Sıkıntının Ne Kadarı Normaldir ?
Sıkıntı insanlık tarih kadar eski bir histir. Bu his, hissedeni tarafından çoğunlukla iç sıkıntısı huzursuzluk, gerginlik, daralma şeklinde ifade edilir. Bu hisle hepimiz günlük hayatımızda tanışırız. Ancak gelip geçici olduğunda pek etkilenmeyi. Bazen sıkıntılarımız öylesine yoğunlaşır ki işimizi gücümüzü yapmamıza mani olacak bir hal bile alabilir. Sürekli gergin ve tedirgin olduğunuzu düşünün; Hayattan zevk almanız azalır, dikkatinizi toparlayamazsınız, işe gitmeyi canınız istemez eskiden zevk alarak yaptığınız bir çok işi artık boş ve anlamsız bulursunuz.
Sıkıntının bariz ve yaşadığınız durumla uyumlu bir nedeni varsa bu doğal bir duygu yansıması olarak değerlendirilebilir. Ancak eğer bu anlamda bir sebep yokken siz kendinizi sıkıntılı ve gergin hissediyorsanız bunu biraz incelemek gerekir.
Burada hemen şu soru akla geliyor sıkıntının normali var mıdır ? Evet her insanın hayatında hastalık olmadan yaşadığı normal bir sıkıntı vardır. Ciddi kayıplar (para, sevilen birinin kaybı vs gibi) bir süre için kaybın kişi için anlamı oranında sıkıntıya sebep olabilirler. Ancak bu süre işimizi gücümüzü engelleyecek boyuta ulaşmışsa, sosyal ilişkilerimizi bozuyorsa artık eskiye kıyasla asabi olmaya başlamışsak sınırlar aşılmış normalin ötesine geçilmiş olur. En çokta depresyonda bu durumu yaşarız. Depresyonun en önde gelen belirtisi zaten duygu duruma hakim ola sıkıntı ve isteksizlik halidir.
Sözün özü sıkıntınız 2 haftadan daha uzun bir süredir devam ediyorsa; sosyal mesleki ve aile yaşantınıza negatif yansımaları varsa sıkıntının normal sınırı aşılmaya başlanıyor emektir. Dikkatli olmalısınız.
Kaynak: psikoturk.net
Panik Atak Tedavisi
Panik Atağın Özellikleri. Panik Atak Nöbeti Sırasında Yapılması Gerekenler.
Panik Atak Nedir?
Panik atak en kısa ve öz tabiri ile ani olarak ortaya çıkan endişe – kaygı nöbetidir.
Bu endişe ve kaygı nöbeti kişinin vücudunda bazı fiziksel belirtilerle kendini gösterir, bu yüzden de çoğu zaman kişide yoğun bir korku ve rahatsızlık duygusu yaratır. Bu yoğun korku duygusu içinde kişi, çok kötü bir şey olacağını, onun için sonun geldiğini, öleceğini veya kalp krizi geçireceğini düşünür.
Bu şekilde yoğun bir korku içinde olan kişi doğal olarak o ortamdan kaçmak, uzaklaşmak ister, yardım alabileceği bir sağlık kuruluşuna gitmek ister. Çoğu zaman gidilen bir hastanede veya acil serviste herhangi bir girişimde bulunmaksızın bu belirtiler geçer ve kişi kendini iyi hisseder.
Panik Atağın Özellikleri
- Hastalığın başlangıç yaşı değişiklik göstermektedir. Çocuklarda çok nadir ortaya çıkan hastalığın ilk ortaya çıkma yaşı 18-25 yaş arasıdır. Hastalık 30-40′lı yaşlarda yüzünü ciddi biçimde göstermektedir.
- Panik atağın genetik olup olmadığı konusunda herhangi bir bulguya rastlanmamıştır.
- Panik atak krizi geldiğinde 5-45 dakika sürmekte ve şiddeti hastadan hastaya değişmektedir.
- Panik atak hastanın yaşam kalitesini olumsuz etkileyen bir hastalıktır.
- Krizler ve ölüm korkusu gibi nedenlerle hasta evde tek başına kalamaz ve tek başına dışarı çıkamaz.
- Sürekli başına bir şey geleceği ve yabancıların ona yardım etmeyeceğinden korkan bazı hastalar mesleklerini, sosyal hayatlarını bırakmak zorunda kalmaktadırlar.
- Korkularının ve yaşadıklarının ciddiye alınmamasından dolayı ilişkileri zedelenmektedir.
- İzole bir hayat yaşayan hastaların durumları ise ağırlaşmaktadır.
Panik Atak Nöbetleri Sırasında Neler Olur?
1. Çarpıntı, kalp atımlarını duyumsama,
2. Terleme,
3. Titreme ya da sarsılma,
4. Nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma,
5. Soluğun kesilmesi,
6. Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı duyma,
7. Bulantı ya da karın ağrısı,
8. Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma,
9. Derealizasyon ya da Depersonalizasyon (Dış dünya ya da kendisi gerçekliğini kaybetmiş gibi hissetme),
10. Kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu,
11. Ölüm korkusu,
12. Uyuşma ve karıncalanma duygusu,
13. Üşüme ürperme ve ateş basması.
Panik Atak Nöbeti Sırasında Yapılması Gerekenler
- Bir yere oturmalı ya da uzanmalısınız. Kendi kendinize bunun sadece bir atak olduğunu korkulacak bir durum olmadığını söyleyin ve atağın geçmesini bekleyin.
- Atak sırasında üzücü, heyecanlandırıcı tartışmalardan kaçmak gerekir. Kafeinli içecekler, sigara ve alkolden uzak durmalısınız. Kendinizi kontrol etmeye çalışın.
- Atak sırasında derin nefes almayın.
- Nöbet geçene kadar bir torbaya solup alıp verilebilir.
