Beyler, ağlamak ayıp değil!
Evet, gözyaşlarınızı tutmayın! Çünkü gözyaşı eksikliği nedeniyle ortaya çıkan “kuru göz” hastalıklar körlüğe yol açabiliyor.
İnsanlarda gözyaşı eksikliği ile ortaya çıkan ”kuru göz” hastalıklarının, görme kayıplarına ve körlüğe neden olabileceği bildirildi.
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kuddusi Erkılıç, gözün sağlıklı olarak görevini yerine getirebilmesi için gözyaşının vazgeçilmez bir unsur olduğunu kaydetti.
Gözyaşının, gözün üst dış tarafında bulunan gözyaşı bezi ve göz yüzeyindeki gözyaşı hücreleri tarafından üretildiğini kaydeden Doç. Dr. Erkılıç, şunları söyledi:
”Gözümüzün sağlıklı olarak işlevini yerine getirebilmesi için gözyaşı, hayati önem taşıyan bir sıvıdır. Gözün yüzeyini yıkayıp temizleyen gözyaşı, gözün dış yüzeyindeki hücrelerin de yenilenmesini sağlar. Gözyaşı, göze kaçan maddelerin dışarı atılmasına yardımcı olur ve göz yüzeyini temizler. Eğer gözyaşı olmasaydı, göz kapaklarının sağlıklı açılıp kapanması bile mümkün olmazdı. Gözün temizliği yapılamadığı için iltihaplanma ve mikrobik hastalıklar meydana gelir, bunun sonucunda da gözde, geri dönüşü mümkün olmayan rahatsızlıklar ortaya çıkardı.”
Gözyaşı eksikliği büyük tehlike
Bazı insanlarda doğuştan veya sonradan başlayan rahatsızlıklar nedeniyle gözyaşı eksikliği meydana gelebildiğini belirten Doç. Dr. Erkılıç, bu durumda ”kuru göz hastalıkları” olarak adlandırılan hastalıkların ortaya çıktığını ifade etti.
Doç. Dr. Kuddusi Erkılıç, şöyle devam etti:
”Gözyaşı eksikliği olan insanlar, ağladıkları zaman bile gözlerinden yaş çıkmaz. Bu durumda kuru göz hastalıkları meydana gelir ve iltihaplar ortaya çıkar. Kuru göz hastalıkları çoğu zaman tedavi edilememekte ve körlüğe neden olmaktadır. Bu nedenle gözyaşı salgılanması açısından zaman zaman ağlamak, göz sağlığı için faydalı olabilmektedir.”
Kaynak: milliyet
Yalnızlık Erkeklere Yaramıyor!
Dünya Yaşlanma Konseyi (DUNYAK) Başkanı Kemal Aydın, “yalnızlığın yaşlılığı erkene aldığını” belirterek, “Araştırmalara göre özellikle erkekler bu konuda son derece zayıf. Kadınlar, yalnızlıklarıyla daha barışık yaşayabiliyor ancak, erkekler bunu başaramıyor” dedi.
Yaşlılık bilimi uzmanı (Gerentolog) Aydın, Pozantı ilçesinde düzenlenen “Akdeniz Yaşlanma Forumu Çalıştayı” için geldiği Adana’da, AA muhabirine yaptığı açıklamada, konseyin 2009 yılında İstanbul’da kurulduğunu ve 190 ülkede yapılanma çalışmasını tamamladığını bildirdi.
DUNYAK’ın Birleşmiş Milletler ve Dünya Sağlık Örgütü gibi uluslararası kurumların yaşlanma ile ilgili politika ve programlarının bölge, ülke, il ve ilçelerde uygulanması için kurulmuş, kar amacı gütmeyen sivil toplum kuruluşu olduğunu vurgulayan Aydın, “Amacımız konseyimizin çatısı altında tüm dünya yaşlılarının yaşam kalitesini yükseltmek” dedi.
Aydın, yaşlanmanın anne karnından ölünceye kadar devam eden bir süreç olduğunu, bu nedenle konseyin sadece yaşlılara hizmet eden bir oluşum gibi görülmemesi gerektiğini ifade etti.
