İlk iki saat içinde öldürüyor!
Kalp krizinde en çok ölümlerin ilk iki saat içinde meydana geldiği belirtiliyor.
Dünyada ve Türkiye’de ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alan kalp hastalıklarının görülme sıklığının artış gösterdiği; kalp krizinde en çok ölümlerin ilk iki saat içinde meydana geldiği belirtiliyor. Uzmanlar, kalp krizinde erken ve eksiksiz müdahalenin ölüm oranını en aza indireceğinden, tam donanımlı birimlere ihtiyaç bulunduğunu belirterek, üstün teknoloji imkanlarının sağlandığı Acil Kalp Ünitelerinin önemli olduğunu ifade ediyor.
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Keleş, yaptığı açıklamada, kalp hastalıklarının ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer aldığını ve kalp krizi geçiren bir hastanın evinden alındıktan sonra hastaneye ulaşıncaya kadar geçen sürenin yaşamsal önem taşıdığını söyledi.
Türkiye’de acil kalp ünitelerinin kurulması ve yaygınlaştırılması gerektiğini belirten Keleş, her yıl 200 binin üzerinde kişinin kalp krizine bağlı yaşamını yitirdiğini ifade etti. Keleş, Türkiye’de kalp hastalıklarının tedavisinde dünya ile hemen hemen başa baş gittiğini, ancak prevantiv (koruyucu) kardiyolojinin yeterince gelişmediğini belirtti.
Türkiye’de kalp hastalıklarının görülme sıklığının giderek artış gösterdiğini, tedbir alınmadığı takdirde bu oranın daha da yükseleceğini vurgulayan Keleş, “Ülkemizde bir kişi kanserden ölürken dört kişi kalpten ölmektedir. Trafik kazasında ölen bir kişiye karşılık otuz kişi kalpten ölmektedir. Ülkemizde 3.1 milyon koroner kalp hastasının bulunduğunu ve bu sayının yılda yüzde 6.4 arttığını, yılda 190 bin vatandaşımızın da koroner kalp hastalığından hayatını kaybettiğini tahmin etmekteyiz” diye konuştu.
“TÜRKİYE’DE BİN YETİŞKİNDEN 105 KİŞİ KORONER KALP HASTASI”
Keleş, Türkiye’de 1990 yılında Prof. Dr. Altan Onat önderliğinde başlatılan, hala devam eden ve kendisinin de içinde bulunduğu TEKHARF (Türk Erişkinlerinde Kalp Hastalıkları ve Risk Faktörleri) çalışması ile Türkiye’nin kalp hastalıkları bakımından profilini çıkarıldığını söyledi. Çalışma ile Türkiye’nin kalp haritasının oluşturulduğunu ifade eden Keleş, şöyle devam etti:
“Son iki yılda, yetişkinlerimizin kardiyometabolik sağlığı hususunda, tıpta daha önce tarif edilmemiş bazı kusurlu işleyişlerin varlığı belirlendi ve yetişkinlerimizin yüksek koroner mortaliteye sahip olduğu tespitine geçerli bir açıklama getirildi.
TEKHARF çalışması 2007/08 tarama örnekleminde 449 erkek ile kadında Koroner Kalp Hastalığı varlığı 35 yaş ve üzerindeki 29.5 milyon nüfusta 3.1 milyon kişinin, yani bin yetişkin başına Türkiye genelinde 105 kişinin koroner kalp hastası olduğu anlamına gelir.
Bu tespit, koroner kalp hastalığı hakkında 1990 yılından beri yılda yüzde 6.4 hızında diğer bir ifadeyle 200 bin kişi arttığını göstermektedir. Bu dönemde 35 yaş ve üzerindeki nüfus yılda yüzde 3.3 hızıyla yükseldiğine göre, koroner kalp hastalığı nüfus artışı ve nüfusun yaşlanmasından bağımsız, hayat tarzımıza bağlı değişiklikler sonucu yılda ortalama yüzde 3 artmaktadır.”
Keleş, kalp sağlığı konusunda Sağlık Bakanlığı’nın bazı çalışmalar yaptığını, ancak bunların yeterli olmadığını, bu konuda Türk Kardiyoloji Derneği’nin de yoğun çaba sarf ettiğini dile getirdi.
“KALP KRİZİNDE EN ÇOK ÖLÜM İLK İKİ SAAT İÇİNDE OLUYOR”
Kalp krizine müdahalede üstün tıp teknolojisinin çok önemli olduğuna dikkati çeken Keleş, gelişmiş teknoloji sayesinde kalp hastalıklarının teşhisi ve tedavisinin daha kolaylaştığını söyledi.
Keleş, görüntüleme yöntemlerinin artmasının ve tekniğinin ilerlemesinin tanı ve tedaviye çok yardımcı olacağını belirterek, hastanelerin de bu alanda modern cihazlara sahip olması gerektiğinin altını çizdi.