Panik Atak Tedavisi
Panik atak tedavisi mümkün olan bir hastalıktır. Hastaya öncelikle hastalığı nasıl kontrol edebileceği öğretilmektedir. Bunu başarabilen hasta ilerleyen zamanlarda panik atağı tamamen hayatından çıkartabilmektedir.
Panik atak tedavisindeki en büyük sorun hastanın fiziksel bir rahatsızlığı olduğuna inanması ve bu nedenle psikolojik desteği geç aramasıdır. Yapılan araştırmalar, panik atak tanısı konulan hastaların yüzde yetmişinin hastalığın ne olduğunu bulmak için en az on doktora gittiğini göstermektedir. Birçok defa tam sağlık denetimi yaptırmış ve gereksiz bir sürü ilaç kullanmış olan hasta doğru yere geldiğinde panik atak teşhisi koymak ise kolay olmaktadır.
Psikiyatristler ve psikologlar tarafından tedavi edilen ve dönem dönem ilaç kullanılmasını da gerektiren tedavi aşamasında hastanın doktoruna güvenmesi çok önemlidir. Güven duyulan ve rahat hissedilen bir uzmana gidilmesi tedavi sürecini hızlandırabilmektedir.
Tedavi sırasında nefes ve rahatlama egzersizleri, atağın üstüne gitme teknikleri ve kas gerginliğini yok etmeye yönelik alıştırmalar hastaya öğretilmekte ve uygulanmaktadır.
En sık kullanılan psikoterapi tekniği bilişsel-davranışçı terapi tekniğidir.
Panik atağın bir hastalık olduğu kavranmalı, buna göre tedaviye devam edilmelidir.
Geçerli Tedavi Yöntemleri
- Psikoterapi.
- İlaç kullanımı.
- Relaksasyon teknikleri.
- Nefes egzersizleri.
- Spor ve egzersiz.
- Biofeedback.
- İmajinasyon.
- Üstüne gitme teknikleri.
- Grup terapisi
Kaynak: hastane.com.tr
Prof.Dr. Ender Saraç Sarı kantaron hapı depresyon için faydalı
Sarı Kantaron (Hypericum perforatum); çok yıllık, üzerinde pek çok sarı çiçeği olan bir çalı türü olup, Asya’ dan Amerika’ ya kadar dünyanın pek çok ülkesinde doğal olarak yetişen ve Ortaçağdan beri güvenle kullanılan bir bitkidir.
Tanen (tannin), uçucu yağlar (carophyllene, pinene, limonene, myrcene), flavon türevleri (quercitrin, quercitin, rutin), hipericin (hypericin), karoten (carotene), Vitamin C ve resin içermektedir.
Sarı kantaron bundan yıllarca önce başta Almanya olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde bu bitki yan etkisiz bir “Doğal Antidepresan” olarak kullanılıyordu.
Depresyon önleyici olarak kullanılmasının nedeni ; Sarı kantaronun içerisindeki başta hiperisin olmak üzere ve diğer bileşikler sayesinde, beyin içerisinde sinir uyarılarının iletiminde önemli seviye artışı sağlamasıdır.
Yapılan araştımalara göre bitki birçok etken madde içermekte olup; bunlardan en önemlileri hiperisin (hypericin), flavonoidler, taninler, resin ve prosiyanidinler’ dir. Hiperisin beyindeki Teta dalgalarını da arttırmaktadır.
Teta dalgaları normalde uyku esnasında meydana gelirler ve derin düşünce veya meditasyon, yüce duygular, memnuniyet ve yaratıcı düşüncenin artması gibi şeylerle ilişkilidirler. Sarı kantaron ile ilgili çalışmalarda; endişe, kayıtsızlık, uyuşukluk, fazla uyuma, uykusuzluk, depresyon ve umursamazlık hissi gibi semptomlarda olumlu gelişmeler görülmüştür.
Faydaları ve Kullanım Alanları :
- Anti-stres ve anti-depresyon etkilidir.
- Korku, endişe, kaygı, umutsuzluk, umursamazlık ve çaresizlik duygularının giderilmesinde yardımcıdır.
- Uykusuzluk ve fazla uyuma problemlerinde faydalıdır.
- Yara ve yanıkların iyileşme sürecini hızlandırmaya yardımcı olur.
- Kronik yorgunluk sendromunda ve menopoz dönemindeki sıkıntı, stres ve gerginliklerin giderilmesinde yardımcıdır.
UYARILAR : Hamile veya emziren kadınlar bu ürünü kullanmadan önce doktorlarına danışmalıdırlar. Herhangi bir anti depresan ilaçla beraber kullanılmamalıdır.
Kullanım Önerisi : Tercihen yemeklerle birlikte, günde 3 defa 1 kapsül alınabilir. Bilinen herhangi bir yan etkisi yoktur.
Kaynak: mucize-iksirler.com
Sinirlenince kavun yeyin!
Yazın vazgeçilmezlerinden olan kavunun, sinirleri yatıştırıp kolay bir uyku sağladığını biliyor muydunuz?
Yaz meyvesi kavun, sinirleri yatıştırıp kolay bir uyku sağlıyor. Yaz meyvesi kavun, bol miktarda B vitamini, brom ve iyot içeriyor. Bu nedenle sinirleri yatıştırıp kolay bir uyku sağlıyor. Damar tıkanıklığı, kansızlık için de önerilmekte.
Kaynak : internethaber.com
Depresyon Hayatımızı Nasıl Etkiliyor?
Depresyona giren kişi ne kadar iradeli olursa olsun, ne kadar isterse istesin beynine söz geçiremez. İyileşmeyi en çok kendisi istediği halde bu elinden gelmez. Bu nedenle depresyondaki bir hastaya yapılacak en kötü telkin ‘takma kafana’ demektir.
