Doğru Makyajın Kuralı
Sırları öğrendikten sonra makyaj yapmak size de çok kolay gelecek… Öncelikle cildinizi size uygun temizleyici ile temizledikten sonra, cildinizi bir miktar yine cildinize uygun bir krem ile nemlendirin.
Cilt tipinize ve renginize uygun bir fondöteni bütün yüzünüze ve çenenizin altina doğru düzgünce yayın. Fondöteni ince bir tabaka halinde sürmeye özen gösterin, bu şekilde daha iyi sonuç elde edeceksiniz.
Cildinizdeki kusurlari bir kapatıcının yardımıyla gizleyin. Bunun için cilt lekelerine veya sivilce gibi yerlere bir miktar kapatıcı sürmeniz yeterli. Gözlerinize farı sürerken önce tüm gözkapagına bir aplikatör yardımıyla farı sürün. istediginiz kısımlarda rengi azaltın, artırın.
Göze gölge yapmak istiyorsanız bunu bir göz kalemi ile yapabilirsiniz. Uygulayacagınız ton, göz farından daha koyu olmalıdır.
Yaptığınız bu çizgiyi bir pamuklu çubuk yardımıyla hafifçe yukarıya dogru dagıtın.
Kirpiklerinizin daha sık görünmesi ve göz biçiminizin daha iyi farkedilmesi için göz çevresine yani kirpik diplerinize çizgi çekebilirsiniz ancak sert çizgilerden kaçının.
Kaşlar içinse bir fırça yardımıyla kaşlarınızı yukarı doğru tarayın. Kaş renginize uygun bir kalemle kaşlarınızı küçük darbelerle boyayın ve hafifçe dagıtın. Bunun için toz far da kullanabilirsiniz.
Yanakları renklendiririken allığınızı yanak çukuruna iyice yayın. Allığı sürdüğünüz yerde sadece bir parlaklık olmalı. Boyanın nerede başlayıp bittiğini gösteren çizgiler olmamasına dikkat edin.
Dudaklarınıza çekici bir görünüm verebilmek için dudak çevrenize rujunuzun bir ton koyusu olan kaleminizle çerçeve yapın. Bir ruj fırçasıyla dudaklarınızı boyayın. Bu işlemden sonra dudaklariniza biraz pudra sürüp ikinci bir kat ruj sürün. Alt dudağınıza biraz parlatıcı sürerseniz dudaklarınız daha çekici görünür.
Kadınları alkol ve madde bağımlısı yapan nedenler…
Şiddet kadınları bağımlı yapabiliyor.
Hacettepe Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi (HÜKSAM) Müdürü Prof. Dr. Şevkat Bahar Özvarış, şiddete uğrayan kadınların savunma mekanizması olarak madde bağımlılığı, sigara kullanmaya başlama gibi yöntemlerle rahatlamaya çalıştıklarını belirterek, “Şiddet kadınları bağımlı yapabiliyor” dedi.
Özvarış, yaptığı açıklamada, Türkiye’de yapılan araştırma sonuçlarına bakıldığında 10 kadından 4’ünün fiziksel şiddete maruz kaldığını belirtti.
Şiddetin sadece fiziksel değil, duygusal, ekonomik ve cinsel boyutunun da olduğunu hatırlatan Özvarış, fiziksel şiddetin uygulandığı ortamda diğer şiddet türlerinin de görüldüğünü söyledi.
Kadına yönelik şiddetin ölümcül ve kronik sonuçları olduğunu ifade eden Özvarış, kadınların şiddet sonunda travma, yaralanma, intihar ya da intihara zorlanma gibi sonuçları olabildiğine işaret etti. Özvarış, bunların yanı sıra şiddete maruz kalan kadınlarda genellikle psikosomatik rahatsızlıklar, sürekli devam eden baş ağrıları, depresyon, uyku bozukluğu, panik atak gibi durumların ortaya çıktığına dikkati çekerek, “Şiddete uğrayan kadınlar, savunma mekanizması olarak madde bağımlılığı, alkol ve sigara kullanmaya başlama gibi olumsuz sağlık davranışlarına yönelebiliyorlar. Başka bir deyişle, şiddet kadınları bağımlı yapabiliyor” diye konuştu.
Şiddete uğrayan pek çok kadının öncelikle kendilerini suçladığına dikkati çeken Özvarış, şiddetin kadınların benlik saygısını da kaybettirdiğini söyledi. Kadınların genellikle şiddetin geçici olduğuna ve bir süre sonra sona ereceğine inandıklarını, öğrenilmiş çaresizlik içinde durumu kabul ettiklerini anlatan Özvarış, “Şiddet kadının hayatına bir kere girmişse mutlaka devamı geliyor. Kadınlara ’hiç kimsenin şiddeti hak etmediğinin’ öğretilmesi gerekiyor. Bu konuda tüm kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları ve üniversitelere görev düşüyor” dedi.
