Bronşit İçin Pratik Bitkisel Formüller
Bronşit Akciğerlere giden havayollarının iç yüzündeki zarın iltihaplanması sonucunda oluşur. Akut bronşit ve kronik bronşit olarak iki türü vardır. Akutbronşit grip gibi hastalıklar ile birlikte görülebilirken, kronik bronşit daha ciddi bir iltihaplanmadır ve mutlaka tedavi olmayı gerektirir.
Akut bronşit: Genellikle grip, kızamık, boğmaca ya da tifo gibi hastalıklar esnasında görülür. Sisli ve soğuk havalarda çok rahatsız olurlar. Hastalığın başlangıç safhasında kuru ve ağrılıöksürük, az yapışkan balgam, sonraları sümüksü cerahatli balgam ile hafif ateş ve halsizlik görülür. Mutlaka tedavi edilmesi gerekir.
Kronik bronşit: Bu tür bronşitte; havayollarını yağlayan bezler büyür, iç yüzlerinde bulunan tüyler görevini yapamaz hale gelir. Mutlaka tedavi edilmesi gerekir. Her iki bronşitte de yapılacak ilk iş eğer sigara içiliyorsasigarayı bırakmak ve istirahat etmektir.
Bronşit için pratik bitkisel formüller
- 1 bardak kaynar suyun içine, 3 gram kekik konularak, 10 dakika demlendirdikten sonra içilir.. Bu uygulama hastalık geçene kadar günde 3 kez (sabah,öğle,akşam) tekrar edilir.
- Öksürük otu kronik ve akut bronşite, nezle ve gribe karşı etkilidir.
- 1 bardak kaynar suyun içine 5-6 gram ufalanmış ebegümeci konduktan sonra 10 dakika demlendirilir. Bu karışımdan günde 2-3 bardak içilir.
- 1 bardak kaynar suyun içine 5 gram ufalanmış defneyaprağı, 10 gram kurutulmuş ve ince ince doğranmış portakal kabuğu konduktan sonra 10-15 dakika demlendirilir. Bu karışımdan günde 2-3 bardak bal ile tatlandırılarak içilir.
- Çörek otu biraz kavrularak toz haline getirilir. Günde 3 kez 1 çay kaşığı toz çörekotu, yarım çay kaşığı balla karıştırılarak ağızda emilmek suretiyle yutulur.
- Kazayağı bitkisinin çiçekleri ve yaprakları, taze çam sürgünü, yer sarmaşığı, ebegümeci, okaliptüs yaprağı, andız otu, kekik, gülhatmi çiçeği ve yaprakları 1 litre kaynar suya birer tutam konduktan sonra 10 dakika demlendirilerek süzülür ve biraz bal katılarak günde 4-5 bardak içilir.
Kaynak: saglıkgündemi
Gastrit Nedir ? Nasıl Oluşur
Midenin iç çeperlerini kaplayan mukozanın yangılanması. Çeşitli etkenlerle meydana gelebilir. Bunların başlıcaları şöyle sıralanabilir:
1 — Hastalık mikropları; bu mikroplar yutma yoluyla ya da kan dolaşımı yoluyla gelerek mide içi mukozasına yerleşirler. Piyore olmuş bir dişten yayılan mikroplardan biri mideye giderek gastrit yapabilir. Ateşli bir hastalık (septisemi, tifo, paratifo vb.) sırasında kanla birlikte damarlarda dolaşan mikroplardan biri ya da yerel bir mikroplanma noktasından (çürük diş, sinüzit, apandisit vb…) yayılan bir mikrop da gastrite yol açabilir.
2 —Dış kaynaklı fiziksel kimyasal etkenler; bunların başında mide mukozasını azdıracak nitelikte besinler gelir. Baharatı fazla, çok yağlı, fazla soğuk, fazla sıcak yiyecekler, yeteri kadar çiğnenmemiş besinler bu etkiyi gösterirler. Et ve balık gibi çabuk bozulabilen, mantar gibi zehirleyebilen besinler de gastrit yapabilir.
