Arama
KATEGORİLER

You are currently browsing the archives for the Osman MÜFTÜOĞLU category.

Okullarda çocuklara ayran, fındık verilsin

Çocuk obezitesi önemli bir sorun olma yolunda ilerliyor… Geçenlerde konuşmacı olarak çağrıldığım bir okulda gördüğüm manzara beni daha da endişelendirdi. Kesinlikle ülke çapında bir salgınla karşı karşıyayız! Çocuk obezitesi probleminde çözümü “okul-aile işbirliği”nden ve her şeyden önce de “eğitim”den geçiyor.  Nedeni şu: Çocuklar şu veya bu şekilde günlük yiyecek içecek ihtiyaçlarını en azından yarısı okullarda karşılıyor. Bir kere çoğu çocuk öğle yemeğini okula yiyor.

Teneffüslerdeki atıştırmalar da hesaba katılırsa neresinden bakarsanız bakın günlük kalori tüketiminin ciddi bir kısmı okullarda oluyor. Bu nedenle okul yönetimlerinin konu hakkında bilgilendirilmeleri, bilinçlendirilmeleri, ailelerin de okulda çocukların neler yiyip içtiklerini takip etmeleri gerekiyor. Okullarda verilen yemeklerin kaliteleri kadar kalorileri de sorgulanmalı. Kantinlerde satılan yiyeceklerin sağlık zararları kadar enerji içerikleri de dikkate alınmalı. Gelişmiş ülkelerin çoğunda okullarda kolalı içeceklerin ve meşrubatların satışına sınırlama getirildi. Fastfood dükkânlarının, hamburger ve pizza zincirlerinin okullarda ve çevresinde bırakın dükkân açmasına “corner” oluşturmasına bile izin verilmiyor. Ben kendi adıma iki önerimi hemen sıralayayım:

Bir: Okullarda kolalı, gazlı, şekerli meşrubatların satışı kısıtlansın, okul kantinleri ciddi bir demetime alınsın.

İçecek olarak ayranı biraz daha öne çıkarmak mümkün. Tam meyse sularını içmeye de teşvik edilsin ve ara öğünler için her çocuğa günde bir avuç fındık verilsin…

Kaynak: www.osmanmuftuoglu.net

Kilolu kadınları bekleyen tehkile

PROF. DR. OSMAN MÜFTÜOĞLU

Kadınlar her yerde, her yaşta ve her zaman kilo sorununu erkeklerden daha çok ciddiye alır. Bunun estetik kaygılardan kaynaklandığı düşünülür ama kilolu olmanın getirdiği yükler kadınlarda erkeklerden daha fazladır. Örneğin, kilolu olan kadınlarda adet düzensizliklerinde daha sık rastlanır. Gebe kalmada zorlanmalar, tekrarlayan düşükler yaşandığı, hamilelik içi bebek ölüm oranlarının da beklenenden daha yüksek olduğu bilinir.

Bütün bunlardan daha önemli bir nokta da şudur: Özellikle kilolu genç kız ve kadınlardan bazılarında “akne” oluşumuna, erkek tipi “tüylenme”ye, saçlarda dökülme ve seyrelmeye, düzensiz, aşırı ağrılı adet dönemlerine çok sık rastlanır. Bu kadınların çoğunun ortak bir yakınması daha vardır: Vücutlarının fazla miktarda su toplaması.


POLİKİSTİK OVER SENDROMU (PKOS)…

Eğer kilolu bir genç kız ya da kadında kilo sorununa yukarıdaki belirtilerden biri veya birkaçı eşlik ediyorsa, bunlara ciltte, özellikle boyun sırt ve koltukaltında koyu renkli lekelenmeler de eşlik ediyorsa akla hemen genetik temelleri de olan hormonal ve metabolik bir rahatsızlık gelmelidir: Polikistik Over Sendromu.

Bu rahatsızlığa yakalanan genç kız ve kadınlarda kilo kazanımının arka planında hormonal ve metabolik sorunlar yatıyor. Hormonal denge yeniden kurulup, metabolik sorunlar çözümlenmedikçe de kilo sorunu artarak devam ediyor. Vaktinde müdahale edilmezse problemin obezite ile sonuçlanması bile mümkün olabiliyor.