KADINLAR DOĞUMDAN İTİBAREN AYRIMCILIK YAŞIYOR
Kadınların toplumsal cinsiyet rol kalıpları, eşit bir yurttaş olarak görülmemesi ve ataerkil toplum yapısı dolayısıyla şiddete maruz kaldığını anlatan Özvarış, toplumsal cinsiyet ayrımcılığının kadınlar için doğumdan itibaren görülmeye başlandığını kaydetti. Bazı yörelerde erkek çocuk tercihinin yaygın olduğunu, kız çocuklarına erkek çocuklarına oranla daha kısa süre anne sütü verildiğini, hastalandıklarında
birkaç gün sonra doktora götürüldüğünü anlatan Özvarış, bu nedenle Türkiye’de kız çocuklarında enfeksiyona bağlı hastalıklar ve beslenme bozukluklarına bağlı rahatsızlıkların erkek çocuklarına oranla daha fazla yaşandığına işaret etti.
Türkiye’de her yaşta kadınlara fiziksel, duygusal, cinsel ya da ekonomik şiddet uygulandığını ifade eden Özvarış, kadınların sadece eşlerinden değil babaları ya da abi ve kardeşlerinden de şiddet gördüklerini belirtti. “Kadınlara, kendilerine biçilen rollerin dışına çıkmasın diye şiddet uygulanıyor” diyen Özvarış, tüm bu ayrımcılığın sona ermesi için “şiddete sıfır tolerans” yaklaşımının başta devlet olmak üzere tüm kesimler ve vatandaşlar tarafından benimsenmesi gerektiğini vurguladı.
Kadınların son dönemlerde daha da bilinçlenmeye başladıklarını, artık şiddeti şiddet olarak adlandırmaya başladıklarını kaydeden Özvarış, kadına yönelik şiddeti önlemek amacıyla atılan adımları olumlu ancak yetersiz bulduğunu söyledi.
ŞİDDET GÖREN 4 KADINDAN BİRİ YARALANIYOR
25 Kasım 1960’ta Dominik Cumhuriyeti’ndeki diktatörlüğe karşı mücadele eden ve çevrelerinde Mirabel Kardeşler olarak tanınan üç kadının tecavüz edilerek vahşice öldürülmesinden 39 yıl sonra, 1999’da 25 Kasım tarihi, Birleşmiş Milletler tarafından “Uluslararası Kadına Karşı Şiddete Hayır Günü” ilan edildi.
11 yıldır çeşitli etkinliklerle protesto edilen kadına yönelik şiddet, her geçen gün yeni bir olayla tekrar yaşanıyor. Türkiye’de en az bir kez evlenmiş kadınların yüzde 26 ile 57’si, eşi ya da birlikte olduğu kişiden fiziksel veya cinsel şiddet görüyor ve şiddeti yaşayan her 4 kadından biri yaralanıyor. Kadınların yüzde 10’u ise hamile oldukları süreçte de şiddete maruz kalıyor. Fiziksel ya da cinsel şiddete maruz kalan her 3 kadından biri intihar etmeyi deniyor.
Kaynak: milliyet
Ödem deyip geçmeyin önleminizi alın!
Zaman zaman vücutta oluşan şişkinlikler bir hastalığın habercisi olabilir.
Birçoğumuz zaman zaman yüzüklerimizin parmağımızı sıktığından, bazen ayakkabımızın ayağımıza dar geldiğinden, çorabımızın ayak bileğimiz çevresinde iz bırakmasından rahatsız oluruz. İnsanın yaşam kalitesini çok etkileyen bu duruma “ödem” denir.
Ödem, vücutta dokular arasında sıvı birikmesi olarak tanımlanır. Başta hipertansiyon, kalp, böbrek, karaciğer ve tiroid bezi hastalıkları sırasında ortaya çıkabilir. Ağrı kesici ilaçlar ve bazı kortizon içeren ilaçların kullanımı sırasında da ödem tetiklenebilir. Bazen de hiçbir nedeni olmadan ortaya çıkabilir. Bu durum daha çok tuzdan ve karbonhidrattan zengin beslenme sırasında görülebileceği gibi, özellikle kadınlarda her ay adet öncesi döneminde artan progesteron hormonuna bağlı olarak da oluşabilir.
Hastalığa bağlı ödem tablosunda ödem, göz çevresinde, bacaklarda, karında ve ellerde olur. Ödem süreklidir. Beraberinde mevcut hastalığın varlığına göre halsizlik, yorgunluk, nefes darlığı, solukluk gibi şikayetlerde ortaya çıkabilir. Vücut genelde şiş ve parlaktır. Bacağın ön yüzüne el ile bastırıldığında çukurluk oluşur. Bu durumda mutlaka bir iç hastalıkları uzmanına başvurarak ödemin neden kaynakladığı bulunarak tedavisi yapılmalıdır. Nedeni belli olmayan ödem şeklinde ise ödem sürekli değildir.