Bugün için depresyona yatkın bir kişilik yapısından söz etmek güç. Ancak bazı durumlarda depresyona daha sık rastlanıyor. Örneğin kadınların depresyona girme ihtimali erkeklerden çok daha fazla. Diyabet, kanser hastalarında depresyon görülme ihtimali gene çok yüksek. Özellikle kalp, şeker gibi kronik bir rahatsızlığı olanlarda depresyonun tanınması ve tedavisi çok önemli, ihmal edilen depresyonlarda kronik hastalıkların tedavisi çok daha zor oluyor. Yine yaşlılarda kayıpların artmasıyla birlikte depresyon görülme oranı artıyor.
Eskiye kıyasla psikiyatriye başvuran depresyon hastalarının sayısı tabii ki artıyor. Özellikle bana ‘deli’ derler tabusu büyük oranda azaldı. Ama hâlâ insanlar ‘depresyondan çıkmak insanın kendi elinde’ düşüncesiyle doktora başvurmayı reddediyor. Halbuki depresyon, beynin iradi olarak karar veren kısmıyla ilgili değil, duyguların yönetildiği bölgenin hastalığıdır. Normal insanda akılcı beyinle duygusal beyin arasında ritmik bir ahenk vardır.
Ama depresyon ortaya çıkınca bu ahenk bozulur, kişide duygusal beyinin hakimiyeti ön plana çıkar. Kişi artık ne kadar isterse istesin, ne kadar iradeli olursa olsun duygusal beynine söz geçiremez. İyileşmeyi en çok kendisi istediği halde bu elinden gelmez. Bu nedenle depresyondaki bir hastaya yapılacak en kötü telkin ‘Takma kafana’ demektir. Hasta da kafasına takmaması gerektiğini herkesten daha çok bilir ve ister ama yapamaz.
Depresyonun ilk başlangıcı genellikle 20, 30 ve 40′lı yaşlara rastlar. Ancak son yıllarda 3-5 gibi çok küçük yaşlarda bile depresyona rastlayabiliyoruz.
En başta hastanın yaşam kalitesini düşürür, iş, aile, sosyal hayat, eğitim alanlarında ciddi sorunlar ortaya çıkar. Depresyondaki bireylerin girişkenliği azalır, konsantrasyonları bozulur, tahammülsüzlük ve buna bağlı ani öfkelenmeler görülür.
Bütün bu belirtiler iş yaşamını derinden etkiler. Sabahleyin yorgun ve bıkkın şekilde işe gelen, verimliliği ileri derecede, azalmış, çevresiyle iletişimi bozulan çalışanın bir süre sonra işini kaybetme tehlikesi ortaya çıkar. Zaten depresyon nedeniyle gelecek kaygısı yaşayan kişi bir de gerçek anlamda işini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya gelince beklentileri ve umutları daha da fazla azalır.
Özellikle tehlikeli işlerde çalışan veya araba kullanan insanlarda depresyonun tanınması ve tedavisi daha bir önem kazanır. Dikkatsizlik, dalgınlık, hayattan soğuma iş kazalarına veya trafik kazalarına neden olabilir. Keza aynı şekilde aile içi ilişkiler de yıpranır.
Cinsel hayat hem erkeklerde hem de kadınlarda ciddi şekilde bozulur. Kadınlarda cinsel isteksizlik, orgazm güçlüğü yaşanır. Yine erkeklerde cinsel ilgide azalma ve ereksiyon güçlüğü görülür. Bu arada depresyon aile içi tartışmalara, kavgalara da neden olur. Hoşgörü çok azalır. Basit bir ilaçla tedavi edilebilecek bir durum bazen bir ailenin çökmesine bile neden olabilir.
Prof. Dr. Mert Savrun
Kaynak: hastane.com.tr
Cep telefonu eroin bağımlılığı
Cep telefonu, SMS, internet, bilgisayar oyunu bağımlılığı vakaları son 3 yılda zirve yaptı.
Cep telefonu, SMS, internet, bilgisayar oyunu bağımlılığı vakaları son 3 yılda zirve yaptı. Balıklı Rum Hastanesi’nden Prof. Dr. Mansur Beyazyürek uyarıyor:Cep telefonunu evde unutan biri, eroin bulamayan eroinmanın ruh halini yaşıyor.
Balıklı Rum Hastanesi Anatolia Klinikleri Şefi Prof. Dr. Mansur Beyazyürek, teknoloji ürünlerinin yarattığı bağımlılık vakalarında son 3 yılda ciddi bir artış yaşandığını söyledi. Türkiye’de bu konuda yapılmış bilimsel bir çalışmanın bulunmadığını belirten Prof. Dr. Mansur Beyazyürek şöyle konuştu: Bilgisayarı bozulan, internet erişimi aksayan, cep telefonu kaybolan, kablolu TV’sinde yayını bozulan insanlarla diyalog kurmayı deneyin, tıpkı bir madde yoksunluğundaki bireyin özelliklerini taşıyorlar. Huzursuz, sıkıntılı, öfkeli ve mutsuz. Cep telefonunuzu evde unutsanız, eroin kullanan birinin eroin bulamadığındaki ruh halini yaşıyorsunuz.
Teknoloji bağımlılarına uygulanan tedavi ile uyuşturucu bağımlılarına uygulanan tedavi benzer. Ancak teknoloji bağımlılarının tedavisi daha umut verici.
Çocuklarımın eğitim hayatı bitti doktor!
Tedavi için başvuran bir babanın, 2 çocuğunun başarılı birer eğitim hayatları varken, bilgisayar oyununa bağımlı olmalarından sonra eğitimlerini noktaladıklarını anlattığını belirten Prof. Dr. Mansur Beyazyürek, ‘Özellikle gençlerde, çocuk dediğimiz yaşta gençlerde teknoloji bağımlılığının yaygın olmasının Türkiye için çok ciddi bir sorun olduğunu düşünüyorum. Ne yapıp edip, çocukları 10 yaşına kadar internetten ve bazı teknoloji ürünlerinden uzak tutalım’ dedi.