Çok sigara içme, fazla alkol alma, midenin dayanamayacağı ilaçları (sodyum salisilat, sülfamitler, atofan vb.) ağız yoluyla alma da fiziksel kimyasal etkenlerin bir kısmını meydana getirir. Alkaliler, kuvvetli asitler, süblime gibi zehirlerin ağız yoluyla alınması ise yalnız gastrit yapmakla kalmaz, aynı zamanda yutak, onikiparmak bağırsağı ve bağırsaklarda da zarar meydana getirir.
3 —Vücut içinde oluşan zehirli maddeler. Çeşitli hastalıklar vücutta birtakım zehirleyici maddeler meydana getirir. Bunlar mide ve bağırsak mukozası tarafından zararsız duruma getirilir. Ancak, bu mukozalar bu işlem sırasında hırpalanıp yangılanabilirler. Süreğen gastritler böyle başlar. Genellikle üremi, damla, şeker, Basedow hastalığı kansızlık, karaciğer hastalıkları (karaciğer .veremi) gibi hastalıklar bu yolla gastrit yaparlar. Derin ve yaygın yanıklarda yanan dokudaki hücre proteinleri çözülmeye uğrar. Bunların meydana getirdiği zehirleyici maddeler mide ve onikiparmak bağırsağı mukozası yoluyla atıldığı için yine hırpalanma sonucu gastrit olabilir.
4— Alerjik etkenler; mide ve bağırsak mukozası bazı besinlere (çilek, deniz ürünleri vb…) ya da ilaçlara karşı alerjik olabilir. Bu besinlerin yenmesi, ya da ilaçların ağız yoluyla alınması gastrit yapabilir.
5 —Dolaşım “bozukluğu; kalbin görevini çok az yapabildiği kalp hastalıklarında mide çeperlerinin ince kan damarlarında süreğen bir kan birikimi görülür. Bu birikim mide mukozasının yangılanmasına yol açabilir. Karaciğer sirozu da aynı sonucu verebilir.
Gastriti meydana getiren neden, yukarda sayılanlardan hangisi olursa olsun, mide mukozasıyla birlikte sindirim aygıtının mideye en yakın parçası olan onikiparmak bağırsağı mukozasını da etkiler. Bundan ötürü, gastrit olan bir kimsede hemen her zaman düodenit (onikiparmak bağırsağı yangılanması) de olur. Bu iki hastalığın bir arada olması durumuna gastrodüodenit denilir.
Gerek gastrit gensk gastrodüodenit ivegen, yarıivegen ve süreğen olabilir. İvegen gastritler (ve düodenitler) şu belirtileri gösterir: Genel bir rahatsızlık, iştahsızlık, dilde yapışkanlık, kuruluk ve pas, ağızda acılık, nefes kokması, dudaklarda, ağızda ve boğazda kuruluk, sürekli ve çoğu zaman şiddetli susama, salya akması, geğirme, sık hıçkırık, mide bulanması, kusma ve kusma isteği, vücutta ağırlık, gövdenin orta ve yukarı kesiminde mideye rastlayan yerde, özellikle yemekten sonra şiddetlenen ve ağrıya dönüşen bir gerilim.
Bazı durumlarda bağırsak yangılanması da olur ve ishal görülebilir. Karın genellikle midede ve bağırsakta gaz birikmesi sonucu şişkindir. Dudaklarda küçük ve içi seröz madde dolu kesecikler oluşur.
Genel olarak hasta durgundur. Çoğu zaman bunun yanı sıra ruhsal çökkünlük de görülür. Sık sık baş ağrır. Ateş yoktur. Kusmukta yeteri kadar sindirilmemiş, asit kokulu besin var dır. Öd varsa hasta hem mide asidinin hem de ödün tadım ağzında duyar. İvegen gastritin başlaması ve bitmesi birkaç gün içinde gerçekleşir.