SORUN NE?

Polikistik overli kadınlar ürettikleri yumurtaları yumurtalığın dışına gönderemiyor. Yumurta, yumurtalığın içinde hapsolup kalıyor ve değişik büyüklükte kistler oluşuyor. Bu arada kanda östrojen hormonu artıyor. Artan östrojenin bir kısmı androjene -erkeklik hormonu- dönüşüyor. Androjen artışı erkek tipi kaslanmaya -bu hanımların çoğu özellikle üst kısımlarında fazla miktarda yağ ve kas biriktiriyor-, aşırı androjene bağlı olarak da sivilce oluşumları, tüylenme problemi ve saç dökülmesi ile karşı karşıya kalıyorlar.  Bu hanımların çocuk doğurmamak gibi bir riskleri de var.

NEDEN KİLO ALIYORLAR?

Bu genç kız ve hanımlarda hormonal dengesizliğe ek olarak metabolik sorunlar da devreye giriyor. Sorunun adı: İnsülin direnci!  Bu hanımlar özellikle karbonhidratlı besinlerin bazılarına –un, şeker, nişasta bir başka deyişle, tatlılar, bal, reçel, pekmez, kurabiye, börek, çörek, beyaz ekmek, makarna, pilav, pizza, bisküvi, cips, meşrubatlar, kolalı içecekler, meyve suları…-  aşırı insülin üreterek yanıt veriyor. Kanda aşırı insülin birikmesi –hiperinsülinemi- bir süre sonra “insülin direnci” ile sonuçlanıyor. Gelişen metabolik problemler hipoglisemi ataklarına, yeme bozukluklarına, karbonhidrat düşüklüğü, şeker, çikolata bağımlılığı, aşırı meşrubat tüketimi, tatlı krizlerine yol açabiliyor. Tabi ki bu durumda kilo dengesini korumak da neredeyse imkânsız hale geliyor.

DİYET YAPMAK YETMEZ!

Problemin arka planında hormonal ve metabolik sorunların yatması nedeniyle problemin çözümünde sadece “diyet yapmak” yeterli olmuyor. Çünkü “her diyet kilo verdirir ama her diyet kilo alma sorununu çözemez” kuralı burada da geçerli. Bu genç kız ve hanımlar başlangıçta gayrete geçip birkaç kilo verseler de (insülin direnci nedeniyle)  fazlasıyla geri alıyorlar. Problemin çözümünde belli bir süre diyet yaparak kilo vermek ve genelde insülin direncini kırabilmek amacıyla akılcı bir beslenme planı uygulamak önemli ama diyet yapmak problemi çözemiyor. Kalıcı ve etkili bir çzöüm için hormonal-metabolik problemi de bertaraf etmek şart!.

HORMONAL DENGEYİ DÜZELTMEK ÖNEMLİ

Hormonal problemin çözümü doğum kontrol haplarından faydalanarak östrojen ve progesteron miktarının azaltılmasıyla mümkün olabiliyor. Östrojenin azaltılması, androjen fazlalığını da kontrol altına almaya yarıyor. Bu amaçla bir jinekologdan destek almak şart.

Metabolik sorunun yani insülin direnci sorunun çözümünde ise metfominden yararlanlıyor. Metforminin ne dozda ve ne süre ile kullanılacağı konusunda bir iç hastalıkları ya da endokrinoloji uzmanı biriyle çalışmak lazım.

Kısacası sorunun çözümü sadece diyet yapmaktan değil, gerekli ilaçları kullanmak ve düzenli egzersiz yaparak, egzersizi adeta bir “insülin süpürgesi” haline getirmekten geçiyor. Kısacası genç kız ve hanımlarda görülen bu rahatsızlığın kontrol altına alınması deneyimli bir takımın birlikte çalışması ile mümkün olabiliyor.

NASIL TEŞHİS EDİLİYOR?