Yaşlılığı hızlandıran birçok etken olduğunu, “yalnızlığın yaşlılığı erkene aldığını” belirten Aydın, “Araştırmalara göre özellikle erkekler bu konuda son derece zayıf. Kadınlar, erkeklere oranla yalnızlıklarıyla daha barışık yaşayabiliyor ancak, erkekler başaramıyor. Kadınlar kendilerini toplumdan fazla soyutlamıyor, sosyal ilişkileri daha güçlü tutabiliyorlar, bunun bedelini de uzun ömür olarak geri alıyorlar” şeklinde konuştu.
Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de ortalama yaşam süresinin uzadığını, yapılan araştırmalara göre bu sürenin 72 yaşına kadar çıktığını belirten Aydın, “Bu nedenle, yaşlılarımız için acil eylem planını bir an önce hazırlanmalı. Çünkü, Türkiye bu konuda geç bile kaldı” dedi.
TÜRKİYE: YAŞLI DOSTU ÜLKE
Aydın, Türkiye’nin doğası, kültürel değerleri, iklimi, sıcak kanlı insanları ve yaşlıyı her zaman baş üstünde tutan kültürüyle “yaşlı dostu ülke” olduğunu, ancak, bunun diğer ülkelerce de kabullenilmesi gerektiğini belirterek, “Bu nedenle imza kampanyası başlattık. Türkiye’nin ‘yaşlı dostu’ ülke olması için bugüne kadar 7 bin imza topladık. İmza atanların önemli bir bölümünü yönetim kademesinde olanlar oluşturuyor. Bugüne kadar sadece birkaç ülkede ‘ben imza atmam’ diyen, Türkiye’ye ön yargılı yaklaşan az sayıda kişiyle karşılaştık” dedi.
Bu statünün elde edilmesinin Türkiye’nin kalkınmasına önemli katkı sunacağına inandığını belirten Aydın, bu kapsamdaki stratejik planda Türkiye ve komşuları, yani Orta Doğu ülkelerine öncelik verdiklerini kaydetti.
BM’nin, 2002 yılında İspanya’da yaşlanma eylem planı yayımladığını hatırlatan Aydın, şöyle devam etti:
“Bu eylem planına bütün ülkeler imza attı. 2007 yılında Türkiye’de, Devlet Planlama Teşkilatı, ulusal yaşlanma eylem planını hazırladı. Ama bu plan ülke genelinde 7 bölge bazında gerçekleştirilmeli. Her bölge kendi eylem planını hazırlayıp artılarını eksilerini ortaya koymalı.
Örneğin, ‘Akdeniz Eylem Planı’ kapsamında, Adana “kür merkezi” olma özelliklerine sahip. Yarım saatlik mesafeden denizden çıkıp boğucu sıcaktan kurtularak yayla havası almak mümkün.”
Aydın, Dünya Yaşlanma Konseyi’ni Türkiye’de kurduklarını, etkisi alanının genişlemesi ve gücünün artması için devletin desteğine ihtiyaçlarının bulunduğunu, bundan sonraki süreçte de “Dünya Yaşlılar Fonu”nu oluşturmayı hedeflediklerini sözlerine ekledi.
Sıkıntının Ne Kadarı Normaldir ?
Sıkıntı insanlık tarih kadar eski bir histir. Bu his, hissedeni tarafından çoğunlukla iç sıkıntısı huzursuzluk, gerginlik, daralma şeklinde ifade edilir. Bu hisle hepimiz günlük hayatımızda tanışırız. Ancak gelip geçici olduğunda pek etkilenmeyi. Bazen sıkıntılarımız öylesine yoğunlaşır ki işimizi gücümüzü yapmamıza mani olacak bir hal bile alabilir. Sürekli gergin ve tedirgin olduğunuzu düşünün; Hayattan zevk almanız azalır, dikkatinizi toparlayamazsınız, işe gitmeyi canınız istemez eskiden zevk alarak yaptığınız bir çok işi artık boş ve anlamsız bulursunuz.