Kaynak : internethaber.com
Ağır depresyona gen tedavisi
Hiçbir tedaviye yanıt vermeyen ağır depresyona karşı genetik terapinin yeni ve etkili bir silah olabileceği düşünülüyor.
Fareler üzerinde yürütülen araştırma ve klinik verilere göre, hiçbir tedaviye yanıt vermeyen ağır depresyona karşı genetik terapinin yeni ve etkili bir silah olabileceği düşünülüyor.
Amerikan tıp dergisi Science Translational Medicine’de yayınlanan araştırmada, beynin küçük bir bölümündeki bir proteini faaliyete geçiren bir genin canlandırılmasıyla laboratuvar farelerinde depresyon belirtileri ortadan kalktı.
Araştırmayı yapan New York’taki Cornell Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroşirürji bölümünden Prof. Dr. Michael Kaplitt, elde ettikleri sonuçların, insanlarda depresyonun derin nedenlerinden biri olarak tahmin ettikleri bir rahatsızlığı gidermek için yeni bir tedavi yöntemine sahip olduklarını düşündürdüğünü bildirdi.
Depresyon tedavisinin sadece belirtileri ortadan kaldırdığını, ancak hastalığın derin nedenlerine iyi gelmediğine dikkati çeken Prof. Dr Kaplitt, “Antidepresanlar birçok hastada iyi sonuç veriyor, ama ileri depresyon hastaları bu ilaçlardan faydalanamıyor, şimdi bu yeni yaklaşımdan yararlanmayı umuyoruz” ifadelerini kullandı.
Araştırma, beynin tek bir bölgesindeki p11 proteinin faaliyete geçirilmesiyle, depresyon hastalarında çoğunlukla olmayan, zevk duymak için gerekli hissin canlanmasını sağladığını gösterdi.
Beynin bu bölgesi daha önce bağımlılıkla ilgili araştırmalara konu olmuştu.
Kaynak : internethaber.com
Gençliği tehdit eden gizli tehlike!
Tedavi edilmemiş gizli depresyonlar genç bireyin ailevi, sosyal ve eğitim yaşantısında ciddi sorunlara yol açabilir.
Ergenlik dönemi fırtınalı bir dönem. Ergen, ayrı bir birey olmanın mücadelesi içinde kimi zaman sınırları zorlar, kural tanımaz, kimi zaman duygusal zorlukların içine girebilir. Gençler duygusal durumlarını yalın bir ifadeyle dile getirmektense asabilik, hırçınlıkla gösterebilirler.
Davranış problemleri, okul devamsızlığı gibi buluğ çağının dönemsel özelliklerine atfedilen durumlar aslında tedavi ile düzelebilen önemli bir hastalığın göstergeleri olabilir. Uzman Klinik Psikolog Müge Erbay Yılmaz, gözden kaçan veya hırçınlık olarak adlandırılan tedavi edilmemiş gizli depresyonların genç bireyin hem kendisinde hem de ailevi, sosyal ve eğitim yaşantısında ciddi sorunlara yol açabileceğine dikkat çekiyor. Yılmaz’a göre gençler içerisinde bulundukları gelişimsel dönemle alakalı, yetişkinlerden farklı olarak ileride telafi edemeyecekleri kayıplar yaşayabileceklerini belirtiyor.
YETİŞKİNLERDE VE GENÇLERDE KLİNİK DEPRESYON FARKLI MI
Yetişkinlerde depresyon genellikle gözle görülür çökkün, üzgün bir ruh halinin varlığıyla kendini gösterir. Eskiden zevk alınarak yapılan aktivitelere karşı ilgi kaybı, uykusuzluk ya da aşırı uyku hali, önemli derecede kilo alımı veya kaybı, farkedilir bir ağırlık, huzursuzluk hali önemli işaretlerdir. Yetişkin birey neredeyse her gün yorgun ve bitkin olabilir. Kendine dönük ağır değersizlik fikirleri, suçluluk hissi, kararsızlık ve hatta intihar düşünceleri ortaya çıkabilir. Tüm bu belirtilerden kişinin günlük yaşamı önemli derecede etkilenir.
Gençlerde depresyon kimi zaman çok farklı bir görüntü verebilir. Ergenler içsel ruh hallerini tam olarak tanımlayıp ifade edemeyebilirler. Örneğin kendilerini ne kadar kötü hissettiklerini söylemek yerine hırçın davranışlarla çevrelerindeki kişilere kötü davranabilirler. Bu da çoğu zaman aileler tarafından depresyon yerine huysuzluk ya da uyumsuzluk olarak adlandırılır ve ergenlik krizleri olarak değerlendirilir. Bu yüzden aileler genellikle depresyonu gözden kaçırıp, tedavi arayışına girmezler. Halbuki gençlik depresyonu tedavi ile çok iyi düzelebilen görece yaygın bir rahatsızlık.
