Arama
KATEGORİLER

Bebeklerde şaşılık tedavisi

Yeni doğan bebeklerde çok sık görülen şaşılık basit yöntemlerle anlaşılır

İlk 3 ile 5 aylık dönemlerinde bebeklerin göz kasları yeterince gelişmediği için bazen gözlerde kayma görülebilir.

Eğer kayma birkaç haftadan uzun sürdüyse veya ilk 6 ayda göz kayması yaşamayan çocuk daha sonraki dönemde bu sorunu yaşıyorsa mutlaka doktor muayenesi gerekir.

Göz kayması fizyolojik sürecin doğal bir basamağı olabileceği gibi, göz kaslarındaki anatomik bozukluktan veya gözdeki bir hastalıktan kaynaklanıyor olabilir. Bebekte şaşılık genellikle doğumdan hemen sonraki günlerde ya da 2 ile 3 yaş arasında ortaya çıkar. Daha geç yaşta şaşılık görülme oranı oldukça düşüktür.

Bebeğiniz üç aylık veya daha büyükse, şaşı olup olmadığını anlamak için basit bir egzersiz uygulayabilirsiniz:

Elinize renkli bir oyuncak alın ve çocuğun göz hizasında, gözlerine 20 santimetre uzaklıkta tutun. Oyuncağı yukarı aşağı ve sağa sola hareket ettirirken çocuğun gözlerinin bu harekete nasıl tepki verdiğini gözlemleyin. Çocuğun iki gözü de oyuncağı aynı hareketlerle takip ediyorsa şaşılık olmadığı görülecektir.

Ancak göz kaymasını yoğun yaşayan çocuklarda, sonradan geçebileceği düşüncesiyle doktor kontrolü ertelenmemeli, en erken tarihte tedaviye başlanmalıdır.

Kaynak : internethaber.com

Türkiye anne bebek dostu ülke olma yolunda

Dünyada anne ölümlerini en hızlı düşüren ilk 10 arasında bulunan Türkiye’nin, bebek ölümlerini en hızlı düşüren ülkeler sıralamasında da ilk 5′te bulunduğu öğrenildi.

Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması (AÇSAP) Genel Müdürü Rıfat Köse, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 1990 yılında hükümet başkanlarının bir araya gelerek sağlık, ekonomi, yoksullukla ilgili bin yıllık kalkınma hedeflerini ortaya koyduğunu, bu hedeflere göre 2015 yılında anne ölümlerinin 4′te 1, 5 yaş altı çocuk ölümlerinin ise 3′te 2 oranında azaltılacağına dair söz verdiklerini hatırlattı.

Türkiye’nin bu hedeflere 2015′ten önce ulaştığını ifade eden Köse, ”Türkiye bu hedeflere 2007-2008 yıllarında ulaştı. Biz bu hedeflerini daha ilerisine gidiyoruz. Kendi hedeflerimizi ortaya koyduk. Hedefimiz, anne ve bebek ölümlerini tek haneli rakamlara indirmek. 5 yaş altı çocuk ölümlerini bu yılın sonuna kadar tek haneli rakama, anne ölümlerini 2015 yılında tek haneli rakama indirmeyi hedefliyoruz” diye konuştu.

Köse, 2008 sağlık araştırmasına göre Türkiye’de 5 yaş altı çocuk ölümlerinin binde 17′ler civarında olduğunu, 2010 yılının 6 aylık verilerine göre de bu rakamın binde 10 olduğunu belirterek, şunları kaydetti:

”Bu yılın 6 ayında bebek ölümlerinde binde 9′lar seviyesine ulaşacağız. Bu büyük başarı. Bebek ölümleri azaldıkça daha aşağı çekmek zorlaşır çünkü daha kolay sebeplerle olan ölümlerin çoğu önlenmiş olur. Ondan sonra çok daha bilgi, beceri ve donanım gerektiren ölümlerle mücadeleyi gerektirir. Bizde yenidoğan ölümleri sayı olarak azalsa da bütün ölümlerin içindeki oranı yükseldi. Yenidoğan ölümlerini önlemek kolay değil. Bir taraftan donanımı tamamlamanız lazım bir yandan da bunun için yetişmiş insan gücünü yetiştirmeniz gerekiyor. Hastanelerimizde yenidoğan açısından dünyadaki gelişmiş ülkelerde standartlar neyse onu yakaladık. Hatta bir çok yenidoğan servisimiz Avrupa’daki yenidoğan kliniklerinden çok daha iyi durumda, bu kadar iddialıyız. Ancak yenidoğan uzmanı sayısında sıkıntı var. Eğitimlerle bu sıkıntıyı da gidermeye çalışıyoruz.”