Tedavi yatak istirahatine ve 24-43 saat hiç bir şey yememeye dayanır. Bu sürenin sonunda hafif çay, portakal suyu, pirinç ve irmik suyu, patates püresi, birkaç gün sonra galsta, gevrek verilebilir. Çok şiddetli ağrılara karşı laudanum veya tentür do belladon damlası ya da bu ikisinin karışımı verilir. Kusmanın arkası kesilmezse ağıza buz parçacıkları ve kaşık kaşık kloroformlu su verilir. Mide doluysa yağlı bir müshil verilir (erginlerde 25-30 gr. hintyağı). Normal beslenmeye yavaş yavaş dönülür.
Yarı ivegen ve süreğen gastrit Hipertrofik ya da atrofik olabilir. Hipertrofik durumda mide mukozası kızarmıştır, üzeri yoğun bir mukusla yani sümüksü madde ile kaplanmıştır; bazen ödemler kıvrımlar, çıkıntılar, yüzeyde hafif kanlı aşınmış noktalar görülür. Atrofik türde mide mukozası ince, soluk renkte, kaygandır; kıvrımları, çıkıntıları yoktur.
Atrofik gastrit genellikle hipertrofik gastritin son aşaması olarak ortaya çıkar. Aynı midenin bir kesiminde hipertrofik bir kesiminde ise atrofik gastrit görülebilir. Atrofik gastritte onikiparmak bağırsağında az çok kan toplanmış, bağırsak kızarmıştır. Yüzey dalgalıdır; belirli kıvrımlar vardır; yine yüzeyde kanlı aşınmış noktalar bulunur.
Süreğen gastritte klinik görünüş çok çeşitli olabilir. Genellikle iştah yoktur. Ağızda, özellikle sabahları uykudan kalkarken acılık vardır.
Yiyeceğe mide bulantısı duyulur. Çoğu zaman kusma görülür. İçki içenler, genellikle sabahın ilk saatlerinde kusarlar. Hasta aldığı az besini bile uzun zamanda, zahmetle, geğirmelerle, ağzına asit gelmesiyle mideden yutağa gelen yanmalarla sindirir. Bu zahmetli sindirim saatlerinde huzursuz, uykulu, başağrılıdır. Midede ağırlık duyar. Çoğu zaman içten bir ağrı, hatta kramp da duyduğu olur. Bütün bu belirtiler gitgide hastayı tüm etkisi altına alır.
Ruhsal durum da olumsuz bir yöne sapar; me lankoli ve nevrasteni belirtileri görülür. Bu özgün belirtilerin yanında dil kuruması, dilin beyaz ve paslı olması, nefes kokması, derinin kuru ve solgun ya da toprak rengi olması, genel beslenme koşullarının ve kan durumunun gittikçe kötüye giderek zayıflama ve kansızlığa yel açması gibi nesnel belirtiler vardır. Hasta genellikle kabızdır. Ancak, bazı durumlarda yemekten sonra ishal görülebilir.
Mikroskop muayenesinde dışkıda sindirilmemiş besin bulunur; koyu renk kan izlerine de rastlanabilir. Yıllarca süren süreğen gastritte hafifleme dönemleriyle ağırlaşma dönemleri birbirini izler. Nedeni (uygunsuz beslenme, çok yağlı, çok acı yeme, fazla içki içme, fazla sigara içme, çürük diş, piyore, kalp hastalığı, karaciğer yangısı, üremi, pernisiyöz anemi vb.) iyice anlaşılmışsa, en iyi tedavi bu nedeni ortadan kaldırmaktır. Tabii bu ancak sözkonusu nedenin ortadan kaldırılabilir nitelikte (besin çeşidi, sigara, alkol, çürük diş vb.) olması halinde gerçekleşebilir. Her çeşit kızartma, yağlı yiyecekler, baharat, isli balık ve etler, fazla mayalandırılmış peynirler, alkollü içkiler kesinlikle yasaklanmalıdır.