Kalp krizinde erken müdahalenin tam donanımlı bir hastanede yapılmasının yaşamsal önem taşıdığını vurgulayan Keleş, şunları kaydetti: “Kalp krizinde en çok ölüm ilk iki saat içinde olmaktadır. Bu nedenle erken ve eksiksiz müdahale ölüm oranını en aza indirecektir. Bunun için de tam donanımlı birimlere ihtiyaç vardır.
Ölümlerde ilk sırayı koroner arter hastalıklarının özellikle miyokard enfarktüsünün oluşturmasından dolayı, erken ve doğru müdahaleyi sağlamak amacıyla 1999 yılında hazırladığım ’Acil Kalp Ünitesi (AKÜ)’ projesinin uygulanması ve geliştirilmesi yararlı olacaktır.
Acil Kalp Ünitesi, Türkiye’de yaygınlaştırılmalıdır. Sağlık Bakanlığı bu konuyla ilgilenmelidir. İstanbul gibi büyük ve kalabalık metropollerde gerektiğinde deniz ve hava transportu kullanılmalıdır.
Hastanın kalp krizi geçirdiği yerden sağlık birimlerine ulaştırılması arasında geçen süre çok önemli olduğundan proje önem taşımaktadır. Örneğin, hastayı Avcılar’daki evinden aldınız ve Cerrahpaşa’ya getireceksiniz. Önce Ambulans hastane ile irtibata geçmeli, hasta gelene kadar hastanede altyapı hazırlanmalı. Hastanın elektrosu, hastaneye ulaştırılmalı.
Sürekli hastane ile iletişim halinde olunmalı. Şu anda ambulans ile hastane arasında bir iletişim sağlanmıyor. Dünyada bunun örnekleri var. 2 dakikada kalp krizi geçirmiş hastaya müdahale edilebiliyor.”
“ANİ KALP DURMALARINDA DEFİBRİLATÖR KULLANILMALI”
Keleş, ani kalp durmalarında defibrilatör kullanımının önemine işaret ederek, yaygın kullanımının sağlanması halinde ani kardiyak ölümlerin sayısının azalabileceğini, ancak bunun için mutlaka deneyimli ve eğitimli personele ihtiyaç duyulduğunu söyledi.
Kalp sağlığının korunmasında değiştirilebilen ve değiştirilemeyen birtakım risk faktörleri olduğunu ifade eden Keleş, yüksek kolesterol, diyabet, obezite ve yüksek tansiyonun kalp hastalığı açısından risk faktörü olduğunu, stresli yaşam tarzından kaçınılması, doğru beslenilmesi ve fiziksel aktivenin korunması gerektiğini vurguladı.
Keleş, kalp sağlığına dikkat etmenin ülke ekonomisine de katkı sağlayacağını vurgulayarak, kalp ameliyatlarının maliyetinin yüksek, koroner yoğun bakımlardaki giderlerinin fazla ve stent fiyatlarının yaklaşık 3-4 bin dolar olduğunu belirtti.
Kaynak: milliyet.com
Çocuklarda Kalp Hastalıkları ve Tedavisi
Bebeklerde ve çocuklardaki kalp hastalıkları ya doğuştan olurlar ya da sonradan meydana gelirler. Çocukluk döneminde görülen kalp hastalıklarının çoğunluğunu doğuştan olan kalp hastalıkları meydana getirir. Yani bebek doğduğundan itibaren kalp hastalığı vardır.
Hastalığın cinsine göre bazen hayatın ilk saatlerinden itibaren ciddi bulgular ortaya çıkarken bazen de hiç fark edilmeden ileri yaşlara kadar gelebilirler.
Yaklaşık olarak her 125 canlı doğumdan birinde kalp hastalığı görülebilmektedir. Ülkemizde her yıl 12,000 civarında bebek bu kalp hastalıklarıyla dünyaya gelmektedir.
Doğuştan kalp hastalıklarının gerçek nedeni bilinmemektedir. Hamileliğin ilk aylarında geçirilen kızamıkçık veya diğer virüs enfeksiyonları, röntgen ışınları veya radyasyona maruz kalınması, annenin şeker hastası olması, hamilelikte alkol kullanılması ve özellikle ilk üç ayda kullanılan bazı ilaçlar ile Down sendromu (Mongolizm) gibi bazı kalıtsal hastalıklar doğuştan kalp hastalıklarına sebep olabilirler.
Ailenin çocuklarından birinde doğuştan kalp hastalığı varsa yeni doğacak bebekte görülme riski normale göre iki kat daha fazladır. Yine yakın akraba evliliklerinde de risk artmaktadır.
