Arama
KATEGORİLER

You are currently browsing the archives for the Cinsel Sağlık category.

Bel Soğukluğu ve Klamidya

el Soğukluğu ve Klamidya

Bel Soğukluğu ve Klamidya:

Bu hastalıkların erken belirtileri aynı olup çoğunlukla cinsel temastan bulaşır. Sık sık aynı kişide hem bel soğukluğu hem de klamidya vardır. Bu yüzden çoğunlukla her ikisi de tedavi edilmelidir

Erkeklerde bu hastalığı diğerlerine de yayabilir

Kalbin İlacı En İyi İlacı Aşk!

Memorial Hastanesi Kalp Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Bingür Sönmez, bypass hastalarına 14 şubat Sevgililer Günü için aşk önerilerinde bulundu.

Aşık olmak kalbe iyi gelir. Bypass olan herkese aşık olmak serbest ama ölçüsünü kaçırmamak şartı ile. Bypass ameliyatı olanlara önerim, öncelikle eşlerine aşık olmaları ve 14 Şubat’ta da eşlerine aşklarını tazelemeleri.”

Kalbe iyi gelen cinsel ilişki değil, aşık olmaktır. Aşık olmak endorfin hormonunu salgılar. Endorfin, zevk ve mutluluk veren bir hormondur. İyi bir aşk hayatı kalp sağlığı için çok gereklidir. Mutlu yaşamayabilmek için sağlıklı bir aşk hayatına ihtiyaç vardır.

Bypass ameliyatından sonra insanların ömrü uzadığı bugün bilimsel olarak ispatlanmıştır, düzenli bir aşk hayatı olan insanların yaşam kalitelerinin artacağı da kesindir. Biz kalp cerrahları olarak kalp ameliyatı olan herkese “aşık olmak” serbest diyoruz. Ama bunun mutlaka bir ölçü çerçevesinde olması gereklidir. Bypass ameliyatı olmuş hastalar öncelikle eşlerine, sonra da çocukları, işleri ve ülkelerine aşık olmalıdır. Bu seviyedeki aşkın, kalp hastalarına çok iyi geleceği bir gerçektir.

Kalp ameliyatı olan hastalarda birkaç değişik psikoloji ortaya çıkmaktadır. Birinci gruptaki hastalar, çok yanlış olarak cinsel hayatlarının ortadan kalktığını düşünerek “ben artık öldüm bittim benden hiçbir şey olmaz” endişesine kapılmaktadırlar.

Bu şekilde depresyona giren, özellikle entelektüel seviyesi yüksek olan gruba yönelik ciddi rehabilitasyon çalışmaları yapılması gereklidir. Bu hastalara baypas ameliyat olduktan sonra tamamen normal şartlarda hayatlarını sürdürebilecekleri anlatılmalıdır. İkinci grup bypass hastaları ise kendilerini ameliyattan sonra biyonik adam olarak görenlerdir.

Bu grup hastalar geçmişteki özlemlerini yaşadığı için bu özlemleri gidermeye çalışmaktadır. Hastalar ameliyattan sonra eşlerini bir kenara çekerek geçmişte kaçırdıkları her türlü fırsatı değerlendirmeyi isteyip çok partnerli ilişkileri tercih etmektedirler.

Bu bizim uygun bulduğumuz bir davranış değil. Tüm bunları yaparken bilinçaltında yatan nedenleri ise ameliyattan sonra çok kısa bir hayatlarının olduğunu düşünmeleri ve ne yaparlarsa bunun yanlarına kar kalacağına inanmalarıdır. Sağlam aile bağları böyle bir sorunu kolayca çözecektir. Aksi varsa bir aile terapistinden yardım alınabilir.

Bypass ameliyatı yapılan bir çok hasta cinsel ilişki sırasında ölmekten korktuğu için kalp ameliyatı olmaya karar vermektedir. Eşiyle cinsel ilişki sırasında ölmekten korkan koroner hastaları var. Bu korku ile ameliyat olduktan sonra da kalbinin emanet olduğunu düşünüp, aynı sıkıntı ve korkuyu yaşamaktan çekiniyorlar. Hastalara aşk ve beraberinde gelen cinsel ilişkinin dozunu kaçırmamalarını öneriyoruz.

Erkeklerin ameliyattan sonra karısı hariç bir çok kişiye aşık olmaları da, işin doğru olmayan bir başka yönü. Geçmişte kaçırdıkları fırsatları yakalamak isteyen insanlar için bu durumu psikolojik bir bozukluk olarak değerlendiriyoruz.

Hastalara aşık olmalarını tavsiye ediyoruz. Ama eşlerine aşık olsunlar. Kalp ameliyatı olmuş hastaların eşlerine verecekleri en güzel hediye, sağlıklı olduklarını göstermek için aşklarını tazelemeleridir. Bundan daha güzel bir armağan olamaz.