En çok tavsiye edilecek besinler sebze ve et suyu, karbonhidratlar (makarna, irmik, pirinç, patates), sebze ezmeleri, sütlü besinler, mayalanmamış peynirler, yağsız et ve balıklar, şeker, pişirilmiş meyveler vb. dir. Verilecek en iyi ilaç hastanın zevkine uygun bir yemek listesidir. Bu yemekler hastanın kapalı iştahını açacak, fakat gastriti azdırmayacaktır. Mide asidinin fazla olduğu gastritlerde alkali maden suları, asidin az olduğu çeşitlerde klorürlü maden suları vermek gerekir.
Yemek yemeden önce iştahı açmak için acı maddeler (kargabüken, ravent, centinyana vb.’ den hazırlanmış ilaçlar); yemekten sonraki ağrılara karşı esası belladon olan uyuşturucular, asitliliği fazla durumlarda sodyum bikarbonat, kalsiyum karbonat veya magnezyum gibi alkaliler, alüminyum hidrosilikat gibi absorbanlar, asitliliği az durumlarda pepsin ve pankreatin karıştırılmış kloridrik asit verilir.
Fizik tedavisi olarak ağrılı ve spazmlı gastritlerde sıcak su kesesi kullanılabilir. Asitliliğin çok, ağrının fazla olduğu durumlarda diyatermiye başvurulabilir. Hastaya yemeklerini çok iyi çiğnemeden yutmamasını, dişleri eksikse protez yaptırmasını öğütlemek gerekir.
Kaynak: saglikgündemi
Pellagra hastalığı
Pellagra deriyi bazen de sinir ve sindirim sistemlerini etkileyen bir tür yetersiz beslenmenin sonucu olabilir. Bu insanların bol miktarda mısır veya diğer nişastalı yiyecekleri yediği ama yeterli düzeyde baklagillerteda Pellagra; balık, yumurta, sebze ve diğer vücut geliştirici ve koruyucu yiyecekleri alamadığı bölgelerde rastlanan yaygın bir rahatsızlıktır.
Kaynak: saglikbilgileri.org
Çikolata kolestrolü azaltıyor mu?
Çikolataların içerinde bulunan bir maddenin yüksek kolesterol seviyelerinin dengelenmesine yardımcı olabileceği iddia edildi.
Çikolatanın faydalarına ilişkin yeni bir araştırma daha yapıldı. Koyu renk (bitter) çikolataların içerinde bulunan bir maddenin diyabet hastalarında aşırı yüksek kolesterol seviyelerinin dengelenmesine yardımcı olabileceği iddia edildi.
Polifenol açısından zengin çikolataların, kalp rahatsızlığı riskinin azaltılmasına fayda sağlayacağı yolunda zaten bazı araştırmalar bulunuyordu.
Hull Üniversitesi’nden araştırmacılar ise bu içeriğin yoğun olduğu çikolata verilen bazı diyabet hastalarında kolesterol seviyesinin düştüğünü belirledi.
Diyabet hastaları açısından yüksek kolesterol seviyesi ciddi bir sorun oluşturuyor, zira kalp hastalıkları riski yükseliyor.
Araştırma kapsamında tip 2 diyabeti olan 12 deneğe, 16 hafta boyunca polifenol içeriği artırılmış çikolata verildi.
Kolesterol dengesi
Deneklerde kolesterol seviyesinin dengelendiği, iyi kolesterollerin yükselmeye başladığı gözlendi.
Araştırmayı yöneten Profesör Steve Atkin, tip 2 diyabet hastalarının dengeli beslenme ve yaşam tarzının bir parçası olarak, kakao içeriği zengin çikolataların da bulunması gerektiği görüşünde.
İngiltere’de diyabet hastalarıyla ilgili çalışmalar yürüten en büyük kuruluş olan Diabetes UK ise yüksek yağ ve şeker içeriğinin, bu tür olumlu etkiler karşısında baskın geleceği yorumunu yaptı.
Her bir dark- bitter çikolata, 200′den fazla kalori 16 gram yağ içeriyor.