Eğer 15-35 yaş arasında ve kilo artışından yakınan bir kadınsanız sorununuzun arka planında polikistik over sendromunun bulunabileceği aklınızda olsun. Bu ihtimalin kilo sorununa tüylenme, yoğun akne oluşumu, saçların seyrelmesi, adet dönemlerini ağırlı ve ödemli geçirme, adet düzensizlikleri, özellikle de ciltte siyah lekelerle birlikte olması durumunda söz konusu ihtimalin daha da yüksek olduğunu unutmayın. Bu rahatsızlıkla ilgili testler doktorunuz tarafından planlanacaktır ama en basit yol kanda “serbest testosteron seviyesinin” belirlenmesidir. Ayrıca LH ve FSH hormonlarına da bakmak mümkünse, DHEA ve androstenedion gibi hormonların seviyelerini de ölçmekte fayda var. Serbest testosteron seviyesinin yüksek, LH/FSH 3/1’den fazla olması polikistik yumurtalık ile ilgili bir problem olduğunu düşündürmeli. Teşhiste ultrasonografi ile overlerdeki kistik yapıyı araştırmak da gerekiyor. Tıpkı tedavide olduğu gibi doğru bir tanı için de jinekolog-dâhiliye uzmanı ya da endokrinokolog işbirliği gerekiyor.

Kaynak: www.osmanmuftuoglu.net

Osman Müftüoğlu İştah kontrolü neden zordur !

İştahımı neden kontrol edemiyorum

Şikayetlerini sıralayan obez hastamda ciddi bir insülin direnci ve şiddetli bir ‘hiperinsülinemi’ yani insülin patlaması söz konusuydu. Sorununu bir türlü çözememesinin nedeni de işte bu patlamalardı.

Geçen hafta görüştüğüm obez hastamın birçok problemi vardı: “Son beş yılda tam 35 kilo almıştı. 1.70 civarındaki boyuna rağmen beş yıl önce 90′larda gezen kilosu şimdi 125 civarındaydı. Önce o bildik, tanıdık şikâyetleri bir bir sıraladı: Yorgun ve halsizdi. İki adım atınca takati tükeniyordu. Geceleri sık sık uyanıyor, uyku bölünmeleri yaşıyordu. Eşi horlama sorunundan şikâyet edip çoktan başka bir odaya taşınmıştı. Dizlerindeki ağrı yürümesini zorlaştırıyordu. Ayaklarındaki şiş, kasıklarındaki pişikler ve kaşıntı can sıkıcı bir noktaya gelmişti. Yemeklerden sonra, özellikle iş toplantılarında uyukluyor, aşırı terleme nedeniyle gündüzleri bile çamaşır değiştirmek zorunda kalıyordu. Eskiye oranla hafızası da zayıflamıştı. Odaklanma güçlüğü vardı. Sabırsız ve gergindi. Öfke patlamaları nedeniyle bazen çevresini kırıp geçiriyordu…

Kısacası, hayat kalitesi iyice düşmüştü ve bütün bunların fazla kilolardan kaynaklandığının farkındaydı. Ama ne var ki, başarılı bir meslek yaşamı (bir üniversitede kürsü başkanı), sabrı, inatçılığı ve kararlılığıyla ünlü olmasına rağmen bir türlü kontrol edemediği iştah azgınlığını frenleyemiyor (!), nedenini anlayamıyordu. Sık sık tatlı krizlerine giriyor, özellikle öğün atladığı zaman yemeğini hızlı yiyor, önüne geleni silip süpürüyor, neredeyse çiğnemeden yutuyor ve şu soruya yanıt arıyordu: “İştahımı neden kontrol edemiyorum?”

TESTLER NE DİYOR

Laboratuvar tahlilleri bir sürü ‘koyu renkli rakamla’ doluydu. Açlık şekeri yüksek, açlık insülini fazla, HDL kolesterolü düşük, trigliseridi artmıştı. Karaciğer fonksiyon testleri karaciğerde de işlerin tatsız olduğunu gösteriyordu. Ürik asidi 8′in üzerindeydi.

Şeker yükleme testi, tokluk şekerinin 200′ü bir hayli geçtiğini daha da önemlisi tokluk insülin rakamlarının da 300′den yüksek olduğunu gösteriyordu. Kısacası ciddi bir insülin direnci şiddetli bir ‘hiperinsülinemi’ yani insülin patlaması söz konusuydu. Sorununu bir türlü çözememesinin nedeni de işte bu patlamalardı.