Sıkıntının bariz ve yaşadığınız durumla uyumlu bir nedeni varsa bu doğal bir duygu yansıması olarak değerlendirilebilir. Ancak eğer bu anlamda bir sebep yokken siz kendinizi sıkıntılı ve gergin hissediyorsanız bunu biraz incelemek gerekir.
Burada hemen şu soru akla geliyor sıkıntının normali var mıdır ? Evet her insanın hayatında hastalık olmadan yaşadığı normal bir sıkıntı vardır. Ciddi kayıplar (para, sevilen birinin kaybı vs gibi) bir süre için kaybın kişi için anlamı oranında sıkıntıya sebep olabilirler. Ancak bu süre işimizi gücümüzü engelleyecek boyuta ulaşmışsa, sosyal ilişkilerimizi bozuyorsa artık eskiye kıyasla asabi olmaya başlamışsak sınırlar aşılmış normalin ötesine geçilmiş olur. En çokta depresyonda bu durumu yaşarız. Depresyonun en önde gelen belirtisi zaten duygu duruma hakim ola sıkıntı ve isteksizlik halidir.
Sözün özü sıkıntınız 2 haftadan daha uzun bir süredir devam ediyorsa; sosyal mesleki ve aile yaşantınıza negatif yansımaları varsa sıkıntının normal sınırı aşılmaya başlanıyor emektir. Dikkatli olmalısınız.
Kaynak: psikoturk.net
Yağlar Kadında Kalçada Erkekte Karında Toplanıyor
Yağlar kadında kalçada erkekte karında toplanıyor
Kilo arttıkça da ani sağlık sorunları ortaya çıkar.
İKİ ÇEŞİT YAĞ VAR!
Cinsiyete göre yağ kitlesinde farklılaşma olur mu? Kadın ve erkeklerdeki yağ kitlesi arasında bir fark var mı?
Kadınlardaki yağ kitlesi, erkeklere göre daha fazladır. Kadınlarda yağlar kalçada; erkeklerde ise karında toplanır. Metabolik bozukluk yapan karındaki yağlardır. Karın yağları ikiye ayrılır. Karın duvarının üzerindeki ciltle kas arasında yağ birikir. Ama bu, o kadar zararlı değildir. İkinci tür yağlanma ise kas dokusunun altındaki organların yağlanmasıdır. Metabolik bozukluklara yol açan yağlanma, bu tip yağlanmadır. Bu yağ, kana karışabilir. Hormonlar, vücuttan atılabilir.
Yağ hücreleri vücutta nasıl çoğalır?
Kas dokusunun altındaki organlarda yağ hücrelerinin sayısı artar. Hasta, obezitede kilosunu kontrol edemez. Bir anda çok kilo alır. Kilodaki değişimler tehlikelidir.
Vücutta kaç çeşit yağ vardır? Bu yağların, özellikleri nelerdir?
Vücudumuzda kahverengi ve beyaz yağ dokuları vardır. Kahverengi yağ dokuları; vücuda ısı verir. Beyaz yağ dokuları ise, vucütta kalır. Kilo artışına neden olur.
O zaman kahverengi yağ dokusuna yararlı yağlar diyebilir miyiz?
Tabii ki. Kahverengi yağ dokusu aslında koruyucudur. Bu yağ dokusu azalırsa, kişinin obezite ve şeker hastası olma riski çok artar. Yani ‘Leptin Rezistansı’ söz konusudur. Yağ dokusu artarsa, leptin beyne ‘yeter artık yeme’ komutu verir. Ama obezlerde beyin artık bu emri vermiyor. Leptin üzerine müdahale edecek tedaviler araştırılıyor. Ancak henüz bulunamadı.
OBEZİTE SINIRI DÜŞTÜ
Bir kişinin obez olup olmadığını nasıl anlıyorsunuz?