Bununla beraber Diabetes UK’in araştırma direktörü Doktor Iain Frame polifenol maddesinin, çikolata şeker ve yağ oranı yüksek olmayan yiyeceklere konup konamayacağına yönelik bir araştırmanın sonuçlarını görmek isteyeceklerini ifade etti.
Kaynak : internethaber
Nezle
Nezle burun mukozasının bakteriyel iltihabıyla ortaya çıkan bir çeşit hastalık durumudur. Burun mukozasının şişkinliği ve kızarıklığını sulu bir akıntı takip eder. Hemen akabinde burun florasını oluşturan pekçok mikrobun eklenmesiyle akıntı pürülan bir tür alır, sarıya ya da yeşil renge döner. Burunda yanma, tahriş , hapşırma, titreme ve ateş şikayetleri oluşur.
Basit nezle alerjik ve vazomotor rinitle gripin rinitinden farklı bir hastalık durumudur.
Bunun dışında birçok döküntülü hastalıkların başlangıç dönemlerinde nezle görülür. Bazı etkelnlerle akut rinit kalıcı hale gelir. Bu faktörler içinde sinüzit, kronik bademcik, sürekli sigara ve alkol, damarları daraltıcı burun damlaları kullanmak, sürekli toz ve dumanda kalmak sayılabilir.
Tedavi için ateş düşürücü, ağrı kesici , antihistaminikler, burun damlaları kullanılır. C vitamini faydalıdır. Antibiyotik gerekmez, ancak bazı durumlarda hekim önerisiyle antibiyotik ilaçlar alınabilir.
Pozitif Düşünün, Tansiyonu Düşürün
Kendini mutlu ve umutlu hisseden insanlar daha düşük tansiyona sahip oluyorlar…
İYİ DUYGU ÖNEMLİ
Araştırmalar, kendini mutlu ve umutlu hisseden, kendine değer veren ve hayattan zevk alan orta yaştaki insanların (bu arada tüm bu duygular başkalarına yardım etmekten kaynaklanıyor olabilir) kötümser insanlara göre daha düşük tansiyona sahip olduğunu gösteriyor. Peki neden? Çünkü iyi duygular, stresin etkilerini azaltmaya ve yüksek tansiyon ile diğer birçok kötülüğü önlemeye yardımcı olabilir. Bardağın yarısını dolu gören bir bakış açısıyla doğmadıysanız bile, kendiniz için bir tane yaratabilirsiniz. İşiniz, banka hesabınız ve moraliniz fazlasıyla kötü olsa bile… Başkalarına yardım etmek sadece bir yöntem… Ayrıca bunları da deneyebilirsiniz:
‘Teşekkür ederim’ deyin: Haftada bir kez hayatınıza küçük ya da büyük bir etkisi olan bir kişiyi düşünün. Ve ona bir teşekkür notu yazın. Bu insanın kendini hayata bağlı ve sağlıklı hissetmesini sağlar. Bir araştırma; günde 15 dakika şükran duygusu hissetmenin, vücuttaki stres hormonlarını düşürdüğünü gösteriyor.
Ritüel yaratın: İbadetin ya da müziğin, ruhu bu kadar yükseltmesinin sebeplerinden biri de haftalık ritüellerin aidiyet hissi uyandırmasıdır. İlginç bir şekilde kendimizi ne kadar çok ilintili hissedersek cömertliğimiz ve şefkatimiz de o kadar artar. Ritüellerin etkili olması için dini olması şart değildir. Doğa yürüyüşleri, mahalledeki komşu grupları ya da aile yemekleri de modunuzu yükseltir.