Vajinismustan Kurtulmanın Yolları!

Cinsel ilişkiye girememe korkusu olarak tanımlanan ve kimi zaman evlilikleri bitirme noktasına dahi getiren vajinismus, yanlış ve eksik tedavi girişimleri nedeniyle eşlerin hayatını kabusa çevirebiliyor!

Memorial Hastanesi Psikoloji Uzmanları “Vajinismus ve tedavisi” hakkında bilgi verdi.

Vajinismusun toplumsal olaylarla herhangi bir ilgisi yoktur. Ancak toplumda cinsellik ve bekaretin algılanışı, cinsel bilgilendirmedeki yetersizlik ve tecrübesizlik, yanlış inançlar, tabular ve mitler vajinismusun kökeninde bulunabilir. Vajinismus, batılı ülkelere oranla ülkemizde çok daha sık görülmektedir.

Hatta “Batı ülkelerinde neredeyse vajinismus görülmüyor”denebilir. Türkiye’de ise bu oran %2-3tür. Kadınlarda en sık rastlanan cinsel işlev bozukluğu olmamakla birlikte polikliniğe başvuran cinsel işlev bozuklukları arasında en sık rastlananıdır; çünkü diğer rahatsızlıkların aksine birleşmeye engel oluşturmaktadır.

Vajinismusun başlıca özelliği cinsel birleşme denendiğinde; kasılmalar ve şiddetli acı nedeniyle cinsel birleşmenin gerçekleşememesi ya da ağrılı olarak gerçekleşmesidir. Bu kasılma istemsiz yani kadının bilinçli kontrolü dışında gerçekleşen bir kasılmadır. Bu kasılmaya tüm bedendeki kasılmalar, bacakların kapanması, adeta bir kitlenme, korku, cinsel birleşmeden kaçınma inancı eşlik eder. Nadiren cinsel birleşme olmaktadır ancak kasılma sürdüğünden, cinsel birleşme ağrılı ya da sıkıntılıdır.

Vajinismus, birincil bir cinsel işlev bozukluğu olmakla birlikte; nadiren vajinal travmalara ya da tekrarlayıcı vajinal enfeksiyonlara bağlı olarak gelişebilir.

Vajinismuslu kadınların çoğunda vajinal penetrasyona (giriş) ilişkin korku vardır. Bu nedenle vajinismuslu kadınlar tampon kullanamaz ve jinekolojik muayeneden kaçınırlar. Çoğu, genital bölgelerinin çirkin ve rahatsızlık verici bir görüntüsü olduğuna inanırlar.

Vajenlerin çok küçük, penisin ise iri olduğunu düşündüklerinden cinsel birleşmenin ağrılı ve kanlı olacağından endişe ederler.

Cinsel eğitimsizliğin, cinsellikle ilgili tutucu değer yargılarının, cinsel mitlerin yaygınlığının(örn: vajen kaslarının istemsiz kasılıp penisin içeride kalacağı düşüncesi), kadınların kendi cinsel organlarının tanımamalarının, bekaret kavramına verilen abartılı önemin, cinsel deneyimin aşamalı gelişmeyip doğrudan cinsel birleşmeyle başlamasının, genel cinsellik anlayışımızdaki tabuların bunda rolü olduğu söylenebilir.

Vajinismuslu olgular da çoğunlukla sınırlı da olsa uyarılma ve orgazm yaşarlar. Bu nedenle, cinsel birleşme sağlanmasa da doyurucu bir cinsel yaşam sürdürebilirler. Vajinismus sorunu çözülmediğinde; eşlerinde erken boşalma, cinsel ilgi ve istek azalması ya da erektil yetmezlik gibi sorunların görülme sıklığı oldukça fazladır.

Vajinismus sorunuyla ilgili bir başka gerçek, hekimlerin uygunsuz tedavi girişimleridir. Önerilen anestezik ve ağrı giderici pomatlar, hastanın ağrı duyacağına ilişkin beklentilerini artırmakta, himenektomi (kızlık zarının operasyon ile alınması) ise cinsel terapi sürecini olumsuz yönde etkilemektedir.

Bu tür fiziksel girişimleri ya da öğüt verici olmaktan öteye gitmeyen ve terapistten daha çok “baba” tavrını andıran “psikolojik” yaklaşımların yararı olmamakta; tersine kadındaki çaresizlik duygularını artırmaktadır. Sorunun özüne inmeyi amaçlayan terapi yaklaşımları ise tedavisi aciliyet gerektiren vajinismus sorunun çözümünü geciktirmekte ve hastanın umutsuzluk ve çaresizlik duygularını pekiştirebilmektedir.