-”İSHALDEN ÖLÜM ESKİDE KALDI”-

Türkiye’nin dünyada yüksek orta gelir grubundaki ülkeler arasında olduğunu kaydeden Rıfat Köse, ”Bu ülkelerde bebek ölümleri binde 19, bizde ise binde 10′lar civarında. Biz ülke olarak kendi seviyemizde olanlardan daha iyiyiz. Yüksek gelir grubu ülkelerde bebek ölümleri binde 6′lar da. Biz yüksek gelir grubundaki ülkeleri yakalamaya çalışıyoruz” dedi.

Köse, yenidoğan ölümlerinin bebek ölümlerinde ilk sırada yer aldığını diye getirerek, ”Prematüre bebekler dış ortama kolay uyum sağlayamadığı için ölümler oluyor. Kalp hastalıkları bebek ölümlerinde ilk sıralarda. Eskiden bebek ölümlerinde ishalli hastalıkları konuşurduk, bunlar çok eskide kaldı” diye konuştu.

-”DAHA İYİSİNİ YAPARIZ”-

Türkiye’de anne ölümlerinin 1998′da yüzbinde 49′larda olduğunu hatırlatan Rıfak Köse, 2007 yılında yüzbinde 25 oranının yakalandığını belirtti. Yapılan gerçekçi araştırma ve alınan önlemlerle 2010′un altı aylık sonuçlarına göre anne ölümlerinin yüz binde 16′lar seviyesine kadar düştüğünü anlatan Rıfat Köse, şu bilgileri verdi:

”Söz verilen hedefi çoktan geçtik. 2015 hedefini hedef olarak kabul etmiyoruz (biz daha iyisini yapabiliriz) diyoruz. Bizimle aynı seviyede olan ülkelere baktığımızda anne ölümlerinin yüzbinde 82 olduğunu görüyoruz. Gelişmiş ülkelerin ortalaması ise yüzbinde 15. Anne ölümlerinde de hedefimiz tek haneli rakamlara inmek. 2015 yılına kadar anne ölümlerinde tek haneli rakamlara ulaşacağız.”

Anne ölümleri nedenlerine bakıldığında kanamaların  ilk sırada olduğunu söyleyen Köse, ”Gebelik zehirlenmesi dediğimiz gebelikteki yüksek tansiyon ve kardiyovasküler hastalıklar anne ölümlerinde ön plana çıkıyor” dedi.

Kaynak: haber7

Anne sütü diş çürüğüne neden olabilir

Bebeği birçok hastalığa karşı koruyarak bir kalkan görevi üstlenen anne sütü, yüksek oranda şeker içerdiğinden, ağız temizliği yapılmadığında bebeğin dişlerinde çürük gelişmesine yol açabiliyor.

Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Seval Ölmez, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bebeklerde ağız ve diş sağlığının korunmasının, çocukluk ve erişkinlikte diş sağlığı açısından çok önemli olduğunu söyledi.

Bebeğin ağız ve diş sağlığının korunması için annenin, gebelik ve sonrasında ağız hijyenin sağlanmasına dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Ölmez, ”Annenin ağzında çürük miktarının fazla olması halinde mevcut mikoorganizmalar, bulaş yoluyla doğrudan bebeğe geçiyor” dedi.

Ölmez, bebeklerde şekerli gıda tüketimi az olsa bile annenin ağzındaki çürüğe bağlı mikroorganizmalar nedeniyle, bebeğin ileride dişlerinde çürük görülme olasılığının fazla olduğuna dikkati çekti.