Kişinin yaşam tarzından etkilenir. Uykusuzluk, adet dönemleri, yağlı, tuzlu, karbonhidratlı yiyecekler ve alkollü içkiler ödemi artırır. Ödem gün içinde değişim gösterir. Beraberinde çok fazla sistemik yakınma yoktur. Hareket etme ile ve su içme ile şiddeti azalabilir. Eğer sizde zaman zaman vücutta şişlik hissediyorsanız aşağıdaki önlemleri almanızda fayda var. Tuz oranı yüksek yiyeceklerden uzak durun. Peynir, zeytin, salamuralar, turşular, bulyonlar, şarküteri ürünleri, tuzlu bisküviler yüksek miktarda tuz içerir. Dikkatli olun.
Suyu ihmal etmeyin
Taze ananas bromelin adlı bir madde içerir, doğal ödem söktürücüdür. Sabah aç karnına 1-2 dilim ve öğün aralarında tüketilebilir. Yine kivi, maydanoz ve terenin de ödem azaltıcı etkileri biliniyor. Probiyotikli yoğurtlar ve kefir bağırsakta iyi bakteri oranını artırarak şişkinliği azaltır. Düzenli kullanımın faydası var. Su içmek çok önemli. İyi bir dolaşım sistemi, iyi bir boşaltım sistemi ile birliktedir. Böbreğin ve bağırsağın iyi çalışması için günde 2-2.5 litre kadar su tüketilmelidir. Bitki çaylarına karanfil eklenebilir. Alkol, gazlı içecekler, kafein oranı yüksek içecekler (çay, kahve ) ve tuz oranı yüksek içecekler soda, şalgam suyu, tuzlu ayranlardan ödem şikayeti olanlar uzak dursun. Çok fazla basit karbonhidrat tüketilmemelidir.
Özellikle basit karbonhidratlar denilen beyaz un, şekerlemeler ve pirinç gibi gıdaların glisemik indeksi yüksektir. Şişkinlik yapabilir. Yağ oranı yüksek kızartmalar, soslar, şarküteri ürünleri de ödemi artırabilir. Gün içindeki aktivitenizi artırın. Ayaklarınızı yukarıda tutmaya özen gösterin. Masa başı işte çalışıyorsanız saat başı su molası verin, masanızdan kalkın bir dolaşıp tekrar çalışmaya devam edin. Masanızın altına bir yükseklik koyun ve ayağınızı onun üzerinde tutun. Kilo yönetiminize özen gösterin, fazla stresten uzak durun.
Kaynak: milliyet
Sıkıntının Ne Kadarı Normaldir ?
Sıkıntı insanlık tarih kadar eski bir histir. Bu his, hissedeni tarafından çoğunlukla iç sıkıntısı huzursuzluk, gerginlik, daralma şeklinde ifade edilir. Bu hisle hepimiz günlük hayatımızda tanışırız. Ancak gelip geçici olduğunda pek etkilenmeyi. Bazen sıkıntılarımız öylesine yoğunlaşır ki işimizi gücümüzü yapmamıza mani olacak bir hal bile alabilir. Sürekli gergin ve tedirgin olduğunuzu düşünün; Hayattan zevk almanız azalır, dikkatinizi toparlayamazsınız, işe gitmeyi canınız istemez eskiden zevk alarak yaptığınız bir çok işi artık boş ve anlamsız bulursunuz.
Sıkıntının bariz ve yaşadığınız durumla uyumlu bir nedeni varsa bu doğal bir duygu yansıması olarak değerlendirilebilir. Ancak eğer bu anlamda bir sebep yokken siz kendinizi sıkıntılı ve gergin hissediyorsanız bunu biraz incelemek gerekir.
Burada hemen şu soru akla geliyor sıkıntının normali var mıdır ? Evet her insanın hayatında hastalık olmadan yaşadığı normal bir sıkıntı vardır. Ciddi kayıplar (para, sevilen birinin kaybı vs gibi) bir süre için kaybın kişi için anlamı oranında sıkıntıya sebep olabilirler. Ancak bu süre işimizi gücümüzü engelleyecek boyuta ulaşmışsa, sosyal ilişkilerimizi bozuyorsa artık eskiye kıyasla asabi olmaya başlamışsak sınırlar aşılmış normalin ötesine geçilmiş olur. En çokta depresyonda bu durumu yaşarız. Depresyonun en önde gelen belirtisi zaten duygu duruma hakim ola sıkıntı ve isteksizlik halidir.
