanıza yol açabilirler.
16 – Ayrı doğrama tahtalarınız olsun: Sebze, doğrama tahtanız ile kırmızı ve beyaz et doğrama tahtalarınız ayrı olmalı. Aynı şekilde ekmekleri dilimlediğiniz tahtanız da. Ne kadar temiz olduğunu düşünürseniz düşünün, hiçbir zaman sebze veya et doğradığınız tahtada ekmek dilimlemeyin. Kırmızı et doğradığınız tahtanızı da beyaz etlerde kullanmayın. Çünkü her gıda grubu farklı mikroorganizmalar taşıyor ve diğer mikroorganizmaların üzerlerinde zararlı etki gösterebiliyor. Aynı nedenle, çiğ köftelerinizin durduğu tabağa, pişmiş köftelerinizi koymamalısınız.
17 – Mutfak tezgahını sık sık temizleyin: Bakterilerin ürememeleri için kullanım sonrası tabak, bıçak, çatal ve kesme tahtası gibi araç gereçleri, mutfak tezgahını sıcak su ve sabunla iyice temizleyin. Kendi halinde kurumaya bırakın. Lavabo ve muslukları yıkamayı unutmayın.
Kaynak: saglikplatformu.com
İyimserlik, Kötümserlik ve Sağlığa etkileri
İyimserlik ve kötümserlik insanların gelecekten beklentilerinin gerçekleşmesini belirleyen en önemli etkenlerdir. Kişinin motivasyonunu bu duygular belirler ve insan sağlığında büyük önem taşırlar.
Hayatta bir amaç olmadan hareket olmaz. Beklentiler her zaman vardır ve amaca ulaşmaya güven duymak iyimserlik, şüpheye düşmek ise kötümserlik olarak yorumlanır. Kişi şüphedeyse ve güven duymuyorsa bir hareket başlatmaz.
İyimserler güvende ve ısrarcıdır, gelişmelerin yavaş ve zor olmasına rağmen güvenlerini kaybetmez. Kötümserler ise şüpheli ve kararsızdır. Sıkıntıyı fazla abartırlar. İyimserler sıkıntının başarı ile aşılabileceğine inanırlarken, kötümserler felaketi bekler. Bu farklılık sağlıkla ilgili riskler ve tehditlere karşı koymayı da belirler.
Sağlık sorunları insanlarda pek çok duyguyu hareketlendirirken sonuç olarak acıyı yaşamak ve meydan okumak olarak iki ayrı hissi doğurur. Duyguların dengesi kişinin iyimser ve kötümser olmasına göre şekillenir. İyimserle iyi sonuçlar bekler ve iyi duygularını harekete geçirirken, kötümserle negatif sonuç ve duygularla başbaşadır.
Örneğin sigara içmek, korunmasız cinsellik, emniyet kemeri olmadan araba kullanmak, ya da aşırı şekerli-yağlı beslenmek sağlık riskidir. Bazı insanlar bu riskleri olduğu gibi kabul ederlerken, bazıları önlemlerini alır. Çünkü bazı insanlar kendileri için iyi sonuçlar üreteceğini bilirlerken, kötümserler önlem almanın işe yaramayacağını düşürür.
Yapılan araştırmalar sağlıkla ilgili önlemlerin büyük ölçüde iyimser insanlar tarafından dikkate alındığını söylemektedir. İyi beslenir, vitamin alır, yeterli ölçüde uyur, güneşten korunur ve daha pek çok önlemi hayatına katar. Örneğin kalp sağlığı ile ilgili düzenlenen bir programda iyimserlerin kötümserlere göre daha fazla aktif ve gayretli olduğu görülmüştür. Bir ameliyat geçiren kişilerde iyileşme sürecinin iyimserlerde daha kısa sürdüğü görülmektedir.
Kötümserler iyimserlere göre alkol bağımlılığına daha yatkındır. Kötümserler alkole karşı daha savunmasızdır. Onlar sorunları konuşmak, düşünmek ve yardım almak yerine alkolle perdelemeye daha müsaittirler.
Kötümserler iyimserlere göre çok daha fazla stres altındadır. Bilindiği gibi stres sağlık sorunları için büyük risk taşıyan bir durumdur. Kötümserlerin tansiyonu iyimserlerden daha yüksektir. Tabi ki bu kötümserliğin tansiyonu arttırdığını değil sürekli stres altında olmanın yükselmeye neden olmasıyla açıklanır.
Kötümserler kalp ve damar hastalıklarına daha fazla yakalanmaktadır.