Doğuştan kalp hastalığı olan bebekler emerken çabuk yorulurlar. Normalde 20 dk. olan beslenme süresi sık sık dinlendiği için daha uzundur. Solunum sıkıntısı burun ve kulak uçlarında yada dudaklarda morarma, kalbin hızlı çarpması yada takip eden aylarda kilo almama, bayılma veya sık solunum yolları enfeksiyonu gibi şikayetler varsa bebekte doğuştan kalp hastalığı olabileceği akla getirilmelidir.
Doğacak bebekte kalp hastalığı olup olmadığı hamileliğin 18-22. haftasından itibaren yapılabilen fötal ekokardiyografi ile öğrenilebilir. Her bebek doğar doğmaz dikkatlice muayene edilmelidir. Kalpte duyulan anormal sesler bir hastalık belirtisi olabileceği gibi hiçbir zararı olmayan masum üfürmeler de olabilir.
Çocuklarda sonradan meydana gelen kalp hastalıklarının ülkemizdeki en sık nedeni akut romatizmal ateştir. Beta hemolitik streptokok mikrobunun basit anjin (boğaz iltahabı) şayet iyi tedavi edilmezse bu çocukların bazılarında akut romatizmal ateş hastalığı meydana gelir. Dizlerde, ayak bilekleri veya kollarda ağrılı şişlikler oluşur. Bu arada kalp kapakçıkları da fark edilmeden hastalıktan etkilenir. İlginç olan eklemlerdeki tüm ağrılar ve şişlikler hiçbir sekel bırakmadan iyileşirken kalp kapakçıklarında ömür boyu sürecek ciddi bozukluklar meydana gelir.
Akut romatizmal ateş çoğunlukla 5?19 yaş grubundaki çocukları etkilemektedir. Korunmak için üst solunum yolu enfeksiyonları geçiren çocuklarda boğaz kültürü yapılması ve şayet Beta hemolitik streptokok mikrobu varsa bunun penisilin grubu ilaçlarla tedavisi yeterlidir.
Çocuklardaki kalp hastalıklarının tedavisinde ilaçlar ve cerrahi girişimlerden yararlanılır. Kasıktan yerleştirilen bir borucuk (kateter) yardımı ile ameliyat kesisi olmaksızın bazı basit kalp hastalıklarının düzeltilebilmesi mümkündür.
Günümüzde minik kalplerin hemen hemen tüm hastalıkları doğum sonrası ilk saatlerden itibaren cerrahi olarak düzeltilebilmekte ve yüz güldürücü sonuçlar alınmaktadır. Hastalığın cinsine bağlı olmak üzere bu çocukların çoğunluğu erişkin yaşlara gelerek aktif ve üretken bir yaşam sürdürebilmektedirler.
Kaynak: florence.com
Kalp sağlığı için diş bakımına dikkat
Türkiye’de ağız ve diş sağlığı, hekimin kapısını çok mecbur kalmadıkça çalmadığımız bir konu. Rahatsızlıkların başında yüzde 65 oranında diş eti hastalıkları geliyor. Özellikle kalp hastalarının bu konuda çok özenli olması şart.
Periodontal hastalıklar olarak ifade edilen, diş eti ve dişleri destekleyen diğer dokuları etkileyen iltihabi hastalıklar, yetişkinlerde diş kayıplarının yüzde 70′inden sorumlu olabiliyor.
Bu konuda yanlış bilinen birçok nokta diş hekimine gitmek konusunda zaman kaybettiriyor. Söz gelimi, birçok insan diş eti kanamasının iyi bir şey olduğunu düşünüyor ve “Dişlerimi fırçalayıp kanattım, rahatladım” diyor. Diş eti hastalıkları ve önleme yollarını Diş Hekimi Cem Erdoğan’a sorduk.
Diş eti hastalıkları nasıl oluşuyor?
Dişeti hastalıklarının en önemli nedeni “bakteriyel diş plağı” adı verilen, dişler üzerinde biriken yapışkan ve renksiz film tabakasıdır. Tırnağınızın ucuyla dişin dip kısmından ucuna doğru indirdiğinizde beyaz bir tabaka sıyırmış olursunuz. İşte o diş plağıdır. Plak temizlenmezse üstüne bir plak daha gelir ve diştaşı veya tartar oluşur. Dişetini dişe sıkıca bağlayan lifler yüzünden diş eti dişten uzaklaşır. Bakteriler daha derine gitmenin yolunu bulmuş olurlar ve iltihap oluşturur. Bu durum kemiğe kadar ilerleyebilir. Bunun sonucunda diş sallanmaya başlar ve sonunda da düşer.
Nasıl önlenir?