Sorun oburluktan kaynaklanmıyor

İştah kontrolü sadece beyinle yürütülen bir süreç değil. İştah kontrol merkezimizin beynimizde olduğu doğru ama bu merkez sindirim sistemi yağ ve beyin hücreleri arasındaki karmaşık bir kimyasal süreçle yönetiliyor. Eğer obez ve insülin direnci olan biriyseniz iştahınızı kontrol etmeniz için yalnızca dirayetli biri olmanız yetmeyebilir. Kontrolden çıkmış iştahın mutlaka ama mutlaka bir sebebi vardır. Bu bazen ruhsal ama çoğu zaman da metabolik ve hormonal, yani kimyasaldır. En azından kilo sorunu belli bir aşamaya geçip obezite hudutlarınız zorlayınca kimyasal faktörler yani hormonal veya metabolik nedenler devreye girer. Bu faktörlerin en önemlisi insülin direnci ve buna eşlik eden metabolik sendrom tablosu. İştah kontrolünüzü sabote ederseniz, gıda görünce kontrolsüz hale gelmenize zemin hazırlarsınız.

İnsülin direnci nasıl anlaşılır

İnsülin direncinin varlığını anlamanın en kolay yolu iki saatlik bir glikoz toleransı ölçümü yapmak, bunu yaparken açlık ve tokluk şekeriyle birlikte mutlaka açlık ve tokluk insülin seviyelerine de bakmak. Prensip olarak açlık insülin seviyeniz 8 mlU/ml’den, iki saatlik tokluk insülin seviyeniz ise 30, hiç olmazsa 40 mlU/ml’den az olmalı.

Diyetten önce doktora başvurun

Bir türlü kontrol edemediğiniz aşırı iştah sorununun nedenini merak eden ve kilo sorununa çözüm arayan biriyseniz lütfen doktorunuzla görüşerek insülin direncinizin olup olmadığını araştırmasını isteyin. Bu araştırmayı yaparken (özellikle daha köklü metabolik çözümler elde etmek istiyorsanız), kolesterol profilinizi, ürik asit düzeyinizi, karaciğer fonksiyon testlerinizi de gözden geçirmeyi unutmayın. Eğer bu işi daha baştan anlamadan doğrudan diyete başlarsanız ya kilo veremez ya da verdiklerinizi kısa bir sürede fazlasıyla geri alırsınız.

Metobolik sendrom nedir
Son yıllarda kilo sorunu olanlara en sık konulan teşhislerden biri haline gelen bu sendromda:

1. Bel çevresi genişleyerek, kadınlarda 88, erkeklerde 100 santimin üzerine çıkıyor.
2. Bel-kalça oranı kadınlarda 0.8 erkeklerde 0.9′dan daha büyük bulunuyor.
3. Açlık ve tokluk şekeri değerleri normalin üst hudutlarını zorlamaya başlıyor.
4. Kan basıncı yükselme eğilimine girmekte sık sık 135/90 mm’nin üzerinde ölçülüyor.
5. HDL kolesterol azalıp (45-46), trigliserid (200 ve üstü) ve ürik asit (7 ve üstü) yükseliyor.
6. Karaciğer yağlanıyor, çoğu zaman karaciğer fonksiyon testleri de bozuluyor.
7. Bu kişilerde kilo sorununa ek olarak şeker hastalığı, hipertansiyon ve kalp damar hastalıklarına daha sık rastlanıyor.

Metabolik sendrom için değerlendirme
(Her evet cevabı için bir puan verin)