Vajinismusun herhangi bir ilaç ya da operasyonla tedavisi mümkün değildir. Bugün, en etkin tedavinin cinsel tedaviler konusunda uzmanlaşmış terapistler tarafından yapılan cinsel terapiler olduğu kabul edilmektedir. Doğru ve uygun tedavi ile başarı oranları %100 ve tedavi süresi ortalama 8–10 haftadır.

Üreme Organlarına Ait Enfeksiyonlar Kısırlık Nedeni!

Kadınlarda sıklıkla mantar, bakteri ve parazitlerin sebep olduğu vajinal enfeksiyonlar görülmektedir. Mantar enfeksiyonlarına daha çok uzun süreli antibiyotik kullanımı sonrası, şeker hastalığında ve gebelik esnasında sıkça rastlanılır.

Mantar enfeksiyonları vajinanın ideal ortamını bozarak hem spermlerin canlı kalma süresini azaltırlar, hem de spermlere tutunarak hareketliliğini bozarlar. Bu gün için mantar enfeksiyonları antifungal (mantar önleyici) adı verilen ilaç grubu ile kolaylıkla tedavi edilebilmektedir.

Bakterilerin sebep olduğu enfeksiyonlar da mantar enfeksiyonlarında olduğu gibi sperm hareketlerini kısıtlayarak döllenmeyi engellerler. Düşük olasılığını arttırırlar. Bu sebeple tüp bebek tedavisine başlamadan önce çiftlerimizi mutlaka kısa süreli bir antibiyotik tedavisine alıyoruz.

Kadınlarda cinsel yolla geçerek kısırlığa sebep olan bir diğer enfeksiyon ise klamidya enfeksiyonudur. Klamidya enfeksiyonu sarı, kokusuz akıntı, cinsel ilişki sırasında ağrı ile kendini belli edebileceği gibi hiçbir bulgu vermeyebilir.

Enfeksiyon sırasında oluşan iltihap iyileşme döneminde tüplerde yapışıklıklara sebep olur. Diğer yandan Üreaplazma ve mikoplazma adlı bakterilerin sebep olduğu enfeksiyonlar ise düşüklere sebep olabilirler.

Üreme organlarına ait enfeksiyonlar herhangi bir bulgu vermeyebileceğinden, düzenli kontroller çok önemlidir. Kontrol muayeneleri sırasında vajinadan alınacak örnek laboratuarda tahlil edilerek enfeksiyon varlığında uygun antibiyotiklerle kolayca tedavi edilebilir.

Bu enfeksiyonlardan korunmak için vücut hijyenine özen göstermek, pamuklu iç çamaşırları kullanmak, dar ve sentetik giysilerden kaçınmak alınabilecek birkaç küçük önlemdir. Unutulmaması gereken en önemli nokta herhangi bir enfeksiyon saptandığında sadece kadının değil eşlerin birlikte tedavi olması gerektiğidir.

Kadınların Kabusu; Polikistik Over Sendromu!

Her ay yumurtalıklarda birkaç yüz yumurtanın yaptığı yarışı bir yumurta kazanıyor ve diğerlerinin büyümesini engelliyor.

Polikistik over sendromunda ise bütün yumurtalar bir anda gelişmeye başlıyor ve hiçbiri tam olarak olgunlaşamıyor. Polikistik over sendromu kendini adet düzensizlikleri ve erkeklik hormonunun artmasına bağlı tüylenme ile gösteriyor.

Kadınlarda en sık rastlanan endokrin bozukluk olan “polikistik over sendromu” (PCOS) kadınların yaklaşık yüzde 4-6’sını etkisi altına alıyor. Sorun kendini, düzenli yumurtlama olmaması ve buna bağlı olarak adet düzensizliği ve vücutta erkeklik hormonunun artmasının getirdiği bazı sonuçlarla gösteriyor.

Erkeklik hormonunun fazlalığına bağlı olarak da deri yağlanıyor ve akneler oluşuyor, vücutta erkeksi tüylenme denilen dudakların üst kısmında ve yanaklarda tüylenme gözleniyor. İleri aşamalarda ise göğsün ortasında, çevresinde ve karnın alt kısmı ile bacakların diz üstü kısımlarında tüylenme ortaya çıkıyor. Polikistik over, Latince çok kistli yumurtalık anlamına geliyor.

Yumurtalıkların polikistik görünüm denen bir görünüme sahip olmasının ne anlama geldiğini Anadolu Sağlık Merkezi Kadın Sağlığı Koordinatörü Prof. Dr. Aydın Arıcı, şöyle açıklıyor;

Normal olarak her ay yumurtalıklarda birkaç yüz yumurta bir yarışa girer ve gelişen yumurta olmak amacıyla büyümeye başlarlar. Bunlardan en güçlüsü büyür ve diğer yumurtaların büyümesini engeller, dolayısıyla her ay bir yumurta gelişir ve diğerlerini imha eder.