Gençlik depresyonunun belirtileri:
- Heyecan, yerinde duramama, huzursuzluk, hırçınlık, sinirlilik
- Kilo ve beslenme değişiklikleri
- Konsantrasyon zorluğu
- Kararsızlık
- Zaman zaman unutkanlık
- Yorgunluk, dikkatsizlik
- Üzüntü, değersizlik, umutsuzluk
- Zevk alamama
- İntihar ve ölüm düşünceleri
- Uykuda zorluk veya aşırı uyku hali
Kimi zaman bu belirtilerin yerine davranış sorunları görülebilir. Okul ve evde kişilerarası problemler tabloya hakim olabilir:
- Okuldan kaçma, devamsızlık, derslerde başarısızlık
- Evden kaçma düşüncesi veya teşebbüsü
- Baş ağrısı, mide ağrısı gibi fiziksel şikayetler
- Tahammülsüzlük, birden bağırma, şikayet etme, ağlama veya sinir krizleri
- Alkol ya da madde kullanımı
- Kabuğuna çekilme, iletişimde güçlük, arkadaşlarla vakit geçirmeme
- Umursamaz, dikkatsiz, riskli davranışlar sergileme
RİSK FAKTÖRLERİ
Kızların erkeklere göre ve ailesinde depresyon öyküsü olan kişilerin olmayanlara göre depresyona girme riski daha yüksektir. Düşük özgüven, kendine karşı fazlaca eleştirel olma ve özdenetimin az olması genç bireyin depresyona girme olasılığını arttıran faktörler. Ailedki önemli değişiklikler (boşanma vb.), stres, sigara tüketimi, bir yakının ölümü, romantik ilişkide yaşanan ayrılık, başka bir psikolojik veya fiziksel rahatsızlığın varlığı da diğer önemli risk faktörleridir.
Ergenlik depresyonunun birçok farklı nedeni olabilir. Depresyon stresli bir duruma verilen geçici bir tepki olarak ortaya çıkabilir. Aile içi çatışmalardan, seks hormonlarından ve ergenlik çağında normal kabul edebileceğimiz olgunlaşma döneminden kaynaklı streslerden etkilenebilir. Ergenlik dönemine özgü biyolojik ve cinsel değişiklikler genç insanın nasıl göründüğüyle ilgili endişelerini arttırabilir. Bu da sosyal ortamlarda kabul görmekle ilgili korkularını tetikleyebilir. Bunun gibi eşlik eden psikolojik durumların uzun sürmesinin depresyon gelişimine sahip olduğu bilinmektedir. Depresyon rahatsız edici bir olaya reaksiyon olarak da ortaya çıkabilir. Bir yakının ölümü, sevgiliden ayrılma, okulda başarısız olma gibi.
ERGENLERDE DEPRESYON YAYGIN MIDIR?
Araştırmalar çocuk ve gençlerin 5’te 1’inin bir psikiyatrik sorunu olduğunu ve bu yaş grubunda yaşanan depresyonun ciddiye alınması gerektiğini söylemektedir. Bilinen depresyon oranları çocuklarda %2.5 ergenlerde ise %8.3 ‘tür. Depresyon, intihar düşüncesiyle yakından ilişkilidir. 18-24 yaşları arasındaki ölüm nedenlerine bakıldığında intihar üçüncü sırada yer alır. 2000 yılında yapılan bilimsel bir çalışma 100.000 ergenden 8’inin intihar ettiğini söyler. Tüm bunlar da aslında profesyonel yardıma başvurup tedavi almanın çarpıcı önemini gösterir.
TEDAVİ
Depresyon tedavi ile çok iyi düzelebilen bir durum olmasına rağmen, özellikle bu yaş grubunda genellikle tanınmaz. Farkedilmediğinde aile profesyonel yardım için başvurmaz. Bu noktada ailelerin, okulların, eğitimli olması ve gençlik depresyonundan şüphelendiğinde bir psikiyatra veya klinik psikologa başvurması çok önemlidir.
Kimi zaman da toplumdaki yaygın yanlış kanılar farkında olmadan ailelerin başvurmasını engelleyebilir. Damgalanma korkusu veya bu rahatsızlığı çocuklarının bir başarısızlığı olarak görmek ve bundan duyulan utanç gibi gerçekçi olmayan yanlış inançlar profesyonel yardıma başvurma önündeki engellerdir.
Ergenlerdeki depresyonun tedavisi kısa süreli psikoterapi, ilaç kullanımı veya ikisinin birleşimini kapsar. Literatür, gençlik depresyonunun tedavi etkinliğinin daha çok araştırılması gerektiğine dikkat çekse de mevcut araştırmalar bilişsel-davranışçı terapi (BDT) ‘nin etkin olduğunu kanıtlamıştır. BDT, depresif ergenlerin kendilerine, dünyaya ve geleceğe bakışlarında çarpıtmalar olduğu kabulüyle hareket eder. Genç bireyin yaşadığı çökkün ruh halini düşünce-duygu-davranış ekseninde ele alır. En büyük iyileştirici unsurların başında ise terapötik anlamda ergenle kurulan ilişki gelir. Psikoterapi ve ilaç kullanımına ek olarak aile ve okulla işbirliği kurmak, onları rahatsızlık hakkında bilgilendirmek ve gerektiğinde onlardan destek almak da tedavi için önemlidir.
Kaynak: internethaber.com
Manik-depresif (bipolar) bozukluk
Çocuklarda ve ergenlerde bipolar bozukluğun ortaya çıkmasında en önemli etken kalıtımdır.
Anne babadan birisinde bipolar bozukluk varsa çocuklarında bipolar bozukluk görülme riski psikiyatrik bir rahatsızlığı olmayan bir anne babanın çocuğundan dört kat daha fazladır.
Depresyon ve mani dönemleri birbirinin tam zıddıdır. Depresyon insanın mutsuz, durgun, kendisini değersiz hissettiği ve umutsuz olduğu, kısacası çökkünlük yaşadığı bir dönem olarak nitelendirilebilir. Mani ise kişinin taşkın olduğu ve kendisini üstün gördüğü dönemdir. Depresyon ve mani iki ayrı uçta yer aldığı için bu iki dönemi yaşama hastalığına iki uçlu bozukluk anlamına gelen bipolar bozukluk denir. Kişinin kendi normal mizacı düz bir çizgi olarak nitelendirilirse, depresyon çizginin altında, mani ise çizginin üzerinde olma durumudur.