Annenin, bebeğin emziğini, biberonun başlığını ya da kaşığını kendi ağzına aldıktan sonra bebeğe vermesi sonucunda ağız içindeki mikroorganizmaların bebeğe bulaştığını anlatan Ölmez, bu nedenle gebelik öncesinde anne adayının diş hekimine başvurarak, diş bakımını ve gereklilik halinde tedavisini yaptırması gerektiğini söyledi.

-”HER BESLENME SONRASINDA…”-

Bebeklerin 6 aylıkken ilk olarak ön iki dişinin, bir yaşına kadar 4 dişinin çıktığını ifade eden Ölmez, tüm süt dişlerinin 2.5-3 yaşlarında tamamlandığını belirtti.

Ölmez, ilk dişlerin çıkmasının ardından bebeğin bir diş hekime götürülerek ağız ve diş muayenesinin yaptırılması gerektiği tavsiyesinde bulunarak, diş hekiminin bu kontrolde anne adayına hem bebeğin diş bakımının nasıl yapılması gerektiği konusunda bilgi vereceğini hem de diş çıkarma dönemleri ve bu dönemlerde bebekte görülebilecek sağlık sorunları hakkında açıklama yaptığını anlattı.

İlk dişlerin çıkmasıyla birlikte, her beslenme sonrasında, temiz bir tülbentle dişlere çok bastırmadan üstünden hafifçe silinmesi, çocuğun büyümesiyle belli bir dönem sonra da diş sayısının artmasıyla birlikte macun kullanılarak fırçalanması gerektiğini dile getiren Ölmez, şunları söyledi:

”Türkiye gibi yüksek çürük riski bulunan toplumlara, dişlerin diş macunu ile fırçalanmasına çok erken dönemde başlanması öneriliyor. Altı aydan itibaren ilk dişlerin çıkmasıyla birlikte diş fırçalamaya başlanmalı. İlk iki diş ya da dört diş çıktığında, bebek macunu kullanarak, macun belli belirsiz sürüntü şeklinde uygulanmalı. Arka azıların çıkmasıyla da mercimek büyüklüğünde macun kullanılarak fırçalama yapılmalı.”

-”GIDAYA ŞEKER EKLENMEMELİ”-

Ölmez, genetik özelliklerin ya da anne başta olmak üzere bir başka kişiden bulaş yolu dışında bebeklik döneminde dişlerde çürük gelişmesinin en önemli nedenin beslenme şekli olduğunu vurguladı.

Biberonla beslenen çocuklarda çürük riskinin arttığına dikkati çeken Ölmez, bu nedenle gıdaya şeker eklenmemesi gerektiğini belirtti.

Özellikle ”gece beslenmelerinin sayısının fazla olmasının da çürük riskini artırdığına” işaret eden Ölmez, emziğin bal, pekmez ya da reçete batırılarak bebeğe verilmesinin de çürük gelişmesi açısından önemli bir etken olduğunu belirtti. Ölmez, özellikle Anadolu kültüründe hakim olan lokumun tülbente sarılarak bebeğe emzirilmesinin çok yanlış olduğunu vurgulayarak, bu tür davranış modellerinin bırakılması gerektiğini ifade etti.

Bebeklere kahvaltı sonrasında ara öğün olarak şekerli gıda verilmesinin uygun olmadığını ifade eden Ölmez, ”Şekerli gıdalar, kahvaltı ile birlikte ya da hemen arkasından tüketilmeli. Ara öğünlerde alınan şekerli gıdalar, diş çürüğü riskini artırıyor” dedi.

Kaynak: haber7

İnfertilite( Kısırlık ) Nasıl Teşhis Edilir?

Kısırlık yani tıp dilinde infertilite; çiftlerin bir yıl boyunca korunmaksızın düzenli ilişkide bulunmalarına rağmen bebek sahibi olamamaları olarak tanımlanan bir üreme sistemi hastalığıdır.  Her 7-10 çiftten 1′inin problemi olarak karşılaşılan kısırlık, tedavi edilebilen bir sağlık sorunudur. Günümüzde bu problem, her geçen gün yeni bir teknolojik gelişme ile, uygulanan yeni  yöntem veya teknikler sayesinde tedavi edilerek, çiftlerin ve ailelerinin kabusu olmaktan çıkmıştır.