Vücut kitle endeksi aracılığıyla bakıyoruz. Şöyle ki; vücut kitle endeksi 30′un üzerinde olan kişilere biz ‘obez’ diyorduk. Ancak son araştırmalar gösterdi ki; kilo nedeniyle oluşan hastalıkların başlangıç seviyesi vücut kitle endeksinin altında. Artık vücut kitle endeksi yüzde 25′in biraz üstünde olduğu zaman bile kilo nedeniyle oluşan hastalıklar fazlalaşıyor. Artık obezite sınırının aşağı indirilmesi düşünülüyor. Yüzde 27′lere falan indirilecek. Eğer vücut kitle endeksi 30 ise haftada bir kilo verilmeli.
KADINLAR DAHA KOLAY KİLO ALIR
Kadınlar daha kolay kilo alır, erkekler daha çabuk kilo verirler.
Erkeklerin metabolizması daha hızlıdır. Çünkü kas kitleleleri daha fazladır.
Erkeklerde obezite, erkeklik hormonunun azalmasına neden olur. Testosteron yağda eridiği için miktarı azalır.
Kadınlarda da karın içi yağlar androjen algısını artırdığı için menopoz öncesinde kıllanma gibi erkekleşme sorunları da başgösterir.
Obezite, erkeklerde daha çok prostat yapar. Karın içi yağlanma erkeklerde daha fazladır.
Kadınlarda yağlar kalça bölgesinde toplanır. Kadınlardaki kilo vücuda daha az hasar bırakır.
Erkeklerin kiloları daha tehlikelidir. Şeker ve tansiyon gibi hastalıkları daha çok arttırır.
OBEZ KADINLARIN YÜZDE 40′I POLİKİSTİK OVER!
Obeziteden korunmak için ne yapmak gerekir?
Öncelikle diyet sözcüğünün ortadan kaldırılması gerekiyor. Onun yerine sağlıklı beslenme sözcüğü tercih edilmeli. Çünkü diyet sözcüğü herkes için çok antipatik…
KİLO VERMELİLER!
Son dönemde kadınlar arasında polikistik over hastalığı hızla yayılıyor. O hastalıkta da kişi, yemek yemese bile kilo alıyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Polikistik over sendromunun, büyük oranda obezite ile ilişkili olduğu anlaşıldı. Polikistik over hastalarının yüzde 40′nın obez olduğu görüldü. Bu arada kilo verilmesiyle polikistik over’ın tedavi olabildiği de kanıtlandı. İnsülin direnci yüksek olan hastalarda, polikistik over de ortaya çıkıyor.
TEK YÖNLÜ DİYETLER VÜCUDA HASAR VERİYOR!
Peki obezite erkeklerde ve kadınlarda ne gibi rahatsızlıklara neden oluyor?
Erkeklerde kanser yüzünden ölümlerin yüzde 14′ü, kadınlarda ise yüzde 20′sinden obezitenin sorumlu olduğu kanıtlandı.
EN AZ 800 KALORİ OLMALI!
Son dönemde ortaya çıkan ve çok moda olan diyetlere karşı mısınız?
Moda diyetler, tek yönlü gıda alımı olmadığı sürece karşı değilim. Ama tek yönlü ve açlık yapacak diyet programıyla bunlar geçici oluyorlar ve hasar bırakıyorlar. 800 kalorinin altında bir diyeti erişkin tolere edemez. Birkaç gün ve birkaç haftadan sonra bir şekilde insülin hormonu yükselir, vücut bu diyeti reddeder. Kişi bayılacakmış gibi olur, ihtiyacı olandan fazla yemek yer.