Sözün özü sıkıntınız 2 haftadan daha uzun bir süredir devam ediyorsa; sosyal mesleki ve aile yaşantınıza negatif yansımaları varsa sıkıntının normal sınırı aşılmaya başlanıyor emektir. Dikkatli olmalısınız.
Kaynak: psikoturk.net
Yağlar Kadında Kalçada Erkekte Karında Toplanıyor
Yağlar kadında kalçada erkekte karında toplanıyor
Kilo arttıkça da ani sağlık sorunları ortaya çıkar.
İKİ ÇEŞİT YAĞ VAR!
Cinsiyete göre yağ kitlesinde farklılaşma olur mu? Kadın ve erkeklerdeki yağ kitlesi arasında bir fark var mı?
Kadınlardaki yağ kitlesi, erkeklere göre daha fazladır. Kadınlarda yağlar kalçada; erkeklerde ise karında toplanır. Metabolik bozukluk yapan karındaki yağlardır. Karın yağları ikiye ayrılır. Karın duvarının üzerindeki ciltle kas arasında yağ birikir. Ama bu, o kadar zararlı değildir. İkinci tür yağlanma ise kas dokusunun altındaki organların yağlanmasıdır. Metabolik bozukluklara yol açan yağlanma, bu tip yağlanmadır. Bu yağ, kana karışabilir. Hormonlar, vücuttan atılabilir.
Yağ hücreleri vücutta nasıl çoğalır?
Kas dokusunun altındaki organlarda yağ hücrelerinin sayısı artar. Hasta, obezitede kilosunu kontrol edemez. Bir anda çok kilo alır. Kilodaki değişimler tehlikelidir.
Vücutta kaç çeşit yağ vardır? Bu yağların, özellikleri nelerdir?
Vücudumuzda kahverengi ve beyaz yağ dokuları vardır. Kahverengi yağ dokuları; vücuda ısı verir. Beyaz yağ dokuları ise, vucütta kalır. Kilo artışına neden olur.
O zaman kahverengi yağ dokusuna yararlı yağlar diyebilir miyiz?
Tabii ki. Kahverengi yağ dokusu aslında koruyucudur. Bu yağ dokusu azalırsa, kişinin obezite ve şeker hastası olma riski çok artar. Yani ‘Leptin Rezistansı’ söz konusudur. Yağ dokusu artarsa, leptin beyne ‘yeter artık yeme’ komutu verir. Ama obezlerde beyin artık bu emri vermiyor. Leptin üzerine müdahale edecek tedaviler araştırılıyor. Ancak henüz bulunamadı.
OBEZİTE SINIRI DÜŞTÜ
Bir kişinin obez olup olmadığını nasıl anlıyorsunuz?
Vücut kitle endeksi aracılığıyla bakıyoruz. Şöyle ki; vücut kitle endeksi 30′un üzerinde olan kişilere biz ‘obez’ diyorduk. Ancak son araştırmalar gösterdi ki; kilo nedeniyle oluşan hastalıkların başlangıç seviyesi vücut kitle endeksinin altında. Artık vücut kitle endeksi yüzde 25′in biraz üstünde olduğu zaman bile kilo nedeniyle oluşan hastalıklar fazlalaşıyor. Artık obezite sınırının aşağı indirilmesi düşünülüyor. Yüzde 27′lere falan indirilecek. Eğer vücut kitle endeksi 30 ise haftada bir kilo verilmeli.
KADINLAR DAHA KOLAY KİLO ALIR
Kadınlar daha kolay kilo alır, erkekler daha çabuk kilo verirler.
Erkeklerin metabolizması daha hızlıdır. Çünkü kas kitleleleri daha fazladır.
Erkeklerde obezite, erkeklik hormonunun azalmasına neden olur. Testosteron yağda eridiği için miktarı azalır.
Kadınlarda da karın içi yağlar androjen algısını artırdığı için menopoz öncesinde kıllanma gibi erkekleşme sorunları da başgösterir.
Obezite, erkeklerde daha çok prostat yapar. Karın içi yağlanma erkeklerde daha fazladır.
Kadınlarda yağlar kalça bölgesinde toplanır. Kadınlardaki kilo vücuda daha az hasar bırakır.
Erkeklerin kiloları daha tehlikelidir. Şeker ve tansiyon gibi hastalıkları daha çok arttırır.
OBEZ KADINLARIN YÜZDE 40′I POLİKİSTİK OVER!
Obeziteden korunmak için ne yapmak gerekir?
Öncelikle diyet sözcüğünün ortadan kaldırılması gerekiyor. Onun yerine sağlıklı beslenme sözcüğü tercih edilmeli. Çünkü diyet sözcüğü herkes için çok antipatik…
KİLO VERMELİLER!