Bir hastalığı olan kişiler üzerinde yapılan araştırmalarda kişinin duygularının hayatta kalma sresine etkisi incelenmiş, kötümserlerin daha kısa süre hayatta kalabildiklerini kanıtlamıştır.
Kötümser kişiler sağlık sorunlarında mücadeleyi bırakmakta ve hastalığın gelişmesine izin vermekte, iyimser kişilerin ise sonuna kadar savaştıkları düşünülmektedir.
Gebelikte Alkol Kullanımı
Hamilelik döneminde tüm bağımlılık yapıcı maddelerde olduğu gibi alkol kullanmakta zararlıdır. Hamilelik döneminde alkol kullanımı bebeğin düşük ağırlıkta olmasına, gelişme geriliğine neden olur.
Fetal alkol sendromu denilen ve bebeğin anne karnındayken alkole maruz kalması ile oluşan bir problem ciddi sonuçlara neden olmaktadır. Zeka geriliği, gelişme bozukluğu, davranış bozuklukları, organ kusurları görülür. Başın normalden büyük ya da küçük olması, tavşan dudağı denilen dudak yarıkları, burunda şekil bozukluğu, anormal şekilli organlar, kalp şekil ve işlev bozuklukları, omurga bozuklukları, cinsel organ ve böbreklerde sorunlar fetal alkol sendromunun sonuçlarıdır.
Alınan alkol miktarı arttıkça olumsuz sonuçların görülme sıklığı ve şiddeti artmaktadır. Alkolün etkin maddeleri hücrenin gelişim döngüsünü bozar ve gelişim engellenir. Karaciğer ve böbrekler anneden gelen alkolü ne yapacağını bilemez ve işleyemez böylece o zamana kadar normal gelişen hücrelerde de hasar oluşturur. Alkol yine plasentanın fonksiyonlarını bozar ve bebek beslenmesi sekteye uğrar. Böylece her yönden bir gelişme geriliği ortaya çıkar.
Gelişim geriliğinin seviyesinde alınan alkolün çokluğu, alınma sıklığı, hamileliğin hangi aşamasında kullanıldığı belirleyici sol oynar. Örneğin hamileliğin ilk haftalarında alınan alkol organların oluşmasında sorunlara neden olurken, son aylarda alınan alkol beyin hücrelerini etkiler.
Alkol alan bir kadın normale göre daha fazla düşük yapma ve plasentanın erken ayrılma riski içindedir. Sorunlar sadece bununla kalmayarak doğumu izleyenzamanlarda eklem, kalp ve vücut ısısı sorunları baş gösterir.
Kısırlığa Neden Olan Faktörler
Kısırlık yani tıp dilinde infertilite; çiftlerin bir yıl boyunca korunmaksızın düzenli ilişkide bulunmalarına rağmen bebek sahibi olamamaları olarak tanımlanan bir üreme sistemi hastalığıdır. Her 7-10 çiftten 1′inin problemi olarak karşılaşılan kısırlık, tedavi edilebilen bir sağlık sorunudur. Günümüzde bu problem, her geçen gün yeni bir teknolojik gelişme ile, uygulanan yeni yöntem veya teknikler sayesinde tedavi edilerek, çiftlerin ve ailelerinin kabusu olmaktan çıkmıştır.
Kısırlık pek çok nedene bağlı olarak gelişebilir. Bu faktörleri erkeğe ve kadına bağlı faktörler olmak üzere iki ana başlık altında toplanabilir. Kısır çiftlerin yaklaşık 3′te 1′inin sadece kadındaki bir tıbbi problemden, diğer 3′te 1′inin de sadece erkeğe bağlı faktörlerden bebek sahibi olamadıkları saptanmıştır. Kalan yüzde 30′luk çift ise hem kadına hem erkeğe ait problemler nedeniyle kısırlık problemiyle karşı karşıyadır. Bazı durumlarda (her 10 – 20 infertil çiftten 1′inde) ise kısırlığın nedeni tam olarak bilinememektedir.
Erkeğe bağlı kısırlık nedenleri:
- Hiç sperm hücresi üretilmemesi (azospermi)en sık rastlanan sorunlardan birisidir.
- Üretilen spermlerin cansız olması, yapısal ya da sayısal genetik bozukluklara sahip olması, sayı ve hareketlerinin düşük olması,
- Bazı durumlarda ise erkek ejakulasyon(geri boşalma) sorunuyla karşılaşır ya da sperm penisten atılmak yerine idrar kesesine geri dönebilir.
- Varikosel, iktidarsızlık, inmemiş testis, seksüel geçişli hastalıklar da çok kolay ekarte edilebilecek nedenlerdendir.