Polikistik overde ise bu düzende bir aksaklık yaşanır. Bütün yumurtalar bir anda gelişmeye başlar ve hiçbiri tam gelişme düzeyine gelişemez ve orta boyda takılı kalırlar. Yumurtalığın içinde kalan bu yumurta kesecikleri aynı zamanda erkeklik hormonu da salgılandığı için polikistik over belirtileri gözlenir. Yumurtalıklara ultrasonla bakıldığında da orta boy tespih tanesi gibi kesecikler görülür.

Prof. Arıcı, birçok kişide bu tanı konduğunda isimden dolayı kist olduğunu zannederek korku oluşsa da sorunun kanserle bağlantısı olmadığının altını çiziyor.
Polikistik over sendromu son yüz yıldır tıbbın önemli bir araştırma konusu olsa da hâlâ pek çok bilinmezi barındırıyor. Hatta polikistik over sendromu adı eskiden konulmuş bir ad olduğundan günümüzdeki durumu tam olarak yansıtmadığı ifade ediliyor.

Çünkü şu anda polikistik over sendromu olan kadınların birçoğunda ultrasonografik olarak bu görüntüye rastlanamıyor. Ya da tam tersi olarak, ultrasonografik olarak bu görüntüsü olan kadınların da bir çoğunda sendrom gözlenmiyor.

Anadolu Sağlık Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum İnfertilite ve Tüp Bebek Merkezi’nden Opr. Dr. Aytuğ Kolankaya, ultrasonik görüntü ile hastalık arasında birebir ilişki olmadığını bu nedenle de isim olarak “kronik hiperandrojenik anovulasyon” yani uzun süreli erkeklik hormonlarının yüksekliğiyle giden yumurtlayamama adının önerildiğini belirtiyor.

Polikistik over sendromunun nedenlerine bakıldığında genetiğin ön plana çıktığı görülüyor. Anneden geçebildiği gibi babadan da geçme ihtimali var. Genetik nedenli bir hastalık olmasından dolayı tedavi etmek hemen hemen imkansız olsa da, var olan sorunlara çözüm bulmanın elbette imkanı bulunuyor.

Anadolu Sağlık Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanlarından Opr. Dr. Nuri Ceydeli, sorunun çok heterojen olduğunu ve belirtilerin de kişiden kişiye farklıklık gösterebiliceğine işaret ediyor. Yani her polikistik over hastasında adet düzensizliği ya da kıllanma görünmeyebiliyor.

Ya da yılda iki üç kez adet gören polikistik over sendromlu hasta olabildiği gibi yılda on defa adet gören hastalar da olabiliyor. Dr. Ceydeli, burada asıl anlaşılması gereken noktanın hastalığın tam bir spektrum olduğu ve her polikistik over tanısı almış hastanın aynı özellikler taşımadığının bilinmesi olduğunu söylüyor.

Depresyon Cinsel Yaşamınızı Karartmasın!

Depresyonun kişinin hayatını etkilediği önemli alanlardan biri de cinsel yaşamdır. Depresyonda olan kişilerde, isteksizlik, zevk alamama, erkeklerde iktidarsızlık, kadınlarda vajinismus gibi cinsel işlev bozuklukları yaşanabiliyor.

Anadolu Sağlık Merkezi’nden Psikolog Aylin Sezer, depresyonun tek başına cinsel sorunlara neden olurken, cinsel sorunların da depresyonu ağırlaştıracağına dikkat çekiyor.

Depresyon ve cinsel sorunlar ilişkisinde olumsuz bir kısır döngü yaşanıyor.

Bu döngü içerisinde depresyon cinsel sorunlara neden olurken, tam tersine cinsel sorunlar da depresyonu ağırlaştırabiliyor. Depresyonun etkisiyle yaptığı hiçbir şeyden zevk alamayan kişinin yetersizliği nedeniyle suçluluk duyacağına dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi’nden Psikolog Aylin Sezer şunları söylüyor:

Yaşanan suçluluk duygusu depresyonun yarattığı kendine güvensizlik duygusunu besleyecek, bunun sonucunda kişi cinsellikten kaçınacaktır.

Depresif sürenin uzaması, ağırlaşan umutsuzluk ve karamsarlık, cinsel istek kaybının yanında daha önce var olmayan cinsel sorunların ortaya çıkmasına yol açabiliyor. Hasta cinsel hayatının tamamen sona erdiğini düşünerek depresyonunu daha ağır yaşamaya başlıyor.

İstek kaybı, zevk alamama ve performans kaygısı her iki cins için ortak olsa da, depresyonun yol açtığı cinsel işlev bozuklukları erkeklerde ve kadınlarda farklılık gösterebiliyor. Psikolog Sezer’in verdiği bilgiye göre, kadınlar cinsel uyarılma, orgazmla ilgili problemler, vajinismus yaşarken, erkeklerde sertleşme kaybı, erken-geç boşalma sorunları ortaya çıkıyor.