Kaynak: saglikgundemi
Gripte Korku Doğal Panik Yanlış
Domuz gribinden dolayı yapılan abartılı panik toplım psikolojisinin bozulmasına tol açabilir…
Korku doğal, paniklemek yanlış…
Domuz gribinden herkes korkuyor. Aslında sağlıklı bir duygu olan korku, bizi önlem almaya iter. Deprem korkusu evlerin daha sağlam inşa edilmesini, trafik kazası korkusu ise emniyet kemerinin kullanılmasını sağlayabilir. Ülkemizde yaygın olarak görülmeye başlayan “Domuz Gribi” korkusunun da, toplum arasında artarak büyük bir paniğe ve toplum psikolojisinin bozulmasına yol açtığını belirten International Hospital psikologlarından Ferahim Yeşilyurt, şu günlerde toplumumuzda yaşanan korkunun normal olmadığını, abartılı yaşanan bir panik reaksiyon olduğunu söylüyor…
Korkunun temelde insanoğlunun yaşamasındaki temel duygusu olduğunu; ancak son günlerde domuz gribi korkusunun toplum arasında hızla arttığını belirten Ferahim Yeşilyurt bunun normal bir durum olmadığını, fobik kaçınmalar ve panik havası oluşturduğunu belirtti. Ferahim Yeşilyurt konuyla ilgili olarak şunları aktardı:
Domuz Gribi Paniği Nelere Yol Açıyor?
Salgın sebebiyle, bazı abartılı önlemler alınmaya başlandı. Toplumda otobüse binmekten, sinema, tiyatro veya alışveriş merkezlerine gitmeye kadar çeşitli kaçınmalar görülüyor. Hatta askere gitmeyi ertelemeyi düşünenlerle bile karşılaşılıyor. İnsanlar lokantaya gitmeyi, kahvehanede oturmayı sakıncalı bir durum olarak algılamaya başladı.
Bu kaçınmalar domuz gribi paniğini daha fazla artırıyor. İnsanlar her an dış çevreden bu hastalığı kapacakları endişesi yaşıyorlar.
Domuz Gribi Paniği Nasıl Azaltılabilir?
Normal yaşamınıza dönmeye çalışın:
Daha önceki günlük aktivitelerinizi sürdürerek, kaçınmalarınızı azaltmaya çalışın. Sürekli önlem alarak yaşanamaz.
Kontrol duygunuzu artırın:
Dış çevreden her an bir tehlike geleceği üzerine hareket etmek yerine, yapabilecekleriniz üzerine odaklanın. Hasta olmamak için el yıkama, sağlıklı beslenme, yakın temastan kaçınma gibi davranışları uygulayın.
Abartılı araştırmalardan kaçının:
Yaşanan her toplumsal tehlikede birçok kişide bilinçlenerek durumu kontrol etme çabası görülüyor. Bilinçlenmek için çaba göstermek yardımcı olurken, bu alanda abartılı öğrenme çabası içine girmek yaşanılan panik duygusunu artırır. Deprem döneminde jeolog, aşırı yağışta meteorolog, yaşanan sağlık tehditlerinde doktor olmaya gerek yok.
Bu durumun biteceğini düşünün:
Bu sorun hep böyle kalmayacak. Bir süre sonra azalmaya başlayacak. Daha önce de böylesi korku ve panikler yaşandı. SARS, çin gribi, kuş gribi, kene gibi tehlikelerde de benzer panikler yaşandığı unutulmamalı. Gerekli önlem ve tedaviler uygulandığında bu salgın da paniğe sevk eden bir unsur olmaktan çıkacaktır.
Kaynak: saglikgundemi
Dövme Hepatit C riskini artırıyor
Bilim adamları, vücuduna dövme yaptıranlarda Hepatit C hastalığı riskinin yüksek olduğunu belirlediler.
British Columbia Üniversitesi’nde yapılan araştırmada, vücuduna dövme yaptıran kişilere Hepatit C ve diğer kan hastalıklarının bulaşma riskinin yüksek olduğu tespit edildi.
Kanada, İran, İtalya, Brezilya ve Amerika’nın da dâhil olduğu 30 ülkede gerçekleştirilen araştırmada, dövmeden sonra görülen Hepatit C vakalarının doğrudan dövme sayısıyla ilgili olduğunu açıkladılar.