- Çevresel kirlilik, sigara, alkol, uyuşturucu ve bazı ilaçlar da neden olabilir.
Kadına bağlı nedenler:
- Yumurtlamada görülen düzensizlikler, hatta bazı kadınlar hiç yumurtlamazlar ki buna tıp dilinde anovulasyon denir.
- İnfertil kadınlar arasında çok sık rastlanan bir diğer durum da rahim duvarının yangısı olarak tanımlayabileceğimiz endometriozistir. Endometriozis kendisini normalde rahim duvarını çevreleyen hücrelerin küme veya kistler halinde kadının tüm üreme sistemine dağılması şeklinde kendisini göstermektedir.
- Hormon bozukluğu, yumurtalık kisti, jinekolojik enfeksiyonlar, tümör de tedavi edilebilir nedenlerdir.
- Serviksten tüplere kadar transport bozukluğu da kısırlık nedeni olabilir.
Kaynak: bebegimveben.com
Kızamık Aşısı
Aşı dönemi öncesinde milyonlarca ölüme neden olan kızamık, bugüne kadar bilinen en bulaşıcı hastalıktır. Dünya Sağlık örgütü verilerine göre, günümüzde tüm dünyada kızamık nedeniyle ölen çocuk sayısı, tek başına başka bir enfeksiyonun yol açtığı ölümlerden daha fazladır. Küresel bağışıklama programlarıyla her yıl 70 milyon kızamık vakası ve 2 milyon ölüm önlenebiliyorsa da, her yıl halen 30 milyondan fazla vaka ve yaklaşık 1 milyon ölüm görülmektedir. Canlı kızamık aşısının bulunmasından sonra kızamık kontrol altına alınmış, ama henüz tamamen ortadan kaldırılamamıştır.
Kızamıktan korunmanın bilinen tek yöntemi aşılamadır. Kızamık aşısı etkin ve güvenilirdir. 1970 yılından bu yana ülkemizde aşılama yapılmaktadır. Kızamık aşısının hayat boyu bağışıklık oluşturduğu kabul edilir. Koruyuculuk yapıldığı zamana bağlı olarak değişim gösterir. 2006 yılından bu yana ilk doz kızamık aşısı 12. ay, ikinci doz aşı ilköğretim 1. sınıfta yapılmaktadır. Bir süredir kızamık aşısının kabakulakla birlikte yapılması gündemdedir.
Kızamık aşısı, kurutulmuş bir aşıdır ve toz şeklinde saklanır. Distile su ile karıştırılıp deri altı yoluyla 0,5 ml uygulanır.
Aşılanan çocukların %5-15’inde aşıdan 6-11 gün sonra 1-3 gün süren 39°C ve üzerinde ateş ve daha az bir oranda döküntü olabilir. Kendiliğinden düzelen bu durumda özellikle havale eğilimi olan çocuklara ateş düşürücü verilmesi önerilmelidir.
Canlı aşıların yan etki oluşturduğu durumlarda kızamık aşısı uygulanmamalıdır. Yumurta allerjisi olanlara kızamık aşısının duyarsızlaştırma yöntemi ile yapılması uygundur. Hafif üst solunum yolu ve mide iltihabı gibi hastalıklarda aşının ertelenmesine gerek yoktur
İnfertilite( Kısırlık ) Nasıl Teşhis Edilir?
Kısırlık yani tıp dilinde infertilite; çiftlerin bir yıl boyunca korunmaksızın düzenli ilişkide bulunmalarına rağmen bebek sahibi olamamaları olarak tanımlanan bir üreme sistemi hastalığıdır. Her 7-10 çiftten 1′inin problemi olarak karşılaşılan kısırlık, tedavi edilebilen bir sağlık sorunudur. Günümüzde bu problem, her geçen gün yeni bir teknolojik gelişme ile, uygulanan yeni yöntem veya teknikler sayesinde tedavi edilerek, çiftlerin ve ailelerinin kabusu olmaktan çıkmıştır.
Doğurganlığın en yüksek olduğu bir dönemde bile ilk cinsel birleşme gebelikle sonuçlanmayabilir ki bu son derece normaldir. Gerçekten de sağlıklı bir kadının erkeğe bağlı bir infertilite nedeninin olmadığını varsayarsak belirli bir ayda gebe kalma oranı ancak yüzde 20 kadardır. Bu nedenle, gereksiz test ve tedaviyi önlemek için bir yıla kadar korunmadan cinsel ilişkide bulunulmasına rağmen gebelik elde edemeyen çiftlere infertilite tanısı konmaz. Ancak bu koşullar yerine getirildiği halde bir yıl sonrasında gebe kalamayan çiftlere konunun uzmanı olan bir doktora danışmaları önerilmektedir.