Cinsellik, performans kaygısı haline geldiği zaman başaramama korkusu ile cinsel işlev bozukluğunun kalıcı olması riski doğabiliyor. Anadolu Sağlık Merkezi uzmanlarından Uzman Psikolog Aylin Sezer tedaviyle ilgili şu bilgileri veriyor;

Depresyonla gelen cinsel sorunlar, antidepresan ilaç tedavisiyle daha da artabilir. Bugün depresyon tedavisi için kullanılan anti-depresan ilaçların büyük çoğunluğu yan etki olarak cinsel isteği azaltmaktadır. Sertleşmede azalma, vajinada kuruluk, orgazm yoğunluğunun düşmesi ve süresinin azalması bu yan etkiler arasında sayılabilir.

Dolayısıyla, depresyonda zaten varolan cinsel sorunlar, ilaç tedavisiyle daha da artabilmektedir.

Fakat, depresyon tedavisinde ilaç tedavisi ve psikoterapi birlikte yürütüldüğünde bu sorunlarla yapıcı bir şekilde başa çıkmak kolaylaşır.

Tedavi sürecinde kişi sabırlı olmalı, sıkıntılarını eşiyle paylaşmalı ve onun desteğini almalıdır. İlaç tedavisi ile psikoterapinin beraber yürütüldüğü tedavilerde depresyonun iyileşmesi ile diğer problemler gibi, cinsel sorunların da ortadan kalktığı görülmektedir.”

Cinsel Sorunların Yaşamınızı Kabusa Çevirmesine İzin Vermeyin!

İnsan yaşamının çok önemli bir parçası olan cinsellik, aynı zamanda, kadın ve erkek arasında yakın ilişkinin kurulması ve sürdürülmesinde de çok büyük bir rol oynuyor.

Cinsel ilişki, istek, uyarılma, doyum ve rahatlama olmak üzere dört aşamadan oluşuyor. Bu basamaklardan herhangi birinde veya birkaçında sorun yaşanması, cinsel işlev bozukluğunun ortaya çıkmasına neden oluyor.

Erkeklerin en sık yaşadığı sorunların başında erken boşalma, kadınlarda ise cinsel isteksizlik geliyor. Cinsel işlev bozukluklarına tıbbi, psikolojik ve sosyo kültürel etkenleri bir bütün olarak dikkate alarak yaklaşmak gerektiğini söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Psikiyatri Uzmanı Dr. Evrim Erbek, “Cinsel işlev bozuklukları organik ve psikolojik nedenlere bağlı oluşabilir. Çoğu zaman organik nedenlere psikolojik nedenler de eşlik ettiği için cinsel işlev bozukluklarının multi-disipliner olarak ele alınması gerekir.

Değerlendirme psikiyatri, üroloji ve jinekoloji uzmanlarınca yapılır. En sık karşılaştığımız organik nedenler, damar hastalıkları, hipertansiyon, diyabet, kronik hastalıklar, ilaç yan etkileri ve uyuşturucu madde kullanımıdır. Bunlar dışlandıktan sonra kişide psikolojik etkenler aranır” diyor.

Cinsel işlev bozukluklarına yatkınlık yaratan ve sorunun sürmesinde rol oynayan birçok psikolojik faktörün de bulunduğunu hatırlatan Dr. Erbek, ailenin ve toplumun cinselliğe bakış tarzının, yetiştirilme biçiminin cinselliği önemli ölçüde etkilediğini söylüyor.

Bunun yanında eksik ya da yanlış bilgilendirilmelerin, cinsellik hakkındaki kalıplaşmış yanlış düşüncelerin de cinsellik üzerinde olumsuz etkisi bulunduğu belirterek, “Psikiyatrik rahatsızlıklar, ilişkide uyumsuzluk, çiftler arasında çekiciliğin kaybolması, aldatılma, hamilelik ve doğum sonrası ruhsal durumlar, partnerdeki cinsel problemler, fiziksel ve cinsel şiddete maruz kalma, travmatik cinsel deneyimler, cinsel açıdan özgüven eksikliği ve performans anksiyetesi en sık gördüğümüz psikolojik ve kültürel nedenlerdir” diyor.

Cinsel Temasla Bulaşan Hastalıklara Dikkat!

Anadolu Sağlık Merkezi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Yalçın İlker, “Üroloji kliniğimize başvuran hastaların yüzde 5-6’sı cinsel yolla bulaşan hastalıklar nedeniyle geliyor” diyor.