 

İnfertilite Nasıl Teşhis Edilir?

Doğurganlığın en yüksek olduğu bir dönemde bile ilk cinsel birleşme gebelikle sonuçlanmayabilir ki bu son derece normaldir. Gerçekten de sağlıklı bir kadının erkeğe bağlı bir infertilite nedeninin olmadığını varsayarsak belirli bir ayda gebe kalma oranı ancak yüzde 20 kadardır. Bu nedenle, gereksiz test ve tedaviyi önlemek için bir yıla kadar korunmadan cinsel ilişkide bulunulmasına rağmen gebelik elde edemeyen çiftlere infertilite tanısı konmaz. Ancak bu koşullar yerine getirildiği halde bir yıl sonrasında gebe kalamayan çiftlere konunun uzmanı olan bir doktora danışmaları önerilmektedir.
Kadınlarda kısırlığa neden olan faktör ya da faktörleri ortaya çıkarabilmek amacıyla, öncelikle fiziksel ve jinekolojik muayenelere, gerekli görüldüğünde ise çeşitli laboratuvar testleri ve görüntüleme sistemlerine başvurulmaktadır. Erkeklerde ise öncelikle semenin makroskobik ve mikroskobik  değerlendirilmesi yapılmalıdır. Burada amaç; spermin var olup olmadığı, varsa spermlerin sayı, hareketlilik ve yapısal olarak normal olup olmadıklarının  saptanmasıdır.

Kısırlık tanısı için gerekli olan testler nelerdir?

. Pelvik (jinekolojik )muayene
. Semen analizi (sperm tahlili): 2-3 günlük perhiz sonrası verilen semende  hacim, yoğunluk, hareketlilik ve şekil gibi parametrelere bakılır.
. Progesteron hormon düzeyinin değerlendirilmesi; normal değerinin altındaysa yumurtlamanın olmadığını gösterir.
. Testiküler biyopsi (Azospermi hastalarına); menisinde hiç spermi olmayan erkeklere yapılır. Testislerde sperm olup olmadığını anlamak için doku parçası alınır ve mikroskop altında sperm aranır.
. Hormon düzeylerinin değerlendirilmesi
. HSG (Histerosalpingografi) Rahim ağzından tüplere kadar olan geçişi  gözlemlemek için  yapılır. Tüplerin açık olup olmadığına bakılır.
. Laparoskopi,  kadın üreme organlarının direk gözlenmesi için yapılır.

Kaynak: bebegimveben.com

Kısırlık Teşhisinde Post Koital Test

Sayısız kısırlık nedenlerinden biri de kadının rahim ağzında oluşan salgının erkeğin spermine hareket kabiliyeti sağlayamadığı durumdur. Buna servikal faktör denir ve durumu değerlendirmek için Post Koital Test (PCT) yapılır.

 

Rahim ağzında oluşan salgı ile sperm arasındaki ilişkinin uygunsuz olması bir kısırlık nedendir. Normalde rahim ağzı (serviks) salgısı spermlerin rahim içerisine ilerlemesi için uygun bir ortam hazırlar. Bu ortamın bozuk olduğu durumlarda spermler hareket kabiliyetlerini ve bazen canlılıklarını yitirebilirler. Buna servikal faktör adı verilir. Servikal faktörü değerlendirmek için de Post Koital Test (PCT) yapılır.

Post Koital Test (PCT) nedir ?
PCT cinsel ilişkiden sonra vajinadan alınan salgıların mikroskop altında incelenmesi ve spermlerin durumunun değerlendirilmesidir. Hızlı, ağrısız ve ucuz bir test olup servikal faktör hakkında bilgi sağlar.