Kadınlarda kısırlığa neden olan faktör ya da faktörleri ortaya çıkarabilmek amacıyla, öncelikle fiziksel ve jinekolojik muayenelere, gerekli görüldüğünde ise çeşitli laboratuvar testleri ve görüntüleme sistemlerine başvurulmaktadır. Erkeklerde ise öncelikle semenin makroskobik ve mikroskobik değerlendirilmesi yapılmalıdır. Burada amaç; spermin var olup olmadığı, varsa spermlerin sayı, hareketlilik ve yapısal olarak normal olup olmadıklarının saptanmasıdır.
Kısırlık tanısı için gerekli olan testler nelerdir?
. Pelvik (jinekolojik )muayene
. Semen analizi (sperm tahlili): 2-3 günlük perhiz sonrası verilen semende hacim, yoğunluk, hareketlilik ve şekil gibi parametrelere bakılır.
. Progesteron hormon düzeyinin değerlendirilmesi; normal değerinin altındaysa yumurtlamanın olmadığını gösterir.
. Testiküler biyopsi (Azospermi hastalarına); menisinde hiç spermi olmayan erkeklere yapılır. Testislerde sperm olup olmadığını anlamak için doku parçası alınır ve mikroskop altında sperm aranır.
. Hormon düzeylerinin değerlendirilmesi
. HSG (Histerosalpingografi) Rahim ağzından tüplere kadar olan geçişi gözlemlemek için yapılır. Tüplerin açık olup olmadığına bakılır.
. Laparoskopi, kadın üreme organlarının direk gözlenmesi için yapılır.
Kaynak: bebegimveben.com
A vitamini
vitamini, yağda eriyen bir vitamin olup, karaciğerde depolanır. Bebeğinizin embriyonik gelişimi, hücre büyümesi, göz, kalp ve kulak gelişimi için önemlidir. Ayrıca sağlıklı bir cilt, iç zarlar, enfeksiyonlara dayanıklılık, kemik gelişimi ve yağ metabolizması için de gereklidir. A vitamini özellikle gebe kadınlar için çok gerekli bir vitamindir. Çünkü doğum sonunda doku tamirine yardımcı olur, normal görme ve enfeksiyonlarla savaşmada yardımcı rol oynar.
Günlük A vitamini ihtiyacı ne kadardır?
Gebelik sırasında günlük A vitamini ihtiyacı 770 mikrogram(mcg) kadardır. Bu da yaklaşık 2,565 IU(International Unit) ye denk gelmektedir. Emzirme döneminde ise ihtiyacınız 1300 mcg a (4,330 IU) yükselir. Normal bir diyetle A vitaminini bol miktarda alabilirsiniz. Et, balık, süt, yumurta ve tahıllarda A vitamininin öncü şekli bulunur. Çoğu meyve ve sebzede bulunan beta karoten şekli ise vücutta ihtiyaç duyuldukça A vitaminine çevrilir. Gebelik sırasında A vitamininin fazlası doğumsal anormalliklere ve karaciğer hasarına yol açabilir. Tablet şeklinde veya hayvansal gıdalarla alabileceğiniz maksimum A vitamini miktarı 10,000 IU olarak hesaplanmıştır. Fakat bu arada istediğiniz kadar sebze ve meyve yiyebilirsiniz. Multivitaminlerinizi doktorunuz tavsiye etmediği takdirde kendi kendinize artırmayın. Bazı vitamin tabletleri beta karoten içerirken, bazıları ise A vitamininin öncü formunu içerirler. Bunun için etiketinin üzerini okuyun veya almadan önce doktorunuza sorun. Önemli bir konu da gebelik sırasında ve gebe kalmadan bir süre önce, akne ilacı olan izoretinon grubu ilaçlardan uzak durulmasıdır. Bu madde A vitamininin bir bileşenidir.
A vitamini dışardan alınması gerekli midir?
Genelde dengeli beslenme sonucu bu vitamin zaten bol miktarda alınır. Ancak çoğu multivitamin tableti A vitaminini içerir. Bu yüzden tabletin içerdiği A vitamini miktarını kontrol edin ve önerilen miktarın üzerinde olmadığına emin olun. Eğer içindeki madde beta karoten ise, bu madde A vitamini öncü maddesine göre daha güvenli bir maddedir.
En iyi A vitamini kaynakları nelerdir?