Son dönemde kadınlar arasında polikistik over hastalığı hızla yayılıyor. O hastalıkta da kişi, yemek yemese bile kilo alıyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Polikistik over sendromunun, büyük oranda obezite ile ilişkili olduğu anlaşıldı. Polikistik over hastalarının yüzde 40′nın obez olduğu görüldü. Bu arada kilo verilmesiyle polikistik over’ın tedavi olabildiği de kanıtlandı. İnsülin direnci yüksek olan hastalarda, polikistik over de ortaya çıkıyor.
TEK YÖNLÜ DİYETLER VÜCUDA HASAR VERİYOR!
Peki obezite erkeklerde ve kadınlarda ne gibi rahatsızlıklara neden oluyor?
Erkeklerde kanser yüzünden ölümlerin yüzde 14′ü, kadınlarda ise yüzde 20′sinden obezitenin sorumlu olduğu kanıtlandı.
EN AZ 800 KALORİ OLMALI!
Son dönemde ortaya çıkan ve çok moda olan diyetlere karşı mısınız?
Moda diyetler, tek yönlü gıda alımı olmadığı sürece karşı değilim. Ama tek yönlü ve açlık yapacak diyet programıyla bunlar geçici oluyorlar ve hasar bırakıyorlar. 800 kalorinin altında bir diyeti erişkin tolere edemez. Birkaç gün ve birkaç haftadan sonra bir şekilde insülin hormonu yükselir, vücut bu diyeti reddeder. Kişi bayılacakmış gibi olur, ihtiyacı olandan fazla yemek yer.
KİLO YAPAN HASTALIKLAR
İNSÜLİN DİRENCİ:
İnsülin hormonu, şekeri düşüren bir hormondur. Ama bazı durumlarda insülin hormonu, bu etkiyi gösteremez. İnsülin hormonu yağda eriyen bir hormondur. Vücut yağ kitlesi, ne kadar yüksek olursa insülin hormonu seviyesi o kadar düşer. Etkin insülin hormonu seviyesi kanda azalır. Kan testi yapılıp birkaç damla kandan insülin direnci ölçülebilir. İnsülin direnci için insülin hormonunun hassasiyetini artırıcı ilaçlar verilir. Hasta zayıflatılınca da, tedavi edilmiş olur. İnsülin direnci karın içi yağlarının artmasına, kalp, kolesterol, Hipertansiyon ve şeker gibi hastalıklara yol açar. Bu da metabolik sendrom anlamına gelir. Metabolik sendrom; karın çevresinin genişliği 102 olan erkeklerde, kolesterol ve kan şekeri yüksekliğine neden oluyor. Kilo verildiğinde metobolik sendrom da tedavi oluyor.
HAŞİMOTO HASTALIĞI:
Son yıllarda görülme sıklığı çok arttı. Bu hastalık, daha önce var mıydı, atlanıyor muydu bir şey söyleyemiyoruz. Laboratuvar tekniklerinin gelişmesiyle gizli haşimoto hastalıkları ortaya çıktı. Buradaki problem, tiroid bezinin vücuda yabancılaşması sonucu vücudun tiroid bezini bir şekilde reddetmesidir. İlk başta tiroid bezi çok çalışır. Bu sırada hasta zayıflayıp terler. Bunun sonucunda bezin çok çalışması ilaçlarla durdurulur. Eğer hasta takip edilmezse ve ilacını almaya devam etmezse, bu hastalığın normal seyri fonksiyonunu kaybeder. Hasta hipotiroide girer.
ŞEKER HASTALARI GENELDE OBEZ!
Obezite dünyada neden bu kadar önemli?
Çünkü Amerika’da her yıl 300 bin kişi, sırf obezite ve kiloları nedeniyle ölüyor. Başka ülkelerde bu konuda yapılan bir çalışma henüz yok. Bu arada şeker hastalarının yüzde 80′inin de obez olduğu unutulmamalı!
TEK YÖNLÜ DİYETLER VÜCUDA HASAR VERİYOR!
Peki obezite erkeklerde ve kadınlarda ne gibi rahatsızlıklara neden oluyor?
Erkeklerde kanser yüzünden ölümlerin yüzde 14′ü, kadınlarda ise yüzde 20′sinden obezitenin sorumlu olduğu kanıtlandı.
EN AZ 800 KALORİ OLMALI!
Son dönemde ortaya çıkan ve çok moda olan diyetlere karşı mısınız? Moda diyetler, tek yönlü gıda alımı olmadığı sürece karşı değilim. Ama tek yönlü ve açlık yapacak diyet programıyla bunlar geçici oluyorlar ve hasar bırakıyorlar. 800 kalorinin altında bir diyeti erişkin tolere edemez. Birkaç gün ve birkaç haftadan sonra bir şekilde insülin hormonu yükselir, vücut bu diyeti reddeder. Kişi bayılacakmış gibi olur, ihtiyacı olandan fazla yemek yer.