KİLO YAPAN HASTALIKLAR
İNSÜLİN DİRENCİ:
İnsülin hormonu, şekeri düşüren bir hormondur. Ama bazı durumlarda insülin hormonu, bu etkiyi gösteremez. İnsülin hormonu yağda eriyen bir hormondur. Vücut yağ kitlesi, ne kadar yüksek olursa insülin hormonu seviyesi o kadar düşer. Etkin insülin hormonu seviyesi kanda azalır. Kan testi yapılıp birkaç damla kandan insülin direnci ölçülebilir. İnsülin direnci için insülin hormonunun hassasiyetini artırıcı ilaçlar verilir. Hasta zayıflatılınca da, tedavi edilmiş olur. İnsülin direnci karın içi yağlarının artmasına, kalp, kolesterol, Hipertansiyon ve şeker gibi hastalıklara yol açar. Bu da metabolik sendrom anlamına gelir. Metabolik sendrom; karın çevresinin genişliği 102 olan erkeklerde, kolesterol ve kan şekeri yüksekliğine neden oluyor. Kilo verildiğinde metobolik sendrom da tedavi oluyor.
HAŞİMOTO HASTALIĞI:
Son yıllarda görülme sıklığı çok arttı. Bu hastalık, daha önce var mıydı, atlanıyor muydu bir şey söyleyemiyoruz. Laboratuvar tekniklerinin gelişmesiyle gizli haşimoto hastalıkları ortaya çıktı. Buradaki problem, tiroid bezinin vücuda yabancılaşması sonucu vücudun tiroid bezini bir şekilde reddetmesidir. İlk başta tiroid bezi çok çalışır. Bu sırada hasta zayıflayıp terler. Bunun sonucunda bezin çok çalışması ilaçlarla durdurulur. Eğer hasta takip edilmezse ve ilacını almaya devam etmezse, bu hastalığın normal seyri fonksiyonunu kaybeder. Hasta hipotiroide girer.
ŞEKER HASTALARI GENELDE OBEZ!
Obezite dünyada neden bu kadar önemli?
Çünkü Amerika’da her yıl 300 bin kişi, sırf obezite ve kiloları nedeniyle ölüyor. Başka ülkelerde bu konuda yapılan bir çalışma henüz yok. Bu arada şeker hastalarının yüzde 80′inin de obez olduğu unutulmamalı!
TEK YÖNLÜ DİYETLER VÜCUDA HASAR VERİYOR!
Peki obezite erkeklerde ve kadınlarda ne gibi rahatsızlıklara neden oluyor?
Erkeklerde kanser yüzünden ölümlerin yüzde 14′ü, kadınlarda ise yüzde 20′sinden obezitenin sorumlu olduğu kanıtlandı.
EN AZ 800 KALORİ OLMALI!
Son dönemde ortaya çıkan ve çok moda olan diyetlere karşı mısınız? Moda diyetler, tek yönlü gıda alımı olmadığı sürece karşı değilim. Ama tek yönlü ve açlık yapacak diyet programıyla bunlar geçici oluyorlar ve hasar bırakıyorlar. 800 kalorinin altında bir diyeti erişkin tolere edemez. Birkaç gün ve birkaç haftadan sonra bir şekilde insülin hormonu yükselir, vücut bu diyeti reddeder. Kişi bayılacakmış gibi olur, ihtiyacı olandan fazla yemek yer.
Kaynak: saglikplatformu.com
Kısırlığa Neden Olan Faktörler
Kısırlık yani tıp dilinde infertilite; çiftlerin bir yıl boyunca korunmaksızın düzenli ilişkide bulunmalarına rağmen bebek sahibi olamamaları olarak tanımlanan bir üreme sistemi hastalığıdır. Her 7-10 çiftten 1′inin problemi olarak karşılaşılan kısırlık, tedavi edilebilen bir sağlık sorunudur. Günümüzde bu problem, her geçen gün yeni bir teknolojik gelişme ile, uygulanan yeni yöntem veya teknikler sayesinde tedavi edilerek, çiftlerin ve ailelerinin kabusu olmaktan çıkmıştır.
Kısırlık pek çok nedene bağlı olarak gelişebilir. Bu faktörleri erkeğe ve kadına bağlı faktörler olmak üzere iki ana başlık altında toplanabilir. Kısır çiftlerin yaklaşık 3′te 1′inin sadece kadındaki bir tıbbi problemden, diğer 3′te 1′inin de sadece erkeğe bağlı faktörlerden bebek sahibi olamadıkları saptanmıştır. Kalan yüzde 30′luk çift ise hem kadına hem erkeğe ait problemler nedeniyle kısırlık problemiyle karşı karşıyadır. Bazı durumlarda (her 10 – 20 infertil çiftten 1′inde) ise kısırlığın nedeni tam olarak bilinememektedir.