Manik bozukluğun belirtileri
Manik bozukluğun temel belirtisi kişinin mizacında önemli bir değişikliğin olmasıdır. Bu değişim taşkınlık düzeyinde bir coşku hali, aşırı neşelilik ya da aşırı huzursuzluk biçiminde olabilir. Bir kişide manik bozukluğun temel belirtisiyle birlikte yanda sıralanan belirtilerden 34 tanesinin bulunması durumunda o kişiye manik bozukluk tanısı konur.
- Benlik saygısında aşırı artış.
- Uyku gereksiniminde azalma.
- Konuşma miktarında gözle görülür artış ve aşırı hızlı konuşma.
- Düşüncelerin sanki yarışıyor gibi birbirinin peşi sıra gelmesi.
- Dikkatin bir noktada tutulamaması, sürekli olarak bir konudan bir konuya kayması.
- Eskisine oranla aşırı enerjik olma.
- Cinselliğe aşırı ilgi ya da konuşurken çok fazla cinsellikle ilgili sözler etme.
- Kötü sonuçlar doğurma olasılığı yüksek, zevk veren etkinliklere katılma
Çocuklarda ve ergenlerde bipolar bozukluk
Çocuklarda bipolar bozukluk oranı binde bir civarındadır. Yedi yaşından küçük çocuklarda görülmesi çok nadirdir. Çocukluktan ergenliğe geçişle birlikte görülme sıklığında yüksek bir artış olmaktadır. Manik atak yaşayan çocuk ve ergenlerde temel belirti aşırı gerginlik halidir. Erişkinlerde olduğu gibi çocuklarla ergenlerde de manik atağın diğer belirtilerinden olan aşırı enerjik olma hali ve konuşkanlık görülür. Çocuğun aşırı enerjik ve konuşkan olmasının yanı sıra konuşma hızının artması ve çok hızlı bir biçimde konudan konuya atlaması da göze çarpar. Hatta çocuğun ya da ergenin ses tonu bile değişebilir ve normal ses tonuyla konuşan bir çocuk manik dönemde çok yüksek sesle konuşmaya başlayabilir. Konuşma içeriği de çok farklılaşıp durduk yerde yalan söyleme, olayları abartma görülebilir.
Tanı konması
Bipolar bozukluğu olan çocuk ve ergenlerin pek çoğunda hayli karmaşık bir klinik tablo görülür. Bu nedenle tanı koymak güçtür. Bipolar bozukluğun belirtileri olan coşkunluk, aşırı hareketlilik, dikkat dağınıklığı ve huzursuzluğu normal çocukluk özelliklerinden ya da hiperaktivite bozukluğundan ayırmak zordur. Daha önce geçirilmiş bir depresyonun varlığı ve görüşme sırasında manik bozukluğun bulunması bipolar bozukluk tanısını koymada yardımcı olur. Daha önce depresyon geçirmemiş olan çocuklarda tanı koymak içindaha ayrıntılı bir değerlendirme gerekir.
Tedavi süreci
Bipolar bozukluk yineleyici depresyon ve mani ataklarıyla giden bir hastalık olduğundan mizaç düzenleyici ilaçların uzun süre kullanılması ve böylece çocuğun ya da ergenin hastalıktan korunması gereklidir. ‘Lityum’ ve ‘valproat’ en çok tercih edilen ilaçlardır. Erken ilaç kesilmesi, düzensiz ya da düşük doz ilaç kullanımı depresyon ve mani ataklarının tekrarlamasına yol açar. Çoğunlukla ilaçların etkisi başlayana kadar manik bozukluğun tedavisinde ek ilaçlar kullanılır. ‘Antipsikotik’ adı verilen bu ilaçlardan çocuk ve ergenlerde en fazla tercih edilenler ‘risperidon’, ‘olanzapin’ ve ‘ketiapin’dir. İlaç tedavisine ek olarak anne baba ve çocuğun bilgilendirilmesi ve bilişsel davranışçı tedavilerin uygulanması da yararlıdır.
CADDE
Otizm ile Yaşamaya Başlamak
Eğer çocuğunuza henüz yeni Otizm teşhisi koyulduysa, büyük ihtimalle şu anda oldukça karmaşık duygular içindesiniz ve otistik çocuğunuzla birlikte hayatınızın geri kalan kısmını nasıl geçireceğinizi, otizm ile yaşamaya nereden başlayacağınızı bilemiyorsunuz.
Zaman içinde, belki daha önce adını bile duymadığınız otizm konusunda çok şey öğreneceksiniz.Bu bilgileri size bazen bir doktor ya da eğitmen veya bu konuda yayınlanmış bazı yayınlar sağlayacaktır.Ama, sizin için en önemli bilgiler her zaman diğer otistik çocuk sahibi ailelerinden, yani sizin gibi otizm ile yaşayanlardan gelenler olacaktır.
Bizler otistik çocukların aileleri olarak sizin şu andaki tüm duygularınızı çok iyi biliyoruz. çünkü bunları biz de yaşadık…Amacımız yaşadığımız hayatın ortak noktalarından çıkardığımız sonuçları ve aldığımız dersleri sizlerle paylaşmak ve sizin, bizim bir çoğumuzun kaybettiği zamanı kaybetmeden, yaptığımız yanlışlara düşmeden bu yeni ve farklı yaşama başlamanızda size küçük biryol haritası çıkartmak.
Kendinizi suçlu hissetmeyin, eşinizi suçlamayın, otizm sizin ya da eşinizin suçu değil…
Teşhis sonrası bir çok anne baba, otizme sebep olabileceğinivarsaydıkları bazı nedenlerden dolayı kendilerini ya da eşlerini suçlayabilirler. Ama aslında siz yanlış hiç bir şey yapmadınız çünkü; Her yaşta, her kültür düzeyinde ve dünyanın her yerindeki insanların otistik bir çocuğu olabilir.