Kaynak: saglikplatformu.com
Hamilelikte balık tüketimi
Hamilelikte balık tüketimi nasıl olmalı ?
Hamilelikte deniz ürünleri tüketmenin güvenilir olup olmadığı konusunda kaygılarınız varsa, yalnız değilsiniz.
Birçok anne adayı içerdiği cıva nedeniyle balık yemekten korkuyor. Peki bunun ölçüsü nedir? Haftada kaç kaz ve ne kadar balık yemelisiniz?
Mayo Clinic’te yer alan habere göre, hamileyseniz bebeğinizin gelişimi için yemeniz, içmeniz ve uzak durmanız gereken gıdaları öğrenmeniz çok önemlidir. Bol bol sebze meyve yemek ve sigaradan uzak durmak gibi bazı seçenekler kesindir. Ancak, araştırmacılar hamilelikte balık tüketimiyle ilgili karışık bilgiler sunuyorlar.
Klinikteki uzmanlar, hamilelik ve balık tüketimiyle ilgili şu pratik öğütleri veriyorlar:
Hamilelik ve balık arasındaki bağ nedir?
İyi bir protein ve demir kaynağı olan deniz ürünleri, bebeğin gelişimi ve büyümesi için gereklidir. ayrıca, birçok balıkta bulunan omega-3 yağ asitleri bebeğin beyin gelişimini destekliyor. Araştırmalar, hamilelik boyunca deniz ürünlerinin az yenilmesinin ileriki yıllarda çocukta zayıf sözel yetenekler, davranış problemleri ve diğer erken gelişim sorunlarına yol açabileceğini gösteriyor.
Köpek balığı, kılıç balığı, kral uskumru ve tilefish gibi büyük, yırtıcı balık türlerinin yüksek miktarda cıva içerdiği belirtiliyor. Deniz ürünlerindeki cıva birçok yetişkin için sorun oluşturmasa da hamileyseniz ya da hamile kalmayı düşünüyorsanız özel önlemler almalısınız. Düzenli olarak cıva oranı yüksek balık yerseniz, bu madde zamanla kan dolaşımınızda birikir. fazla miktardaki bu cıva bebeğinizin gelişmekte olan beynine ve sinir sistemine zarar verebilir.
Bazı deniz ürünleri çok az cıva içeriyor. Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) ve Çevre Koruma Ajansı (EPA) hamilelerin haftada,diyetton balığı, somon balığı, kedibalığını (yayın balığı) güvenle tüketmelerini öneriyorlar.
Kaynak: sağlıkhaberpro
Kısırlığa Neden Olan Faktörler
Kısırlık yani tıp dilinde infertilite; çiftlerin bir yıl boyunca korunmaksızın düzenli ilişkide bulunmalarına rağmen bebek sahibi olamamaları olarak tanımlanan bir üreme sistemi hastalığıdır. Her 7-10 çiftten 1′inin problemi olarak karşılaşılan kısırlık, tedavi edilebilen bir sağlık sorunudur. Günümüzde bu problem, her geçen gün yeni bir teknolojik gelişme ile, uygulanan yeni yöntem veya teknikler sayesinde tedavi edilerek, çiftlerin ve ailelerinin kabusu olmaktan çıkmıştır.
Kısırlık pek çok nedene bağlı olarak gelişebilir. Bu faktörleri erkeğe ve kadına bağlı faktörler olmak üzere iki ana başlık altında toplanabilir. Kısır çiftlerin yaklaşık 3′te 1′inin sadece kadındaki bir tıbbi problemden, diğer 3′te 1′inin de sadece erkeğe bağlı faktörlerden bebek sahibi olamadıkları saptanmıştır. Kalan yüzde 30′luk çift ise hem kadına hem erkeğe ait problemler nedeniyle kısırlık problemiyle karşı karşıyadır. Bazı durumlarda (her 10 – 20 infertil çiftten 1′inde) ise kısırlığın nedeni tam olarak bilinememektedir.
Erkeğe bağlı kısırlık nedenleri:
- Hiç sperm hücresi üretilmemesi (azospermi)en sık rastlanan sorunlardan birisidir.
- Üretilen spermlerin cansız olması, yapısal ya da sayısal genetik bozukluklara sahip olması, sayı ve hareketlerinin düşük olması,
- Bazı durumlarda ise erkek ejakulasyon(geri boşalma) sorunuyla karşılaşır ya da sperm penisten atılmak yerine idrar kesesine geri dönebilir.
- Varikosel, iktidarsızlık, inmemiş testis, seksüel geçişli hastalıklar da çok kolay ekarte edilebilecek nedenlerdendir.