Erkeğe bağlı kısırlık nedenleri:
- Hiç sperm hücresi üretilmemesi (azospermi)en sık rastlanan sorunlardan birisidir.
- Üretilen spermlerin cansız olması, yapısal ya da sayısal genetik bozukluklara sahip olması, sayı ve hareketlerinin düşük olması,
- Bazı durumlarda ise erkek ejakulasyon(geri boşalma) sorunuyla karşılaşır ya da sperm penisten atılmak yerine idrar kesesine geri dönebilir.
- Varikosel, iktidarsızlık, inmemiş testis, seksüel geçişli hastalıklar da çok kolay ekarte edilebilecek nedenlerdendir.
- Çevresel kirlilik, sigara, alkol, uyuşturucu ve bazı ilaçlar da neden olabilir.
Kadına bağlı nedenler:
- Yumurtlamada görülen düzensizlikler, hatta bazı kadınlar hiç yumurtlamazlar ki buna tıp dilinde anovulasyon denir.
- İnfertil kadınlar arasında çok sık rastlanan bir diğer durum da rahim duvarının yangısı olarak tanımlayabileceğimiz endometriozistir. Endometriozis kendisini normalde rahim duvarını çevreleyen hücrelerin küme veya kistler halinde kadının tüm üreme sistemine dağılması şeklinde kendisini göstermektedir.
- Hormon bozukluğu, yumurtalık kisti, jinekolojik enfeksiyonlar, tümör de tedavi edilebilir nedenlerdir.
- Serviksten tüplere kadar transport bozukluğu da kısırlık nedeni olabilir.
Kaynak: bebegimveben.com
Saç ektirirken sağlığınızı riske atmayın!
Her 10 erkekten 7′sinin saçları dökülüyor…
Saç dökülmesi günümüzde en sık karşılaşılan fiziksel problemlerden birisidir. Saç dökülmesi
genellikle erkeklerde görülüyor ve bu durum kişinin psikolojisini etkileyecek şekilde
rahatsızlık verebiliyor.
Durumun ciddiyeti ‘her 10 erkekten 7′sinin saçlarının döküldüğü istatistiğinden de
anlaşılabiliyor.
Saçlarının dökülmesine canı sıkılan kişiler bu problemlerini çözmek için çözüm ararken
doktor olmayan saç ekimi pazarlamacılarının ne yazık ki tezgahına düşüyor.
İnternette,apartman dairesinde hatta villalarda güzellik/saç ekimi tanımını kullanan saç
ekimi pazarlamacılarının doktor olmadığı halde tv kanallarına çıkarak saç ekimi konusunda
ahkam kesmeleri ve hastaların sağlıklarını tehlikeye düşürmeler bu işi iyi yapan plastik
cerrahları,hastane ve cerrahi tıp merkezlerinin tepkilerine yol açıyor.
Hastane, cerrahi tıp merkezi olmayan ve merdiven altı diye adlandırılan bu ehliyetsiz
kişiler kişi ve kurumlar müşterilerine güven verici vaatleriyle kandırıyorlar.
Bilimsel olarak hiçbir geçerliliği bulunmayan garanti belgesi vermek de bu sahte ekiplerin
hastaların iyi niyetini istismar etmelerinde kullandıkları bir diğer yöntem.
Saç ekimi cerrahi bir işlem olup,hastane ve cerrahi tıp merkezlerinde ameliyathane ortamında
plastik cerrahi ekibi tarafından yapılması kanuni bir meburiyettir.
Saç ekimi; mevcut saç açıklığı medikal diğer yöntemlerle giderilemeyecek hastaların
saçsızlık sorununu gidermeye dönük yapılan cerrahi bir işlemdir. FUT ve FUE diye
adlandırılan iki farklı yöntemle yapılabilir.