İnsanlar genelde diş temizliğinin dişleri sallandırdığını iddia eder. Normalde 6 ayda bir dişini temizleten kişinin dişi sallanmaz. Bunu çok uzun süre ihmal eden kişinin ağzında blok blok diş taşları oluşur. Hekime gittiğinde de işlem sırasında dişler sallanmaya başlar. Sağlıklı diş ve diş eti için ağız bakımı çok önemli. Fırçalayarak ve diş ipi kullanarak, bakteriyel plağın dişten atılması gerekiyor. 6 ayda bir de profesyonel olarak dişleri temizletmek gerekiyor. Bütün bu önlemlerin yanında bir başka konu daha var ki bu çok önemli.
Bazı tedavilerde diş hekimi – KBB uzmanı birlikte hareket eder
Türklerin ırksal olarak burunları biraz eğridir, deviasyona çok yatkındır. Bazı hastalar uyurken ağızdan solunum yaparlar. Çeşitli şikayetlerle sürekli diş hekimine giderler. Diş hekiminin bu durumu tespit etmek için hastayı Kulak-Burun-Boğaz uzmanına yönlendirmesi gerekir. Aksi takdirde yüz kere diş temizliği yapsanız bile bu durum tekrarlayacaktır. Diş taşı oluşumu sürecek, buna bağlı olarak diş etleri aşağı çekilecek sonuçta diş kayıpları oluşacak.
Diş eti hastalıkları başka hastalıkları tetikler mi?
Diş etiniz kanadığı zaman, ordaki mikroorganizmalar o bölgedeki kılcal damarlardan vücuda karışır. Kalbe, eklemlere hatta beyninize yerleşir. Vücut direncinizin düştüğü durumlarda diğer hastalıkları tetikleyebilir.
Kalp rahatsızlığı olanlar diş sağlığına daha çok önem vermeli
Özellikle kalp rahatsızlığı olanları daha fazla etkiler. Bu kişilerin mutlaka diş sağlığının iyi durumda olması gerekir. O yüzden diş eti kanaması iyi birşey değildir. Vücudun herhangi bir organındaki bir rahatsızlığın sinyalini veriyor olabilir. Sinyalleri dinlemezseniz daha kötü sonuçlarla karşılaşabilirsiniz.
Fırçalamak ve diş ipi kullanımı dışında ağız ve diş bakımında nelere dikkat etmeliyiz?
Unutmayın ki servetler harcadığınız hiçbir diş hekimi, kendi ana dişinizinden daha iyisini yapamaz. İnsanlar yaşadıkları kötü tecrübelerden ötürü diş hekimine gitmekten korkar. Teknolojide geldiğimiz nokta, ağrısız sızısız tedaviler ortaya koyuyor. Birçok insan toplu iğne ile diş taşı temizliği yapmaya çalışır. Çok yanlış. Kürdan da asla kullanılmamalı.
Diş ipi kullanmaya üşenmeyin
Diş arayüzlerini fırçalamak da çok önemli. Bunun için arayüz fırçası veya diş ipini kullanın. İnsanlara zor geliyor diş ipi kullanmak. Ama mutlaka günde 2 defa, 2 dakika diş fırçaladıktan sonra diş ipi kullanın. Ardından bir 30 saniye daha dişlerinizi fırçalayın.
Kaynak: uzunhayat.net
Kalp krizi riskiniz saçınızdan anlaşılıyor!
Kalp krizi riskinin, muhtemel krizden 6 ay önce hastanın saçlarından belirlenebileceği bildirildi.
Kanada’daki Western Ontario Üniversitesinden bilim adamlarının, bazı erkeklerin saçlarındaki stres hormonu kortizol seviyesini ölçerek yaptığı araştırma, kronik stresin kalp krizinin önemli bir tetikleyicisi olduğunu doğruladı.
Bilim adamları, bugüne dek kortizol seviyesinin idrar, kan ve tükürükten ölçüldüğünü belirterek, bu ölçümlerin, uzun vadedeki değil son saatlerdeki ya da günlerdeki stres düzeyini yansıttığını vurguladı.
Araştırmacılar, kalp krizi geçiren ve hastaneye kaldırılan 56 kişinin saç örneklerini, kalp krizi geçirmeyen 56 hasta ile karşılaştırdı. Kalp krizi geçirenlerde kortizol seviyesinin daha yüksek olduğu görüldü.
Kalp krizinin, yüksek tansiyon, kolesterol seviyesinin yüksek olması, sigara kullanımı, kalp yetmezliği gibi nedenlerden kaynaklanabileceğini belirten bilim adamları, ancak bu risklerin araştırmaya katılan her iki grupta da bulunduğunu, dolayısıyla kortizol seviyesinin kalp krizi riskinin en iyi habercisi olduğunun kanıtlandığını vurguladı.
“Stress” dergisinde yayımlanan makalede, bilim adamları bir sonraki adımda, aralarında kadınların da bulunduğu daha fazla grubun katılımıyla araştırmayı genişletmeyi planlıyor. Araştırmacılar, bu sonuçların doktorlara kronik stresin daha iyi anlaşılması ve kalp krizi geçirme riski olan hastaların daha iyi tedavi edilmesi imkanı sağlayabileceği görüşünde birleşiyor.