Ne zaman yapılır?
Geçmişte kısırlık (infertilite) araştırmasında ilk başta yapılan testlerden biri PCT idi. Yumurtlamadan (ovülasyondan) 1 – 2 gün önce ya da sonra yapılır. Yumurtlama (ovülasyon) zamanının tespiti için vücut sıcaklığı ya da ultrason takibi yapılabilir. Bunların yapılmadığı durumlarda siklusun 12 – 16 günleri arasında herhangi bir zaman uygulanabilir.

Kadın test öncesinde 2 gün süreyle cinsel ilişkide bulunmamalı. Daha sonra ilişkide bulunup 2 – 8 saat sonra doktora gider. İlişki esnasında kayganlaştırıcı ya da başka bir yapay madde kullanılmaması gerekir. İlişki sonrası duş veya banyo yapılmamalı.

İşlem esnasında normal muayenede olduğu gibi kuru bir spekulum (jinekolojik muayene esnasında vajinaya yerleştirilen alet) yerleştirilir. Vajinadan ve rahim ağzından akıntı örneği alınır. Bu örnek lam üzerine yerleştirilir ve mikroskop altında incelenir. İncelemede akıntı içerisindeki sperm varlığı, sayısı ve hareketliliği değerlendirilir.

Bu işlemin modern infertilite yaklaşımında herhangi bir değeri yoktur. Bu nedenle yapılması önerilmez. Post Koital Test ile elde edilen bilgiler tedavi yaklaşımında bir değişikliğe neden olmaz ve her zaman gerçeği yansıtmaz. Post Koital Test’in negatif olması her zaman bir problem olduğu anlamına gelmez.

Kaynak: tupbebek.com

Sırtınızı Yaslayacağınız Birilerine İhtiyacınız Olabilir

Kendinizi şüphe, yalnızlık ve endişeye karşı savunmak için destek alın. Dünyayla ilişkinizi kesmeyin.
Küçük çocuklarıyla evde kalan annelerde depresyon riski daha yüksektir. Bunun en önemli nedenlerinden biri, dış dünyadan kendini soyut­lamaktır. Başka bir yetişkinle konuşmadan ge­çen uzun saatler ve küçük bir bebeğin bitip tü­kenmeyen isteklerini karşılamaya çalışmak ruh­sal sağlığınızı bozabilir. İşlerin bu noktaya gel­memesi gerekir.

İnsanların küçük topluluklar halinde yaşadı­ğı ve birbirlerine yardım ettiği 150 yıl öncesini düşünün. Geniş bir ailenin tüm fertleri aynı evi paylaşmıyorlarsa da birbirlerine çok yakın otu­ruyorlar ve işleri aralarında bölüşüyorlar, hasta­larla ilgileniyorlar ve çocuk bakımında yardım­cı oluyorlar. Kocalar ve babalar ahırda, tarlada ya da evin altındaki dükkânda çalışıyorlar ve öğlende yemeğe eve geliyorlar. Genelde etrafta konuşacak ve bilgi edinilecek arkadaşlar, kız kardeşler, anneler, teyzeler gibi yakın başka ka­dınlar da oluyor.

Şimdi bir de modern anneyi bununla kıyasla­yın. Yakınlarda bir aile üyesi olabilir ama muh­temelen kapı komşusu değildir. En yakın akraba binlerce kilometre ötede olabilir. Arkadaşları çalışan ve farklı hayat tarzları olan kadınlardır. Komşularını tanımıyordur. Tamsa bile çoğu, gün boyu evde değildir. Kimsenin onu tanımadığı büyük alışveriş merkezlerinde alışverişini ya­par. Sabah kocasını işe uğurladıktan sonra ak­şam o dönene kadar konuşacak bir insan bula­mayabilir.

Anneliğin bu ilk evrelerindeki sorunları ra­hat atlatabilmek için hayatınızı ilk ömektekine benzetmeye çalışın. Kendinize farklı ihtiyaçla­rınızı giderecek insanlardan oluşan bir destek sistemi kurun. Yaslanabileceğiniz arkadaşları­nızın olması, bir anne olarak hayatınızı daha ko­lay, eğlenceli ve değerli kılacaktır.