Kaynak: www.ekolay.net
Kısırlık Teşhisinde Post Koital Test
Sayısız kısırlık nedenlerinden biri de kadının rahim ağzında oluşan salgının erkeğin spermine hareket kabiliyeti sağlayamadığı durumdur. Buna servikal faktör denir ve durumu değerlendirmek için Post Koital Test (PCT) yapılır.
Rahim ağzında oluşan salgı ile sperm arasındaki ilişkinin uygunsuz olması bir kısırlık nedendir. Normalde rahim ağzı (serviks) salgısı spermlerin rahim içerisine ilerlemesi için uygun bir ortam hazırlar. Bu ortamın bozuk olduğu durumlarda spermler hareket kabiliyetlerini ve bazen canlılıklarını yitirebilirler. Buna servikal faktör adı verilir. Servikal faktörü değerlendirmek için de Post Koital Test (PCT) yapılır.
Post Koital Test (PCT) nedir ?
PCT cinsel ilişkiden sonra vajinadan alınan salgıların mikroskop altında incelenmesi ve spermlerin durumunun değerlendirilmesidir. Hızlı, ağrısız ve ucuz bir test olup servikal faktör hakkında bilgi sağlar.
Ne zaman yapılır?
Geçmişte kısırlık (infertilite) araştırmasında ilk başta yapılan testlerden biri PCT idi. Yumurtlamadan (ovülasyondan) 1 – 2 gün önce ya da sonra yapılır. Yumurtlama (ovülasyon) zamanının tespiti için vücut sıcaklığı ya da ultrason takibi yapılabilir. Bunların yapılmadığı durumlarda siklusun 12 – 16 günleri arasında herhangi bir zaman uygulanabilir.
Kadın test öncesinde 2 gün süreyle cinsel ilişkide bulunmamalı. Daha sonra ilişkide bulunup 2 – 8 saat sonra doktora gider. İlişki esnasında kayganlaştırıcı ya da başka bir yapay madde kullanılmaması gerekir. İlişki sonrası duş veya banyo yapılmamalı.
İşlem esnasında normal muayenede olduğu gibi kuru bir spekulum (jinekolojik muayene esnasında vajinaya yerleştirilen alet) yerleştirilir. Vajinadan ve rahim ağzından akıntı örneği alınır. Bu örnek lam üzerine yerleştirilir ve mikroskop altında incelenir. İncelemede akıntı içerisindeki sperm varlığı, sayısı ve hareketliliği değerlendirilir.
Bu işlemin modern infertilite yaklaşımında herhangi bir değeri yoktur. Bu nedenle yapılması önerilmez. Post Koital Test ile elde edilen bilgiler tedavi yaklaşımında bir değişikliğe neden olmaz ve her zaman gerçeği yansıtmaz. Post Koital Test’in negatif olması her zaman bir problem olduğu anlamına gelmez.
Kaynak: tupbebek.com
Baba Olmak İsteyenler Dikkat!
Baba olmak isteyen erkeklerin dikkat etmeleri gereken birkaç nokta bulunuyor. İşi şansa bırakmamak ve sağlıklı bir bebek sahibi olmak için anneler kadar olmasa da biraz özveride bulunmak gerekiyor…
GİYİM TARZINIZ NASIL NASIL OLMALI?
“Uzmanlar erkekleri dar pantolon giymemeleri konusunda uyarıyor. Çünkü dar pantolon ve iç çamaşırı giymek testisleri büzüştürerek sperm yollarının tıkanmasına yol açabiliyor. Bu nedenle rahat ve bol pantolonlar tercihiniz olsun.
BANYO GÜZELDİR AMA…
Her gün sıcak banyo yapan ve uzun süre saunada kalan erkeklerde sperm üretimi düşebilir. Bilindiği gibi, uzun süre ayakta durmak, ağır kaldırmak, testislerin aşırı sıcağa maruz kalması, çok sıcak suyla banyo yapmak, sık sık hamam veya saunaya gitmek erkek kısırlığının nedenlerinden biri olan varikoseli artırır.