Kaynak: milliyet
Kalp Krizini Lazer Işınlarıyla Önlediler
Çek doktorları Nahomoletsi hastanesinde kalp krizini önleyici tedavide lazer ışınlarını kullandı.
Çek Cumhuriyeti’nde ilk defa bir kadın üzerinde yapılan bu operasyon kalbe kan akışını durduran kalp krizini önlemeyi başardı.
Operasyona katılan doktor Peter Kmoniçek; lazer ışınları, atardamarlara yayılıp zarar vermesinden önce kanda oluşan pıhtılaşmayı önledi diyerek bu tedavi yönteminin kaslara ve atardamarlara hiçbir zarar vermediğini belirtti.
SANA’nın haberine göre Çek cerrah, lazer yöntemi, 15 yıldır dünyada kalp cerrahisinde kullanılıyor. Daha önce sorunlar çıkabiliyordu. Ancak bugün çağdaş tıpta yeni bir tür lazer ve Emar (MR) gibi yeni yöntemler kullanılıyor.
Çek Cumhuriyeti’nde erkeklerde yüzde 49 kadınlarda yüzde 55 oranında ölümlerin sebebi kalp ve atardamar hastalıkları oluyor.
Kaynak: saglıkgündemi
Antep Fıstığı Kalbinizi ve formunuzu koruyor!
Yapılan araştırmada, Antep fıstığının kalbi koruduğu, kötü kolesterolü düşürdüğü ve diyabete karşı koruduğu, kilo aldırmadığı ve kansere karşı koruyucu etkisi tespit edildi.
Gaziantep Üniversitesi (GAZÜ) tarafından yapılan araştırmada, Antep fıstığının kalbi koruduğu, kötü kolesterolü düşürdüğü ve diyabete karşı koruduğu, kilo aldırmadığı ve kansere karşı koruyucu etkisi tespit edildi.
GAZÜ Tıp Fakültesi Fizyoloji ve Kardiyoloji Anabilim Dalının, Gaziantep Ticaret Odası ve Antep Fıstığı Tanıtım Derneği’nin katkısıyla 1,5 yıl süren araştırmasında “Antep fıstığının kardiyovasküler hastalıklardaki rolü” belirlendi.
Araştırma sonuçlarına göre, doymamış yağ asitleri açısından zengin olan ve kolesterol içermeyen Antep fıstığı kalp sağlığını koruyor. Antep fıstığı damar yapısını düzenliyor ve damarda yüzde 33 oranında genişleme sağlıyor.
Her gün 100 gram kavrulmuş Antep fıstığı yenilmesi durumunda kötü kolesterol LDL’nin yüzde 12 oranında düştüğü, kan glukozunu yüzde 10 oranında düştüğü ve diyabete karşı koruyucu olabileceği tespit edildi.
Zengin demir, B vitaminleri ve kalsiyum içeriği sayesinde Antep fıstığı kansızlığı önlüyor. Kilo alımına neden olmadığı belirtilen Antep fıstığı, yüksek antioksidan içeriği nedeniyle bazı kanser türlerine iyi geliyor.
Antep Fıstığı Tanıtım Derneği Başkanı Zeki Yağcı, yaptığı açıklamada, GAZÜ ile yaptıkları araştırmada Antep fıstığının insan sağlığına faydasını bilimsel olarak ortaya koyduklarını ve çok olumlu sonuçlar aldıklarını söyledi. Yağcı, Fizyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Cahit Bağcı önderliğinde yapılan bu araştırmanın, dünyada birçok tıp dergisinde yayımlandığını bildirdi.
-”DİYABETE KARŞI KORUYOR”-
Araştırmanın sonuçları hakkında bilgi veren Yağcı, araştırma kapsamında ilk kez Antep fıstığının kan glukozunu düşürücü etkisinin incelendiğini ifade ederek, “Antep fıstığının kan şekerini yüzde 10 oranında düşürdüğü ve diyabete karşı koruyucu etkisi olduğu tespit edildi” dedi.
Antep fıstığının demir içeriği yüksek bir gıda olduğuna işaret eden Yağcı, ülkemizde kadınlar ve çocuklarda önemli bir problem olan anemiyi (kansızlık) önlediğinin tespit edildiğini, osteoporozun korunmasında, zengin B vitamini ve kalsiyum içeriği ile sağlıklı beslenmenin bir parçası olduğunu belirtti.