Otizm henüz, çocuk anne karnındayken teşhis edilemiyor.
çocuk sahibi olmayı isteyip istememenizin, çocuğunuza ilgi gösterip göstermemenizin, eşinizi sevmenizin ya da sevmemenizinçocuğunuzun otistik olması ile hiçbir ilgisi ya da etkisi yoktur.
Diğer otistik çocukların aileleri ile temas kurun
Bu sizin kendinizi yanlız ya da çaresiz hissetmemenize yardımcı olacak ve teşhis sonrası ailenizde yaşanan İlk Şokun üstesinden daha çabuk gelmenizi sağlayacaktır. Derneğimizin Kardeş Aile Programı size bu desteği vermeye hazır. Bizimle hemen temasa geçip, size en yakın üyelerimizden yardım alabilirsiniz.
Otizmi hemen kabulllenin
Bunun sizin için ne kadar zor olduğunu biliyoruz. Hiçbir anne baba, çocuğunun zihinsel engelli olmasını istemez.Fakat unutmayın ki, şu anda çocuğunuzun sizin kendisini kabullenmenize ve hemen ona yardımcı olmanıza ihtiyacı var. Bunu ertelemeniz, sorunu ortadan kaldırmayacaktır. Aksine, daha sonra otizmi kabullenmek için kaybettiğiniz zaman için üzüntü duyabilirsiniz.
Vakit kaybetmeyin
Otistik bir çocuğa , ne kadar erken yaşta teşhis koyulur ve dolayısı ile ihtiyaçları olan özel eğitimi ne kadar çabuk almaya başlarlarsa, yaşam becerilerine kavuşma şansları o kadar fazlalaşır.Bu nedenle, hemen bugün harekete geçmeniz gerekiyor.
Otizmi tanımadan, çocuğunuzu tanıyamazsınız
Otizmin ne olduğunu,otistik bir çocuğun özelliklerini öğrenin. (Her türlü bilgi için derneğimizden yardım talep edebilirsiniz)
Otizmi gizlemeyin
Yakınlarınıza, komşularınıza, işyerinizdeki arkadaşlarınıza çocuğunuzun otistik olduğunu söylemekten çekinmeyin. Aksine, onlara çocuğunuzun içinde bulunduğu özel durumu ve onun özel ihtiyaçlarını,beklentilerini hemen anlatın. Bu tutum, çevreniz ile olan sosyal ilişkilerinizdeki gereksiz çekingenliklerden sıyrılmanızı sağlayacak ve ilişkilerinizi bu yeni yaşantınıza göre ayarlamanızda onların size yardımcı olmasını sağlayacaktır.Eğer hayatınızdaki bu gelişmeyi açıkladığınız zaman, bazı kişilerin size olan tutumlarının olumsuz yönde değişebileceğini düşünüp çekiniyorsanız, unutmayın ki, bu kişiler zaten hiç bir zaman sizingerçek dostunuzdeğillerdir. Dolayısı ile ortada kaybedeceğiniz bir şey yoktur.
çocuğunuzu toplumdan soyutlamayın
Toplum bireylerden oluşur. Bu bireyler özürlü de olabilirler,normal de. Dolayısı ile sizin çocuğunuz bu toplumun bir ferdidir. çocuğunuzu toplumdan uzak tutmayın. Onunla tıpkı diğer anne babalar gibi, parka gidin, oynayın, otobüse binin, dışarıda yemek yiyin. çocuğunuzun normal bir yaşama alışması ve öğrenmesi için buna ihtiyacı var.
Eğer insanların tepkilerinden çekiniyorsanız….
Sakın çekinmeyin çünkü, bu toplumda yaşayan birisinin özürlü bir kişiden rahatsız olduğunu belirtmesi ya da ima etmesi, içinde yaşadığı toplumu reddetmesi anlamına gelir ki bu durum gerçekten toplumsalbirözürdür . Unutmayın ki bu kişilerin de tarafınızdan eğitilmeye ihtiyaçları vardır. Bu sizin için toplumsal bir görevdir.
çocuğunuza hem özel hem de normal davranın
Otistik bir çocuğun dünyayı algılama şekli, diğer çocuklardan farklı olduğu için şüphesiz sizden özel bir yaklaşım beklerler. (Bu konuda çocuğunuzun eğitmeni ya da danışmanınız size zaten yol gösterecektir). Ancak bu arada gözardı etmemeniz gereken şey, çocuğunuza normal davranışlarınızı da göstermeyi ihmal etmemenizdir. çocuğunuz otistik olsa daona aferin deyip başını okşadığınızda ya da hayır deyip kızdığınızda, sizin tepkilerinizi algılayabilir. O konuşmasa da siz onunla konuşun, o oynamasa da siz onunla oynamaya çalışın. Hemen bugün olmasa bile, belki birkaç hafta, birkaç ay sonra ondan tepki alabilirsiniz. Eğer istemediğiniz bir şey yapıyorsa ona kızabilir, sevginizi göstermek istediğinizde ona güzel şeyler söyleyebilirsiniz. Kısaca ona normal davranın…o normalin ne olduğunu ancak böyle öğrenebilir.
çocuğunuzun gideceği özel eğitim kurumunun seçimi
ülkemizde Otizm teşhisi koyulanbir çocuğun özel eğitim amacı ile devam edebileceği yerler Sosyal Hizmet Kurumu ve Milli Eğitim Bakanlığının izni ile açılan, özel Eğitim Kurumlarıdır. özellikle büyük şehirlerimizde fırsatçılara karşı dikkatli olun, sizin sorununuz başkasının kazanç kapısı olabilir.