International Journal of Infectious Diseases isimli dergide yer alan çalışmada, dövme işlemi sırasında, renk pigmentlerini enjekte etmek için cilde saniyede 80-150 kez iğne battığı belirtildi. Dövme yaparken kullanılan aletlerin sterilize edilmeden ya da doğru hijyen tekniklerine uyulmadan kullanılması halinde enfeksiyonun diğer insanlara bulaşabileceği kaydedildi.
Ayrıca, dövmede kullanılan boyaların da steril kaplarda bulunmadığını belirten araştırmacılar, bunların da enfeksiyonların bulaşmasında taşıyıcı rolü oynadığı ifade edildi.
Araştırmaya göre, dövmeyle bağlantılı diğer riskler arasında alerjik reaksiyonlar, HIV, Hepatit B, bakteriyel veya mantar enfeksiyonu gibi ciddi sağlık sorunları bulunuyor.
Kaynak: saglikgündemi
İki dil konuşmak “alzheimer” riskini azaltıyor
En az iki dil konuşan kişilerin yaşlandıklarında alzheimera yakalanma riskinin 5 yıla kadar gecikebileceği belirlendi.
AA – Alzheimer hastası 200′den fazla kişinin dosyasını inceleyen Kanadalı bilim adamları yıllarca, sık sık iki ya da daha fazla dil konuşmuş kişilerde hastalık belirtilerinin 5 yıla kadar gecikebildiğini gördü. Bu gecikmeyi sağlayabilen ilaç henüz bulunmuyor.
Bilim adamları, araştırma sonuçlarının iki dil konuşmanın alzheimer ya da benzer hastalıkları engellediğini göstermediğini ancak bu durumun uzun sayılabilecek süre alzheimerdan korunmayı sağlayabileceğini belirttiler.
Araştırma “Neurology” dergisinde yayımlandı.
Kanada’da daha önce yapılan ve “Science” dergisinde yayımlanan başka bir araştırma da en az iki dil konuşan kişilerin yaşlandıklarında alzheimer ve diğer bunama hastalıklarına yakalanma riskinin tek dil konuşanlara göre daha az olduğunu göstermişti.
33-88 yaşlarındaki 104 kişinin katıldığı araştırma, çocukluğundan itibaren birden fazla dil öğrenmenin odaklanma ve hatırlama becerisini geliştirdiğini ortaya koymuştu.
KAynak: haberx
Veremden günde 4 bin 700 kişi ölüyor
BM Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) yetkilileri, geçen yıl Asya ve Afrika ülkeleri başta olmak üzere yaklaşık 1,7 milyon kişinin ölümüne neden olan verem hastalığına karşı, dünya çapında daha çok mücadele edilmesi gerektiğini bildirdi.
CENEVRE (A.A) -
DSÖ’nün veremle ilgili yıllık raporunda, bu hastalığın erken teşhis sayesinde 6 ayda tedavi edilebildiği, ancak yetersiz beslenenler ile AIDS gibi hastalığı olanlar arasında kolayca yayılabildiği belirtildi.
Örgütün Veremle Mücadele Birimi Müdürü Mario Raviglione, düzenlediği basın toplantısında, ”Halen tedavisi mümkün olan bu hastalık yüzünden 2010 yılında 1,7 milyon kişi öldü” dedi.
Rapora göre, geçen yıl Afrika’nın Sahra altı bölgesi başta olmak üzere 9,4 milyon yeni verem vakası tespit edildi. Bu kişilerden 1,1 milyonunun aynı zamanda AIDS hastası olduğu belirlendi.
Bazı verem vakalarının antibiyotiğe karşı dirençli olduğuna, bu konuda doğru tedavi alınması gerektiğine işaret edilen raporda, dünya çapındaki verem vakalarının sadece bir kısmının DSÖ’ye bildirildiği, o nedenle bazı ülkelerdeki sayıların tam olarak bilinmediği ifade edildi.
DSÖ’nün geçen ay veremle mücadele planı sunduğu ve 2011-2015 yılları arasında bu çalışmalara 47 milyon dolar bütçe ayrıldığı kaydedildi.
KAynak: haberx