Prof. Dr. Yalçın İlker, bu hastalıkların görülme sıklığının yaz aylarında arttığını da vurgulayarak, “Cinsel yolla bulaşan hastalıklar insanların dünyada daha kolay dolaşmaya başlamasıyla arttı. Yazın da insanlar daha sık seyahat ettiği ve yeni partnerlerle cinsel ilişkide bulundukları için bu yolla bulaşan hastalıklarda özellikle yazın patlama yaşanıyor” diye devam ediyor.

Peki Hangi Hastalıklar Cinsel Yolla Bulaşıyor?

Prof. Dr. İlker’in bu soruya cevabı, “Bu yolla bulaşan onlarca hastalık var ve her birinin bulgusu, tanı ve tedavisi farklı” oluyor. Ancak görülme sıklığına göre bir sınıflandırma yapmak da mümkün. Genel olarak görülen hastalıkların başında üretritlerin geldiğini anlatan Prof. Dr. İlker, şöyle devam ediyor;

Özellikle gonore (bel soğukluğu) ve chlamydia (klamidya) mikroplarının yol açtığı üretritler çok görülüyor. Bu hastalık kendini akıntı ile gösteriyor. İdrar ağrılı oluyor ve sık idrara yol açıyor. Tanısı zor değildir ve hasta kendini doktora gitmek zorunda hisseder. Çünkü rahatsızdır. Cinsel ilişkiden sonra, üç gün ile 20 gün arasında değişen sürede şikayetler başlar.

Tanı koymak için akıntıdan örnek alıp analiz yapmak gerekiyor. Hastaya bu zor gelirse, daha basit yöntemler de uygulamak mümkün. Bunlardan biri de hastanın ilk idrarından örnek alıp mikropların DNA analizi ile tayin edilmesi yöntemi. Anadolu Sağlık Merkezin’de de yapılabilen bu yöntemin ardından tedavide antibiyotikler kullanılıyor.
İkinci sırada yer alan hastalık ise Human Papilloma Virus yani HPV. Aşısı nedeniyle hayli tartışmalara neden olan HPV’nin tanısının fizik muayene ile konulduğunu dile getiren Prof. Dr. İlker, şunları söylüyor;

HPV, benim asistanlık yıllarımda nadir bir hastalık grubuyken son yıllarda bütün dünyada patlama yaptı. Hastalık, kendini kadın ve erkekte de cinsel organ üzerinde siğil gibi, ufak karnabahara benzeyen lezyonlarla gösteriyor.” Bu hastalık, özellikle kadınlarda kansere yol açma riski nedeniyle önem taşıyor. HPV’nin 20 civarında türü bulunduğunu ve bunlardan kimilerinin kansere yol açtığını belirten Prof. Dr. İlker, lezyonların koterize edildiğini ya da ameliyatla çıkarıldığını, küçük olanlarının da ilaçla tedavi edilebildiğini söylüyor.

Herpes yani uçuk da sık rastlanan cinsel yolla bulaşan hastalıklar arasında. Cinsel organ üzerinde görülebilen ağrılı lezyonlarla ortaya çıkan hastalığın tanısı da bu lezyonların görülmesi yoluyla konuluyor. Prof. Dr. İlker, “Görülme sıklığı günümüzde artan herpesin tedavisi de özel ilaçlı kremler ve ilaçlarla gerçekleştiriliyor” diyor.

Bunların yanı sıra cinsel yolla bulaşmakla beraber tanısı ancak kan testi ile konulabilen hastalıklar bulunuyor. En sık rastlanılanları ise Hepatit B, Hepatit C ve AIDS. “Bu üç hastalığın bugünden yarına bir bulgusu olmuyor” diyen Prof. Dr. İlker, AIDS’te kan testinin pozitifleşmesi için en az altı hafta geçmesi gerektiği ve test sonucunun altı aya kadar pozitifleşme riski taşıdığı uyarısında bulunuyor. Yani şüpheli cinsel ilişkiden sonra bir kez kan testi yaptırmak çözüm değil. Uzun vadede bu testi tekrarlamak gerekiyor. Aynı durumun Hepatit B ve Hepatit C için de geçerli olduğunu anlatan Prof. Dr. Yalçın İlker, şöyle devam ediyor;

Hepatitler kendilerini sarılık ile gösterebilir. Ama AIDS’te semptom çıkması için uzun yıllar beklemek gerekiyor. Semptomlar çıktıktan sonra tedavisi daha da zor. Erken tanı Hepatit B ve C’den çok AIDS için önemli. Çünkü erken tanımlanırsa ilaç tedavileri sayesinde AIDS eskisi gibi ölümcül bir hastalık olmaktan çıktı.

Aseksüellik hangi yaşlarda saha sık görülür?