-”KİLO ALDIRMIYOR”-
Yağcı, Antep fıstığının yağlı bir gıda olduğunu anımsatarak, şunları söyledi:
“İnsanlar kalori alımından ve dolayısıyla kilo alımından endişelenebilir. 100 gram Antep fıstığında 560 kilogram kalori var. GAZÜ tarafından yapılan araştırmada, yüksek kalorili bir ürün olmasına rağmen Antep fıstığının kilo alımına ve yüksek vücut/kitle indeksine neden olmadığı tespit edildi. Yemiş tüketmek açlığı bastırmakta, diğer yiyeceklerin tüketiminin azalmasına neden olmaktadır. Ayrıca yemişlerin yağı depolanmak yerine yakılıyor.”
-”KALBİN DOSTU, KANSERİN DÜŞMANI”-
Antep fıstığının, Akdeniz diyetindeki doymamış yağ asitlerinden zengin bir gıda olarak kalbi koruyucu etkisi bulunduğunu Yağcı, şunları kaydetti:
Endotel, kan damarlarının iç yüzünü döşeyen bir yapıdır. Hasarlanmasında insanlarda damar sertliği ateroskleroz ile başlayıp ilerleyici kalp hastalıklarına yol açmaktadır. Biz çalışmamızda Antep fıstığının damar yapısını düzenlediğini ve damar tıkanıklığını engelleyebileceğini ve damarda yüzde 33 oranında genişleme yapabileceği sonucunu bulduk. Bu parametre daha önce diğer kuru yemişlerle yapılan çalışmalara göre çok daha yüksek. Antep fıstığı yüksek oranda doymamış yağ özelliği nedeniyle kötü kolesterol olarak bilinen LDL’yi yüzde 12 oranında düşürdü. Ayrıca, daha önce hiçbir çalışmada düşüşü gözlenmeyen trigliserid değerlerini düşürdüğünü bulduk.”
Antep fıstığının kalp sağlığı üzerinde hiçbir olumsuz etkisi olmadığı, iyi huylu kolesterolü yükselttiği ve kötü huyluyu düşürdüğünü vurgulayan Yağcı, “Ayrıca Antep fıstığı yüksek oranda antioksidan içeriyor. Sadece üzümde ve şarapta bulunan resveratrol antioksidanın, Antep fıstığında yüksek miktarda olduğu tespit edildi. Resveratrolün, bazı kanser türlerine iyi geldiği biliniyor” dedi.
-”ENERJİ HAPI”-
Günümüzde kardiyovasküler sistem hastalıklarının önemli sebeplerinden birisinin beslenme alışkanlığı olduğunu ifade eden Yağcı, şunları kaydetti:
“GAZÜ araştırmasında, Antep fıstığı kardiyovasküler sistem hastalığı riski olanlarda en etkili diyet olabilir deniliyor. Antep fıstığı hem insan sağlığı hem ekonomik değeri açısından çok önemli bir ürün. Özellikle çocuklara günde bir avuç fıstık yedirirlerse hem zeka düzeyine hem fizyolojik gelişimlerine katkı sağlar. Antep fıstığı hiç endişe edilmeden tüketilebilir. Ben buna ’sıkılaştırılmış enerji hapı’ diyorum, afrodizyak etkisi de unutulmamalı. Dünyada 3-4 ülkede üretiliyor ve bizim bölgemiz Antep fıstığının gen merkezi. Bu ürüne sahip çıkmalıyız.”
Kaynak: milliyet.com
Televizyon Kalp Krizi Riskini Tetikliyor
Günde televizyon karşısında geçirilen her bir saatin kalpten ölme riskini artırdığı bildirildi.
İngiliz araştırmacılar, günde ortalama dört saatlik TV izlenme süresinin bir saat azaltılmasının bile kalp hastalığından ölüm riskini yüzde 8 oranında azaltabildiğini belirttiler.
Daily Telegraph’ta yayımlanan habere göre araştırmacılar, günde televizyon başında geçirilen her bir saatin kalp hastalıklarından ölüm riskini yüzde 7 oranında artırdığını saptadı.
Televiyon izlemekle kalp hastalığı arasındaki bağlantının, egzersiz yapılmaması, obezite, şeker hastalığı ve sigara içilmesi durumları hariç tutulduğunda da geçerliliğini koruduğu belirlendi.
Buna göre, TV seyretmek kalp hastalıklarıyla doğrudan bağlantılı ve bu durum sadece televizyon seyrederken hareketsiz kalınmasından kaynaklanmıyor.
Araştırma, Tıbbi Araştırma Konseyi tarafından Norfolk’taki orta yaşlı kadın ve erkeklerden oluşan 13 binden fazla kişi arasında yapıldı. Araştırma 10 yıl sürdü ve bu sürede 13 bin 197 katılımcıdan 373 kişi, yani her 35 kişiden biri kalpten öldü.
Bu ölümlerden 30′unun günde 4 saat yerine bir saat TV izlemesi halinde önlenebileceği belirtildi.