YAŞ ÖNEMLİ BİR UNSUR
Erkeğin yaşı ise sperm kalitesi bakımından daha önemlidir. Bir erkek 80’li yaşlara kadar çocuk sahibi olabilirse de çalışmalar 35 yaşını geçmiş bir erkeğin 25 yaşlarındaki bir erkeğe göre partnerini gebe bırakabilme şansının yüzde 50 azaldığını ortaya koyuyor. Günde 4 saatten fazla cep telefonu ya da laptop kullanan erkeklerin vücudundaki sperm hareketliliği de yüzde 30’a kadar düşebiliyor.
Erkeklerin Kabusu Sona Eriyor!
Jinekomasti, erkeklerde hiç de azımsanmayacak oranda görülen ancak hastaların çok azının durumun farkında olduğu, çoğunlukla yapısal olduğuna ve çaresinin olmadığına inanılan bir hastalık.
Doç Dr Ahmet Sönmez “Bunda kısmen doğruluk payı var aslında; çünkü özellikle ergenlik dönemindeki erkeklerde görülen jinekomastinin büyük çoğunluğunun sebebi henüz tam olarak bilinemiyor. Ancak çok az bir oranında şişmanlık, bazı ilaçlar ve hormonal dengesizlikler rol oynuyor.
Jinekomasti erkeklerde ileri yaşta, andropoz döneminden sonra da sık görülebiliyor. Bu durumdan erkeklik hormonunun seviyesinin azalması sorumlu. Ancak ilaç etkisi ve hormonal dengesizliğe yol açabilecek diğer rahatsızlıklar da araştırılmalı.” dedi.
Doç Dr Ahmet Sönmez erkeklerin bu konuyu saklamayı tercih ettiklerini, çoğunun bunu önemsemez görünürken aslında şikayetçi olduğunu söylerken, jinekomastinin sebebi ne olursa olsun her yaşta erkeğin kıyafet seçimini etkileyen ve sosyal ortamlarda sıkıntıya sokabilen bir durum olduğunun altını çizdi.
Hasta grubu içinde, memelerinin büyük olduğunu fark eden, ancak bunun bir hastalık oluduğunu bilmeyenlerin sayısı da bir hayli fazla. Doç Dr Ahmet Sönmez bir hastasının izlenimlerini şöyle anlattı:”Yakın zamana kadar bende on yıldır var olan problemin jinekomasti olduğunu bilmiyordum demişti ameliyat ettiğim bir hastam. Ergenlik döneminden beri göğüsleri diğer arkadaşlarnınkinden büyük olduğu için yaz aylarını hep sıkıntılı geçirmiş, bedenine göre hep büyük ve bol kıyafetler tercih etmişti. Hele hele kumsalda güneşlenmek, denize veya havuza girmek tam anlamıyla kaçındığı faaliyetler olmuştu.
Memelerinin büyük olmasının tıp dilinde adı olan ve uzun yıllar önce tanımlanmış bir bulgu olduğunu ve bu durumun tedavi edilebilir olduğunu yakın zamanda tesadüfen öğrenmişti.”
Bu gibi durumlarda hastaya hem sosyal fobisinin önüne geçecek hem de sağlık problemlerini giderecek bir dizi tedavi tavsiye ediliyor. Doç Dr Sönmez “Jinekomastinin standart bir tedavisi vardır ve sonuçlar oldukça yüz güldürücüdür. Ameliyat, cerrah ve hastanın tercihine göre lokal veya genel anestezi ile yapılabilir. Yine tercihe göre açık veya kapalı yöntem ya da her ikisinin kombinasyonu uygulanabilir.
Ameliyat sonrası ağrı hissi oldukça azdır ve iyileşme süreci hızlıdır. Hasta kısa süre içinde kendini toparlar ve hızla günlük hayatına dönebilir” derken ameliyat öncesi hastanın beklentisinin iyi tespit edilmesinin de önemini vurguladı.