Aseksüelliğin karşımıza daha sık çıktığı yaşlar büyük kentlerde 37 ile 47 yaş arası gibi görünüyor. Çoğunlukla da uzun süreli bir ilişki sonrasında karşımıza çıkıyor. ama yeni yetişen nesile baktığımızda bunu daha sık göreceğiz gibi. Çünkü şu ara yaşı 19-20′lerde olan ve cinsel deneyimi olmamış, böyle bir merakı olmayan genç sayısı çoğaldı. Bir yandan cinsel birleşme yaşı küçülürken bir yandan da sadece kendi dünyasında yaşayan birey olma noktasında kısılıp kalmış ve bireyselliği yanlış algılamış genç sayısı da çok fazla.

Orgazm nedir? Orgazm bozuklukları nelerdir?

Orgazm tamamı ile beyin ve vücudun birarada hareket etmesi ile ilişkili bir olaydır. İnsan beyni seksüel uyarıları duyu organları vasıtası ile alır, işler ve öğrenilmiş tecrübelerin ışığında gövdenin cevap vermesini sağlar. Beyindeki seksüel uyarı görme (partneri çıplak olarak görme), dokunma, işitme (partnerin sesini duyma), koku gibi duyusal faktörler veya düşünce (seksüel fantazi) ile başlayabilir. beyin ve vücut seksüel uyarılmayı ayrı ayrı başarabilmelerine rağmen orgazm ancak bulnarın birarada hareket etmeleri ile gerçekleşebilir. Kadınlarda sadece düşünce yolu ile hiçbir fiziksel temas olmadan orgazm yaşanabilir ancak bu durumda da beeynin ürettiği orgazmı vücüt yaşamaktadır. Doğum esnasında bile bu uyarıların bulumasına rağmen orgazmın olmaması bu hadisenin zihinsel yönünü işaret etmekte ve daha ziyade öğrenilmiş bir fonksiyon olduğunu düşündürmektedir.Orgazm bazı yazarlara göre sadece cinsel bir zevk değil gebeliğin oluşmasında etkin rol oynayan bir faktördür. Bu yazarlara göre rahim kasılmaları spermlerin tubalara daha kolay ulaşmasını sağlar.

Kadında orgazm 4 aşamada incelenir.
1.Uyarılma fazı: Seksüle uyarılmanın ilk belirtisi memelere ve genital organlara giden kan miktarında artma ve göllenmedir.Bu göllenme vajinal dokuların arasına sıvı sızmasına ve bu sayede vajinal sekresyonda artış ve ıslanmaya neden olur.Benzer şekilde meme uçları biriken kana bağlı olarak belirginleşir.Rahim yukarıya doğru çekilir, büyük dudaklar şişer ve açılır, klitoris kabarır.
Bu safhada olan olayların özetine bakacak olursak

10-30 saniye içinde vajinada ıslaklık başlar
Vajinanın alt kısmı genişler
Rahim ağzı ve rahim yukarı doğru çekilir
Labialar düzleşir ve araları açılır
Küçük dudaklar büyür
Klitoris büyür
Meme uçları kasların kasılması sonucu dikleşir
Memelerin boyutları büyür.

2.Plato fazı: Bu faz esnasında vajinanın dış 1/3 kısmındaki kan göllenmesi nedeni ile vajinanın şekli değişir buna orgazmik platform adı verilir. Rahim iyice yukarıya doğru çekilir. Klitoris daha da belirginleşir ve büyük dudakların rengi koyulaşır.
Bu fazda olan olaylar

Cinsel arzularda artış iyice belirginleşir
Kan birikimine bağlı olarak vajinanın dış kısmı iyice şişer.
Vajen üst kısmı balonlaşır ve vajinada hafif bir ağrı olur.
Eğer uzun sürerse vajinal ıslaklık azalabilir.
Klitoris iyice şişer.
Küçük dudaklar normalin 2-3 katı büyür.
Dudakların açılması ile vajina girişi daha belirgin hale gelir
Küçük dudakların rengi koyulaşır.
Memelerin uç kısmındaki areola adı verilen koyu renkli alan belirginleşir.
Emzirmemiş kadınlarda meme boyu %25 artar. Emzirenlerde bu artış olmayabilir
%50-70 kadında ateş basması olur
Kalp hızı artar.
Bacaklarda ve kalçalarda kasılmalar olur.
Kadının vücudu tam bir cinsel birleşmeye hazırdır.