1. Tatlıya aşırı istek duyuyor musunuz, aşırı yiyor musunuz, yediğinizde enerjiniz ve ruh haliniz geçici olarak iyileşiyor ve sonra çöküyor mu?
2. Ailenizde diyabet, hipoglisemi ya da alkolizm öyküsü var mı?
3. Gün içinde zaman zaman kendinizi asabi, gergin, yorgun ya da sinirli hissediyor ama öğünlerin ardından geçici olarak daha iyi hissediyor musunuz?
4. Öğünlerden sonraki iki-üç saat kendinizi sersemlemiş gibi hissediyor musunuz?
5. Düşük yağ içeren bir rejim yapıyor ama kilo veremiyor musunuz?
6. Bir öğünü kaçırırsanız kendinizi huysuz, asabi, zayıf ya da yorgun hisseder misiniz?
7. Karbonhidratlardan zengin (kek, simit, kahvaltı gevreği, krep vs.) bir kahvaltı yaptığınızda günün geri kalanında yemenizi kontrol edemiyormuş gibi mi hissediyorsunuz?
8. Tatlı ya da karbonhidrat yemeye başladığınızda sanki kendinizi durduramıyor gibi misiniz?
9. Balık ya da et ve sebze yediğinizde kendinizi iyi hissediyor ama makarna, ekmek, patates ve tatlının ağırlıkta olduğu bir yemeğin ardından kendinizi uykulu ya da ‘uyuşturucu almış’ gibi mi hissediyorsunuz?
10. Restoranda ilk olarak ekmek sepetine mi davranırsınız?
11. Tatlı yedikten sonra kalp çarpıntınız olur mu?
12. Tuza duyarlı mısınız yani su toplamaya meyilli misiniz?
13. Kahvaltıyı atladığınızda öğleden sonra panik ataklarınız oluyor mu?
14. Sık sık ruh haliniz değişiyor, sabırsız ya da gergin oluyor musunuz?
15. Hafızanız ve konsantrasyonunuz zayıf mı?
16. Yemek yemek sizi sakinleştiriyor mu?
17. Gece terlemeleriniz var mı?
18. Sık sık susuyor musunuz?
19. Sık sık enfeksiyon kapıyor musunuz? (Örneğin sık sık soğuk alıyor musunuz yaralarınız zor mu iyileşiyor?)
20. Çoğu zaman yorgun musunuz?
21. Hiç polikistik over sendromu, kısırlık, yüksek kan basıncı, kalp hastalığı ya da yetişkinlik dönemi başlangıçlı diyabet teşhisi konuldu mu?
22. Kronik mantar enfeksiyonlarınız var mı? (Kasıkta mantar enfeksiyonu, vajinal mantar, cildinizde kabuk kabuk bir görüntü gibi…)

Kaynak: xprodoksit.com

Erken ergenlik çocukları tehdit ediyor

PROF. DR. OSMAN MÜFTÜOĞLU

“Erken ergenlik” sorunu özellikle kızçocuklarını tehdit ediyor. Bu sorun kız çocuklarında boy kısalığına, kiloproblemleri, hormonal düzensizliklere, meme ve rahim kanseri riskinin artmasınayol açıyor. Araştırmalar erken ergenlik değişikliklerinin psikolojik sorunlarada sebep olduğunu gösteriyor.

Erken ergenliğin pek çok nedeni var. Genetik faktör etkili ama genetikkökenli erken ergenlik sorununa çok seyrek rastlanıyor. Beyindeki hipofiz bezinin fazla miktarda hormonüretimine yol açan bazı hastalıklarında da erken ergenlik görülebiliyor.Benzer şekilde erkek ve kız çocuklarda yumurtalıklardaaşırı hormon salgılanmasına sebep olan tümörler erken ergenliğitetikleyebiliyor. Böbreküstü bezinindoğumsal bazı hastalıklarında da erken ergenlik ihtimali artıyor.

Ne iyi ki erken ergenliğe yol açanhastalıklar çok seyrek görülüyor. Son yıllarda görülen erken ergenlikpatlamasının arkasında bu hastalıklardaki artış değil, çevresel faktörler,özellikle beslenme tarzındaki değişimleri ve besin maddelerine karışan bazımaddelerin rolü olduğu düşünülüyor. En çok da “hormonlu katkılı gıdalar”suçlanıyor.

HANGİ GIDALAR SUÇLANIYOR?

Hormonlu gıdaların en ünlüleri süt ve süt ürünleri, kırmızı et, tavuk eti,çilek ve domates gibi sebzeler meyveler. Bu ürünlerin içinde erkenergenliğe yol açabilecek hormonal katkıların bulunup bulunmadığını anlamakoldukça zor. Ancak çok detaylı laboratuar analizleriyle mümkün olabiliyor. Bunedenle et üreticileri etin hacmini ve yumuşaklığının arttırmak, sütüreticileri süt verimini çoğaltmak, çilek domates üreticileri ürünleriniirileştirip daha kolay satmak için bu katkılardan faydalanabiliyor.