Araştırmayı kaleme alanlardan Dr. Katrien Wijndaele, insan vücudunun uzun süreler oturmaya göre yaratılmadığını belirterek, bilgisayar başında veya otomobilde otururken de aynı riskin söz konusu olup olmadığını anlamak için başka araştırmalar yapılması gerektiğini söyledi.
International Journal of Epidemiology dergisinde yayımlanan araştırmanın diğer yazarı Dr. Ulf Ekelund da, “Benim kalp krizinden ölme riskim normalde yüzde 10 ise ve günde 4 saat TV izliyorsam, riskim yüzde 13′e çıkacak” dedi.
Kaynak: saglıkgundemi
Kalbiniz için tansiyona dikkat!
Türkiye’de her 3 kişiden biri hareketsiz yaşama bağlı olarak hipertansiyon hastası. Kalp krizinin en önemli nedeni ise hipertansiyon.
Türk Kardiyoloji Derneği’nin verilerine göre ülkemizde her üç yetişkinden biri, bu hareketsiz yaşama bağlı olarak hipertansiyon hastası.
Hatta birçok insan bu sinsi hastalığın pençesinde olduğunun farkında bile değil. Ancak unutulmamalı ki; kalp krizinin en önemli nedeni hipertansiyon. Bu sinsi hastalığı yenmenin en birinci şartı ise düzenli spor yapmak, sigarayı bırakmak ve stresten uzak durmak.
Kardiyoloji Uzmanı Dr. Eda Tokuçcu, çağın hastalığı olan hipertansiyonla mücadelede neler yapılabileceğini anlattı. Kan basıncının normalden yüksek seyretmesiyle ortaya çıkan hipertansiyonun, kalp krizi, felç ve böbrek yetmezliğinin en önemli nedeni olduğunu belirten Tokuçcu, bu hastalığın çoğunlukla belirti vermediğine dikkat çekti.
Hipertansiyon tanısının genellikle kan basıncı ölçümü sırasında konduğunu belirten Tokuççu, ”bu hastalıkta yüzde 50 kuralı işler. Hastaların yarısı hipertansiyon hastası olduğunu bilmez, bilenlerin yüzde 50’si de tedavi almaz, alanların ise istenen seviyede kontrol altında olmadığı gözlenir. Hipertansiyonun gelişiminde, çevresel ve kalıtsal faktörlerin rolü büyüktür. Çevresel faktörlerden kilo fazlalığı, hareketsiz yaşam tarzı, sigara kullanımı, aşırı tuz tüketimi, yoğun stresli yaşam; kalıtsal faktörlerden, ailede bu hastalığın varlığı iyi bilinen risk faktörleridir” diye konuştu.
Kilo verin, egzersiz yapın
Tedavi yaklaşımında öncelikle hastanın kalp hastalığı, inme, böbrek yetmezliği gelişme riski ve hipertansiyon derecesine göre risk düzeyi değerlendirilmeli. Bu değerlendirme sonrasında, uzmanlar, eğer hasta düşük riskli hipertansiyon hastası ise, öncelikle beslenme alışkanlıklarını düzeltmesini (sigarayı bırakmasını, tuzu azaltmasını, kilo vermesini, sebze ve meyve ağırlıklı bir beslenme) ve egzersiz yapmasını öneriyor.
Tansiyon takiplerinde diyet ve egzersize yeterli yanıt alınamazsa ilaç tedavisi başlanmalı. Eğer hasta yüksek riskli hipertansiyon hastası ise, yani bir kalp hastalığı öyküsü, inme, şeker hastalığı, böbrek yetmezliği durumu mevcutsa diyet ve egzersiz ile eş zamanlı olarak ilaç tedavisi başlanmalı. Hastanın risk durumu ve tansiyon düzeyine göre, bir veya birden fazla ilaç gerekebilir. Ancak pek çok hasta, hipertansiyonun hayat boyu devam eden bir hastalık olduğunu kabullenmekte zorlanır.
Yüksek tansiyon kalp krizini tetikler
Hipertansiyon, hayat boyu devam eden bir hastalık olduğu için, tedavisi de hayat boyu devam etmeli. Ancak sık rastlanan hatalardan birisi de tansiyonu ilaçla normale gelen hastaların tansiyon ilacını kesmek istemeleri. Bu durumda tansiyon tekrar yükselir ve kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği gibi istenmeyen sonuçlar ortaya çıkabilir. Hipertansiyon tedavisi için ilaç başlandığı zaman hastaların tansiyon düzeyi normale gelene kadar sık aralıklarla, tansiyon düzeyi normale geldikten sonra da belli aralıklarla doktor kontrolüne gitmeleri gerekir.
Kaynak : internethaber
Kalbinizi korumak için egzersiz yapın
Herkes egzersizin sağlığımız için yararlı olduğunu biliyor? Peki bu yararlar neler? Egzersiz nelere iyi geliyor?