- Çevresel kirlilik, sigara, alkol, uyuşturucu ve bazı ilaçlar da neden olabilir.
Kadına bağlı nedenler:
- Yumurtlamada görülen düzensizlikler, hatta bazı kadınlar hiç yumurtlamazlar ki buna tıp dilinde anovulasyon denir.
- İnfertil kadınlar arasında çok sık rastlanan bir diğer durum da rahim duvarının yangısı olarak tanımlayabileceğimiz endometriozistir. Endometriozis kendisini normalde rahim duvarını çevreleyen hücrelerin küme veya kistler halinde kadının tüm üreme sistemine dağılması şeklinde kendisini göstermektedir.
- Hormon bozukluğu, yumurtalık kisti, jinekolojik enfeksiyonlar, tümör de tedavi edilebilir nedenlerdir.
- Serviksten tüplere kadar transport bozukluğu da kısırlık nedeni olabilir.
Kaynak: bebegimveben.com
Gebelikte Sigara İçen Annelerin Bebeklerinde Astım Riski Daha Fazla
Nefes Darlığı Olarak da Bilinen Astımın Dünyada Yaklaşık 300 Milyon Kişiyi Etkilediği Tahmin Ediliyor.
Nefes darlığı olarak da bilinen astımın dünyada yaklaşık 300 milyon kişiyi etkilediği tahmin ediliyor.
Türkiye geneline bakıldığında erişkinlerin yaklaşık yüzde 7′sinde, çocukların ise yüzde 15′inde astım görülüyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Gamze Uçar, gebelikte sigara içen annelerin bebeklerinde ilk bir yıl içinde astım gelişme riskinin 4 kat daha fazla olduğunu söyledi. Uçar, astımın çok ilerleyip geri dönüşümsüz evreye girmediği sürece kolaylıkla kontrol altına alınıp tedavi edilebilen bir hastalık olduğunu kaydetti. Astımın, havayollarının daralması ile kendini gösteren, ataklar halinde seyreden kronik bir hastalık olduğunu hatır Dr. Gamze Uçar, astımın en sık görülen belirtilerini öksürük, nefes darlığı, hışıltılı solunum ve göğüste baskı hissi diye sıraladı.
Uçar, sözlerini şöyle sürdürdü: “Astımda bu belirtiler nöbetler halinde görülür. Genelde gece veya sabaha karşı ortaya çıkarlar. Ayrıca mevsimsel değişiklik de gösterebilirler. Belirtiler bazen kendiliğinden düzelebilmekle beraber ilaç tedavisine zaman geçirilmeden başlanması şarttır. Ataklar dışında hastanın genelde hiçbir yakınması yoktur. Hastaların birçoğunda astımla birlikte saman nezlesi (alerjik rinit), sinüzit, göz alerjisi, egzama gibi hastalık öyküleri de saptanmaktadır.”
Alerji ile astımın karıştırıldığını da vurgulayan Dr. Gamze Uçar, astımı tetikleyen risk faktörlerini de şöyle sıraladı: “Anne veya babadan birinde astım varsa çocukta astım gelişme olasılığı 1/3 iken, her iki ebeveynin astımlı olması durumunda bu risk 2/3′e çıkmaktadır. Bunun yanı sıra, ev tozları, polenler, küf mantarları gibi hava yoluyla alınan alerjenler, tekrarlayan akciğer enfeksiyonları, mesleki uyaranlar, sigara dumanı, bazı ilaçlar, ev içi ve dışı hava kirliliği ve beslenme gibi faktörlerde kişi de astıma sebebiyet verebilir. Unutulmamalı ki astımı olan herkesin alerjik olması ya da alerjisi olan herkesin astım olması gerekmez. Çocuklarda astımın yüzde 80′i alerjik iken, erişkinlerde bu rakam yüzde 50′dir.”
Her hastalıkta olduğu gibi astımda da erken tanının önemine işaret eden Uçar, erken evresinde hastalığın tedavi edilebilir olduğunu ifade etti. Yazılı açıklamasında Uçar, “Düzenli tedavi gören hastaların büyük çoğunluğunda astım yaşamı olumsuz etkilemez. Ancak düzensiz tedavi veya bilinçsiz ilaç kullanımı, hastalığın giderek ilerlemesine ve hastanın sürekli atak halindeki gibi nefes darlığı ile yaşamasına neden olur. Bu yüzden hastalığının erken tanısının konması ve tedavisinin düzenlenmesi çok önemlidir.” ifadelerini kullandı.
Kaynak: haberler
Kısırlık Teşhisinde Post Koital Test
Sayısız kısırlık nedenlerinden biri de kadının rahim ağzında oluşan salgının erkeğin spermine hareket kabiliyeti sağlayamadığı durumdur. Buna servikal faktör denir ve durumu değerlendirmek için Post Koital Test (PCT) yapılır.