İlaç kullanımı ve diğer tedavi yöntemleri
Otizmi tedavi eden bir ilaç henüz yoktur. Ancak çocuğun hiperaktivitesini azaltmaya yardımcı olan, algılamasını düzenleyen v.b. yan işlevler için bazı ilaçlar kullanılmaktadır. Doktorunuz tarafından size reçete ile verilmeyen hiç bir ilacı, tavsiye üzerine ya da kulaktan dolma bilgilerle kullanmayın. Bu ilacın kullanımı önceden bazı testlerin ve tahlillerin yapılmasını gerektiriyorsa, bunları yaptırmadan ilacı kullanmayın.
Fırsatçılara karşı uyanık olun
Otizmin sebebinin ve kesin tedavisinin henüz bilinmemesi ve otistik çocuk ailelerinin çaresizliği, otizmi kullanarak kazanç elde etmek isteyenler için çok uygun bir ortam yaratmaktadır. Buna sadece ülkemizde değil, dünyanın hemen her yerinde rastlanmaktadır.
Otistik çocukların tedavisine yönelik henüzgeçerliliği tam olarak onaylanmamış onlarca hipotez yani bilimsel olarak geçerliliği %100 kabul edilmemiş, ancak yapılan denemelerde, çocukların bir kısmında, birtakım gelişmelere neden olduğu düşünülen uygulamalar) bulunmaktadır. Bunların hepsi, otizm konusunda yürütülen yoğun çalışmalarınhenüz bitmemiş, geçerliliği bilimsel çevreler tarafındankesin olarak onaylanmamış teorik taslaklarıdır.
Bunların hepsi otizmin tedavisi ile ilgili gelişmelerin olması için yürütülen, saygıdeğer çalışmalardır.Bu çalışmaları yürütenler bunların henüz geçerliliği tam olarak kanıtlanmamış birer hipotez olduğunu kendileri de belirtmektedirler. Ancak bu hipotezleri kullanarak gelir elde etmek isteyenlerin kullandığı söylemlere dikkatetmeniz gerekir. Bu kişiler genelde sizi ikna etmek için şunları söylerler; ve bunların karşısında boşuna zaman, para ve umut harcamamanız için sizin şunları sorgulamanız gerekir: Bu yöntemin çocuğunuza iyi geleceğini garanti edemeyiz ama bize gelen birçok çocukta olumlu etkileri görüldü: (Bahsedilen adres ve telefonlarını isteyip ailelerle bir de siz görüşün, fikirlerini alın, hatta derneğimize danışın).
Bu yöntemi yurtdışında da uyguluyorlar
Olabilir, ancak yöntemi burada uygulamaya yetkili olup olmadıklarını araştırın, geçerli belge görmek isteyin).
Bu yöntemin çocuğunuza hiçbir zararı yok, denemekten birşey kaybetmezsiniz. Yöntemin çocuğunuza hiç bir zararı olmaması ikna olmanız için yeterli sebep değildir. çünkü sizin çocuğunuza zararı olmayan değil, yararı olan şeyler için paranızı ve zamanınızı harcamanız gerekir. Pekiyi bunu nasıl analiz edeceksiniz?Daha önce çocuğuna bu uygulamayı yaptıranlardan kaç kişinin olumlu sonuç aldığını sorun, bu sayının toplamda oraya gidenlerin yüzde kaçı olduğunu araştırın. Sonra sizden talep edilen parayı ve bu yüzdeyi karşılaştırın. Eğer çok düşük bir ihtimal için, sizden kaydadeğer miktarda para isteniyorsa, boşuna paranızı ve vaktinizi harcamadan önce iyi düşünün.Unutmayın, bu tür hipotezlerin hepsini birden çocuğunuza uygulamak için yeterli parayı ve zamanı bulamazsınız. Dolayısı ile küçük ihtimaller için sizden istenen parayı sorgulamanız gerekir).
Ben bu yöntemin yurtdışında eğitimini aldım: (Yurtdışında otizm konusunda bilinenler, ülkemizde bilinenlerden daha fazla değildir. Yanlızca bilinenlerin uygulanması farklıdır. Karşınızdaki kişi uzmanlığını bir diploma ya da belge ile kanıtlamalıdır.
Kuruluşumuz bu işi yapmaya yetkilidir. ( Gittiğiniz yerin tabelasında, antetli kağıtlarında, fatura üzerinde yaptıkları işi ‘net olarak yansıtan bir isim ya da ibare var mı? yoksa yoruma açık, üstü kapalı bir ticari isim mi kullanıyorlar? İşyeri açma belgelerinde yaptıkları iş net olarak belirtilmiş mi? Gerekli yerlerden izinleri alınmış mı? ) Bu türde sorular karşısında şüphe duyduğunuz kişi ve kuruluşlar için derneğimize danışabilirsiniz.
Hocalar, üfürükçüler ve benzeri umut tacirleri:
çaresiz kalınan her durumda bu kesimdeki çıkarcıları görmek mümkündür. Otizm de bunlardan biridir. Keşke işimiz bu kadar kolay olsaydı! Ama değil. Bu tür uygulamalar yasal olmadığı gibi, sizin için de çözüm değil, sadece para ve zaman kaybıdır.
İnsanların inançlarına saygı duymakla birlikte, bu türde kişilerin ne dinimizin gereklerini ne de pozitif bilimin gerçeklerini temsil etmediklerini, din kisvesi altında çaresiz insanlardan para kazanmaya çalıştıklarını unutmamanızı tavsiye ederiz.
Bu kesimin genelde kullandığı yöntem, doğrudan para talep etmemek ama parayıbir yardım ya da teşekkür olarak sizin vermenizi beklemektir. Zaten çoğunlukla parayı kendileri almazlar, size kendilerini tavsiye eden kişiler aracılığı ile alırlar. Kanun karşısında zor duruma düşmemek ve dünyevi işlerle ilgilisi olmadığını!kanıtlamak için uygulanan bir yöntemdir. ama sonuçta paralarını alırlar.
Kaynak: www.otizm.org