Mayo Clinic adlı internet sitesinde yer alan haberde, düzenli fiziksel egzersizin ruh durumunuzdan, kronik hastalıklarla savaşmaya, kilo verdirmesinden enerji seviyenizi artırmaya kadar birçok faydası bulunuyor. İşte düzenli egzersiz yapmanın sağlığınız için 6 önemli faydası:
1. Egzersiz ruh halinizi iyileştirir: Stresli bir günün ardından yarım saat spor yapmak ya da tempolu bir yürüyüş sizi rahatlatacaktır.
2. Egzersiz kronik hastalıklarla mücadele ediyor: Kalp hastalığına ya da osteoporoza yakalanmak istemiyorsanız egzersizi unutmayın. Düzenli egzersiz yapmak, kötü kolesterolü önlemeye yardım ediyor. Spor yapmak, sizi tip 2 şeker hastalığından, kemik erimesi ve çeşitli kanser türlerinden koruyor.
3. Egzersiz kilo vermeye yardım ediyor: Egzersiz yapmak kilo vermenize yardımcı. Egzersiz yaparken daha fazla kalori yakıyorsunuz. Egzersiz için zamanınız yoksa asansör yerine merdivenleri kullanın.
4. Egzersiz enerji seviyenizi artırıyor: Fiziksel aktivite dokularınıza oksijen ve besin öğesi dağıtıyor. Gerçekte düzenli olarak egzersiz yapmak kardiyovasküler sisteminize de yardım ediyor. Kalbiniz ve akciğerleriniz iyi çalışınca, sevdiğiniz şeyleri yapmak için daha fazla enerjiye sahip oluyorsunuz.
5. Egzersiz daha iyi uyumanızı sağlar: Uykusuzluk çekiyor musunuz? İyi bir gece uykusu konsantrasyonu, verimliliğinizi ve ruh halinizi iyileştirir, daha hızlı uykuya dalmanıza ve derin bir uyku çekmenize yardım eder.
6. Egzersiz eğlenceli olabilir: Egzersizi angarya olarak görmemelisiniz. Sıkıcı egzersizler yerine doğa aktivitelerine katılabilir, tırmanma duvarına çıkabilirsiniz, futbol oynayabilirsiniz. Kendinize eğleneceğiniz bir fiziksel aktivite bulun. Sıkılırsanız, ara ara aktiviteleri değiştirin.
Kaynak : internethaber
Kalp Hızı Ve Kalp Ritmi Bozuklukları
Normal Kalp Ritmi
Bir kalp atışı, vücudun geri kalan kısmına kan pompalayan iki ventrikülün (karıncığın) kasılmasını içerir. İki ventrikülün (karıncığın) kasılmasını, ventrikülleri (karıncıklar) kanla dolduran iki atriyumun (kulakçığın) kasılması takip eder. Normalde kalp, düzenli bir şekilde dakikada 60 ila 100 kez atar.
Her bir normal kalp atışı, sinotriyal (SA) düğüm olarak adlandırılan küçük bir grup uzmanlaşmış kas hücresi grubunda başlayan bir elektriksel uyarı tarafından başlatılır. Kalbin doğal uyarı kaynağı (pacemaker) olan SA düğümü, sağ atriyumun (kulakçığın) duvarında bulunur.
SA düğümünden gelen sinyal, hızla kalbin iki küçük üst odacığına (atriyumlara (kulakçıklara) gider ve kasılmalarına neden olur. Sonra sinyal, başka bir uzmanlaşmış hücre demetine, atriyoventriküler (AV) düğüme, ve oradan da dal bloğu olarak adlandırılan özel yollar aracılığıyla ventriküllere (karıncıklara) gider.
Sinyal, ventriküllere (karıncıklara) ulaştıktan çok kısa bir süre sonra (ventıiküllerin (karıncıkların) kan ile dolacak yeterli zamanı olduktan sonra) ventriküllerin (karıncıkların) kasılmasına neden olur.
Kalbin, vücudun daha fazla oksijene olan gereksinimini karşılamak ve daha fazla atık maddeden kurtulmak için egzersiz ya da duygusal endişe esnasında hızlanması normaldir. Ateş, anemi, aşın faaliyet gösteren bir tiroid bezi ve bazı maddeler (dekonjestanlar (burun tıkanıklığını giderici ilaçlar), kafein, amfetaminler ve kokain gibi) de kalbin normalden daha hızlı bir şekilde pompalama yapmasına neden olabilir.
Kalp ritmi anormallikleri (bozuklukları), kalbin elektrik sisteminde bir normal fonksiyonu yerine getirememe söz konusu olduğunda meydana gelir. Hafiften yaşamı tehdit ediciye kadar farklılık gösteren ritim anormallikleri (bozuklukları), atriyumlann (kulakçıkların) ya da ventriiküllerin (karıncıkların) düzenli kasılmasını değiştirebilir.