Rahim ağzında oluşan salgı ile sperm arasındaki ilişkinin uygunsuz olması bir kısırlık nedendir. Normalde rahim ağzı (serviks) salgısı spermlerin rahim içerisine ilerlemesi için uygun bir ortam hazırlar. Bu ortamın bozuk olduğu durumlarda spermler hareket kabiliyetlerini ve bazen canlılıklarını yitirebilirler. Buna servikal faktör adı verilir. Servikal faktörü değerlendirmek için de Post Koital Test (PCT) yapılır.
Post Koital Test (PCT) nedir ?
PCT cinsel ilişkiden sonra vajinadan alınan salgıların mikroskop altında incelenmesi ve spermlerin durumunun değerlendirilmesidir. Hızlı, ağrısız ve ucuz bir test olup servikal faktör hakkında bilgi sağlar.
Ne zaman yapılır?
Geçmişte kısırlık (infertilite) araştırmasında ilk başta yapılan testlerden biri PCT idi. Yumurtlamadan (ovülasyondan) 1 – 2 gün önce ya da sonra yapılır. Yumurtlama (ovülasyon) zamanının tespiti için vücut sıcaklığı ya da ultrason takibi yapılabilir. Bunların yapılmadığı durumlarda siklusun 12 – 16 günleri arasında herhangi bir zaman uygulanabilir.
Kadın test öncesinde 2 gün süreyle cinsel ilişkide bulunmamalı. Daha sonra ilişkide bulunup 2 – 8 saat sonra doktora gider. İlişki esnasında kayganlaştırıcı ya da başka bir yapay madde kullanılmaması gerekir. İlişki sonrası duş veya banyo yapılmamalı.
İşlem esnasında normal muayenede olduğu gibi kuru bir spekulum (jinekolojik muayene esnasında vajinaya yerleştirilen alet) yerleştirilir. Vajinadan ve rahim ağzından akıntı örneği alınır. Bu örnek lam üzerine yerleştirilir ve mikroskop altında incelenir. İncelemede akıntı içerisindeki sperm varlığı, sayısı ve hareketliliği değerlendirilir.
Bu işlemin modern infertilite yaklaşımında herhangi bir değeri yoktur. Bu nedenle yapılması önerilmez. Post Koital Test ile elde edilen bilgiler tedavi yaklaşımında bir değişikliğe neden olmaz ve her zaman gerçeği yansıtmaz. Post Koital Test’in negatif olması her zaman bir problem olduğu anlamına gelmez.
Kaynak: tupbebek.com
Mükemmel Saç Kesimi…
Mükemmel saç kesimi nasıl olmalı? İşte püf noktaları…
Mükemmel saç kesimini bulun
Uzun Görünüm: Uzun saçlı kadınlar genelde saçlarını kişiliklerinin değişmez bir parçası gibi görürler. Birçoğu da saçlarını görünümlerini kolayca değiştirmek için uzun tutarlar. Üstelik, uzun saç genelde kısa kesimlerden daha seksi ve kadınsı görünür. Peki, kim saçlarını uzatmamalı? Eğer yüzünüz ince ve uzunsa veya altmış yaş üzerindeyseniz kısa saçla daha hoş görünebilirsiniz; uzunluğu yukarı çekmek yüz hatlarınızı da yukarı çekecek ve yüzünüze derinlik verecektir. Belli bir yaştan sonra, uzun bir model genç görünmeye özendiğinizi düşündüreceği için saçlarınızı kısaltmanızda fayda var.
Doğru kullanmak: Julia Roberts’ınki gibi uzun katlar saça hareket veriyor ve doğal yapısının ön plana çıkmasını sağlıyor. Sarah Jessica Parker da bu modeli çok iyi taşıyanlardan. Eğer saçı daha kısa olsaydı büyük ihtimalle yumuşaklığının büyük bölümünü kaybederdi.
Eğer hiç kat kesilmezse, uzun saçların çok basık ve hacimsiz görünme riski vardır. Bununla birlikte, Demi Moore bu katsız modeli iyi taşıyan nadir isimlerden biri.
Şekil verme sırları: Jessica Alba’nın uzun saçları bu kadar iyi taşımasının en önemli nedeni, saçlarının kalın telli ve hacimli olması. Böylece fön çekildiğinde bile basık ve hacimsiz görünmüyorlar. Saç guruları, uzun saçların daima bakımlı olması gerektiği konusunda hem fikirler. Eğer saçlarınız mat ve donuksa uzun saçlarla güzel görünmeniz imkansız.Yukarıdaki fotoğraflara bakın, ne demek istediğimizi anlayacaksınız; uzun saçlı kadınların hepsinin saçları sağlıklı ve parlak görünüyor.
Kaynak: saglikgündemi