Bu tür hormonal katkıların çoğuöstrojen türevi olduğu için sorun özellikle genç kızlarda daha önemli halegeliyor. Gerçi bu hormonların erkek çocukların memelerinde büyümeye–jinekomasti- yol açtığı biliniyor ama özellikle kız çocuklarında östrojenbenzeri hormonal katkılar ya da plastik sanayinde kullanılan bisfenol-a (BPA) ve benzeri östrojentaklidi kimyasallar kilo artışı, irileşme, boyda hızlı uzama ve süratle gençkız haline dönüşme ile ortaya çıkan memelerde büyüme gelişme ve erken adetgörülmesiyle sonuçlanan problemlere yol açıyor. Bu tür olguların sayısı son yıllardahızla artıyor ve bu durum yalnız anne babaları değil, çocuk endokrinolojisiuzmanlarını da endişeye sokuyor.

NE YAPMALI?

Sorunun çözümlenmesi çevreselfaktörlerin özellikle kimyasal toksinlerin kontrolü ile yakından ilişkili.Hormonlar dışında pek çok madde östrojenlere benzer yapıları nedeniyle busorunu tetikleyebiliyor. Bu maddeler yağ dokusunda biriktikleri için etkileriyıllar boyu tüketilmeleri halinde düşük düzeyde kazanılsalar da birikiciolabiliyor. Hormon sistemini bozucu kimyasallar hakkında toplumunbilgilendirilmesi bu etkiyi yapabilen tarım ilaçlarının hormon katkılarının veplastik sanayinde kullanılan kimyasalların sıkı bir kontrol süreci altınasokulması gerekiyor. Ev yemeklerine yeniden dönmek, ev sofralarını yenidenkurmak önemli. Bu başarılabilirse fast food besinlere ilgi azalacak, katkılıgıdalar yerine kendi seçtiğiniz daha sağlıklı gıdalar yenip içilecek. Okuldanelerin yiyip içildiği de çok önemli. Bu nedenle okul yönetimlerine de önemligörevler düşüyor.

Çocuklar için faydalı atıştırmalıklar

Atıştırma, çocuk beslenmesinin en önemli noktalarından biridir. Çiğ yenen atıştırmalar var. Bunları bir kenara not edebilirsiniz.

Bazı ara öğün seçeneklerinin çocuklarınız için oldukça eğlenceli, hatta şaşırtıcı olabileceğini düşünüyorum. Amerikan Diyetisyenler Birliği’nin de önerdiği bu seçenekler içinde bana göre en etkileyicisi “dondurmalı sandviç”. iki bisküvi arasına biraz dondurma koyun ve dondurun! Eminim çocuğunuz böyle bir ara öğün seçeneğine hayır demez

Soyulmuş muzu yoğurda daldırıp daha sonra ezilmiş kahvaltı tahıllarıyla karıştırıp rulo hale getirdikten sonra dondurun ve ara öğün seçimi olarak besleyici ve lezzetli bir karışım hazırladığınızdan kuşku duymayın.
Ayrıca dinozor, yıldız, kalp gibi eğlenceli şekiller verdiğiniz peynir ve et dilimlerini de sandviçlerde kullanarak çocuklarınızı şaşırtabilirsiniz.

Gofret, grissini, cips yerine fındık ezmesini corn flakes ya da başka kahvaltı gevrekleriyle karıştırıp elinizde top şekli verdikten sonra ezilmiş krakere batırın, fındık ezmeli lezzetli toplar üretin.

Bu seçenekleri daha da arttırmanız mümkün. Beslenme kitaplarında, internette benzer onlarca seçenek bulacağınızı düşünüyorum. Bu eğlenceli seçenekleri onlarla birlikte hazırlamanız daha da etkileyici olacaktır. Tabiî ki fındıktan, ceviz, badem, pestilden, taze ve kurutulmuş meyvelerden, yoğurttan da vazgeçmeyin!

Kaynak: www.osmanmuftuoglu.net