Meyve ve sebzeler en iyi A vitamini kaynaklarıdırlar. Özellikle portakal ve turunçgiller ile yeşil yapraklı yiyecekler beta karoten açısından zengin besinlerdir. Ayrıca süt ve tahıllardan da A vitamini almak mümkündür. Dana ve tavuk karaciğeri de yüksek miktarda A vitamini öncüsü içerir. Bu yüzden bir seferde fazla miktarda almamaya dikkat etmelisiniz. 100 gr dana karaciğerinde günlük tavsiye edilen A vitamini miktarının sekiz katı bulunur. Bir günde tüketilecek miktarın iki katını geçmemesi uygundur.
Aşağıda içinde A vitamini bulunan yiyecekleri bulabilirsiniz.
1 adet pişmiş tatlı patates: 28,058 IU
1 kase pişmiş havuç: 26,835 IU
1 adet çiğ havuç: 8,666 IU
1 kase haşlanmış ıspanak: 22,916 IU
1 bardak yağsız süt: 500 IU
1 paket yulaf ezmesi: 947 IU
A vitamini havayla temas ettiği zaman azalan bir vitamin olduğu için, hava almayan kaplarda saklanmalıdır.
A vitamini eksikliği belirtileri nelerdir?
Aslında A vitaminini et, süt, yumurta, meyve ve sebze gibi pek çok yiyecekten almak mümkün olduğu için eksikliğini görmek pek olası değildir. Eğer eksiklik varsa gece görmesinde azalma ve bağışıklık sisteminde zayıflama şeklinde belirtiler ortaya çıkabilir. Gözde kornea tabakasının kalınlaşması ve gözlerde kurulukla sonuçlanan kseroftalmi denilen durum da gelişebilir.
Kaynak: doktorsitesi.com
Kısırlık Teşhisinde Post Koital Test
Sayısız kısırlık nedenlerinden biri de kadının rahim ağzında oluşan salgının erkeğin spermine hareket kabiliyeti sağlayamadığı durumdur. Buna servikal faktör denir ve durumu değerlendirmek için Post Koital Test (PCT) yapılır.
Rahim ağzında oluşan salgı ile sperm arasındaki ilişkinin uygunsuz olması bir kısırlık nedendir. Normalde rahim ağzı (serviks) salgısı spermlerin rahim içerisine ilerlemesi için uygun bir ortam hazırlar. Bu ortamın bozuk olduğu durumlarda spermler hareket kabiliyetlerini ve bazen canlılıklarını yitirebilirler. Buna servikal faktör adı verilir. Servikal faktörü değerlendirmek için de Post Koital Test (PCT) yapılır.
Post Koital Test (PCT) nedir ?
PCT cinsel ilişkiden sonra vajinadan alınan salgıların mikroskop altında incelenmesi ve spermlerin durumunun değerlendirilmesidir. Hızlı, ağrısız ve ucuz bir test olup servikal faktör hakkında bilgi sağlar.
Ne zaman yapılır?
Geçmişte kısırlık (infertilite) araştırmasında ilk başta yapılan testlerden biri PCT idi. Yumurtlamadan (ovülasyondan) 1 – 2 gün önce ya da sonra yapılır. Yumurtlama (ovülasyon) zamanının tespiti için vücut sıcaklığı ya da ultrason takibi yapılabilir. Bunların yapılmadığı durumlarda siklusun 12 – 16 günleri arasında herhangi bir zaman uygulanabilir.
Kadın test öncesinde 2 gün süreyle cinsel ilişkide bulunmamalı. Daha sonra ilişkide bulunup 2 – 8 saat sonra doktora gider. İlişki esnasında kayganlaştırıcı ya da başka bir yapay madde kullanılmaması gerekir. İlişki sonrası duş veya banyo yapılmamalı.
İşlem esnasında normal muayenede olduğu gibi kuru bir spekulum (jinekolojik muayene esnasında vajinaya yerleştirilen alet) yerleştirilir. Vajinadan ve rahim ağzından akıntı örneği alınır. Bu örnek lam üzerine yerleştirilir ve mikroskop altında incelenir. İncelemede akıntı içerisindeki sperm varlığı, sayısı ve hareketliliği değerlendirilir.
Bu işlemin modern infertilite yaklaşımında herhangi bir değeri yoktur. Bu nedenle yapılması önerilmez. Post Koital Test ile elde edilen bilgiler tedavi yaklaşımında bir değişikliğe neden olmaz ve her zaman gerçeği yansıtmaz. Post Koital Test’in negatif olması her zaman bir problem olduğu anlamına gelmez.
Kaynak: tupbebek.com