3.Orgazmik faz: Kadın orgazmının en kısa süren fazıdır.Rahim, vajina ve anüsde eş zamanlı, ritmik düzenli kasılmalar olur.Bu kasılmalar 0.8-1 saniye aralıklarla gerçekleşir. Kadında bir orgazm esnasında bu türden 3-15 kasılma olur.
Orgazmik fazda yukarıda belirtildiği gibi kasılmalar olur
Ateş basması tüm vücuda yayılır
Vücutta buluna hemen hemen bütün kaslar kasılır
Orgazm esnasında kişinin beyin dalgalarında değişimler görülür
Ürethradan (mesanenin dışa açıldığı yer) sıvı salgısı olur.Bazı yazarlar bunu kadının boşalması olarak tanımlar
Kadının yüz kasları da kasılır ve sanci acı duyarmış gibi bir görüntü yaratır.
Orgazmın tam zirve noktasında kadın vücudu kaskatı kesilir.

4.Çözülme fazı: Önceki fazlarda gerçekleşen değişimlerin normale dönme sürecidir.
Eğer seksüel uyarı devam ederse kadın daha fazla sayıda orgazm yaşayabilir
Vajina normal dinlenme halindeki durumuna döner
Memeler, büyük ve küçük dudaklar ile rahim normal renk, boyut ve pozosiyonuna döner
Klitoris ve meme uçları hassaslaşır ve ağrıya duyarlı bir hal alır.
Ateş basması kaybolur
Hızlı soluk alıpverme ve terleme görülür
Kalp hala daha hızlıdır
Kadınlar erkeklerden farklı olarak cinsel uyarı devam ettiği sürece ard arda orgazm olabilirler. Oysa erkeğin yeniden orgazm olabilmesi için yaklaşık 30 dakikalık bir süreye ihtiyacı vardır.

Orgazm olmamasına anorgazmi adı verilir. Bu durum anksiyeteye yol açar ve sonuçta kişinin kendi kendine olan saygısı yitirmesi ve depresyon ile sonuçlanabilir. saf orgazmik disfonksiyon kadınlard nadir olarak görülür. Her ilişkide orgazm yaşanacak diye bir kural yoktur.Zaman zaman orgazm olmaması son derece normal bir durumdur. Orgazm olmaması ile breber cinsel isteksizlik ve disparonia olması önemlidir. Eğer kişi partneri ile orgazm yaşayamıyor ise bu o kişiye karşı olan ilgi kaybından dolayı olabilir. Bu tür kişiler genelde başka bir partner veya mastürbasyon ile orgazma ulaşabilirler.

Orgazm bozuklukları incelendiği kategoriler:
1. Rastgele (Random) anorgazmi: Zaman zaman orgazm yaşanamaması
2. Koital anorgazmi : Cinsel birleşmede orgazm olmaması ancak mastürbasyon vb. gibi yöntemler ile orgazma ulaşılması
3. Erken orgazm: Kadınlarda çok nadir olarak görülür. Bu pekçok kadın için yakınılacak bir durum değildir. Çünkü kadınlar erkeklerden farklı olarak arka arkaya pekçok kez orgazm olabilirler.

Orgazm bozukluklarının %5′den daha azında altta yatan organik bir sebep bulunabilir. En sık karşımıza çıkan sebepler diabet, alkolizm, nörolojik bozukluklar ve nörolojik ilaç kullanımıdır.Psikolojik etkenler ise travma, problemli bir çocukluk geçirilmiş olması, düzenli ve sağlıklı bir aile yaşantısının olmamaması, ergenliğe geçiş döneminde problemli ve travmatik cinsel deneyimlerin yaşanması ve cinsel kimlik çatışmaları sayılabilir.

Orgazm kadının mutluluğu için önemlimidir?
Özellikle ülkemizde milyonlarca kadın orgazmın ne olduğunu dahi bilmeden mutlu bir şekilde yaşamaktadır.Ancak eğer orgazmı yaşasalardı hayatları muhtamelen daha keyifli olacaktı. Orgazm normal bir vücut fonksiyonudur. Eğer kadın orgazm yaşamıyorsa ilişki sonrası kendini huzursuz hissedebilir. Çünkü pelvik organlarda toplanan kan rahatsızlık yaratabilir.Bazı yayınlarda orgazm yaşamadan cinsel ilişkiyi bitiren kadınlarda bel ve sırt ağrılarının görüldüğü bildirilmektedir.

Özellikle son zamanlarda gerek görsel gerekse yazılı basında konu ile ilgili haberlerin yer alması orgazmı bilmeyen kadınların aklını karıştırmaktadır. Sürekli duyduğu bu olayı yaşayamamanın getirdiği stres nedeni ile pekçok çiftin cinsel hayatları zedelemekte ve sonuçta olumsuz olaylar görülebilmektedir. Bu nedenle pekçok kadın orgazm olmasa bile orgazm taklidi yaparak partnerini kandırma yoluna gitmekte bu da olayı bir kısır döngüye sokmaktadır.

Orgazm problemi yaşayan kadınların bunu gurur meselesi yapmadan ilgili merkez ve kişilere müracaat etmeleri hem kendilerini hem de partnerlerini memnun edecek sonuçlar doğurabilecektir.