Yaşadığınız çevrede başka kaynaklar da var­dır. Bir göz atın ve deneyin. Bir grup size uymaz­sa bir başkası uyabilir. Anne-bebek programla­rına yazılmak, bebekli diğer kadınlarla tanışma­nın diğer bir yoludur. İş arkadaşlarınızdan anne olanlarla da böyle bir ilişki kurabilirsiniz. Kim bilir, belki yürüyüşlerinizden birinde birkaç so­kak ötede yaşayan bir anneyle tanışırsınız.

Annelik değerlerinizi ve bazı diğer ilgilerinizi paylaşan, yanında rahat hissedebileceğiniz birini bulduğunuzda arkadaşlığınızı sürdürmek için biraz daha çaba gösterin. Sabah birlikte bir yürüyüş ya da bir öğle yemeği planlayın. Bir grup bazı ihtiyaçlarınızı giderirken diğer arkadaşla­rınız da farklı durumlarda destek verecektir.

Anneniz, kayınvalideniz ya da diğer aile üye­lerinin gruptaki yerini küçümsemeyin. Her ko­nuda anlaşamasanız da sizi ve bebeğinizi çok sevdiklerinden emin olun. Eğer hepiniz, bazen fikir ayrılığına düşeceğiniz konusunda hemfi­kir olursanız, birbirinizden bir şeyler öğrenebilirsiniz. Pek çok kadın kendileri çocuk sahibi olduğunda anneleriyle ilişkilerinin daha derin­leştiğini fark etmişlerdir.

Destek grubunuzda isterseniz kitap, dergi ve internet sitelerine de yer verebilirsiniz. Sorumlu anneliğe destek veren kitaplar için çevirimiçi La Leche League kataloguna göz atabilirsiniz. 3 harika annelik kitabı bulunmaktadır: Annelik (Mothering), La Leche League Yeni Başlayan­lar (New Beginners) ve Baby Talk. Unutmayın okuduğunuz her şeye inanmak ya da kabul et­mek zorunda değilsiniz. Özellikle internette ya­zılanları dikkatli okuyun. Bebeğinize zarar ve­receği şüphesi uyandıran kitap, dergi, internet sitesi, sohbet odalan ve e-posta listelerinden uzak durun.

Anneliğe alışmak zordur. Hayatınızda büyük bir değişimdir. Bir destek sistemi, değişiklikle­rin üstesinden gelirken size çok yardımcı olacaktır.

Kaynak: saglikbilgisi.gen.tr

Bebeğinizin Uzmanı Sizsiniz

Bebeğiniz dünyaya geldiğinde isteseniz de istemeseniz de, arkadaşınız olsun olmasın, her­kesin bebeğinizle ilgili tavsiye vermeye hazır olduğunu göreceksiniz. Bu tavsiyelerden bir kısmı gerçekten işinize yarayabilir. Deneyim sahibi anne-babalar nereden ayakkabı alınacağından çamaşırların nasıl yıkanacağına, ya da bebek ağladığında ne yapılacağına kadar pek çok işe yarar bilgi verebilir. Anne-baba olma yo­lunda tavsiyelerine güvenebileceğiniz kişilerin kıymetini bilin ve ihtiyacınız olduğunda dene­yimlerinden faydalanın.

Diğer taraftan her tavsiye de size uyacak de­ğildir. Hangi tavsiyeye kulak asmayacağınıza karar vermekte pek zorluk çekmezsiniz. Mesela size yanlış gelen; bebeğinize yapamayacağınız ya da aranıza mesafe koyacak tavsiyelere uy­mamak akıllıca olacaktır.

Çocuk yetiştirme tavsiyelerinin talihsiz bir yanı da vardır. Bir anne olarak özgüveninizi yerle bir edebilir. Sezgileriniz size bir şey söyler an­cak anneniz, kayınvalideniz, kardeşiniz ve en yakın dostunuz buna karşı çıkabilir. Bunca ka­labalık karşısında iç sesinizi duyamaz olursu­nuz. Sizden deneyimli biri daha farklı bir yol izlemeniz gerektiğini söylediğinde yaptığınız­dan emin olmak zor olacaktır.

Bu sizin hatanız değildir. Bebeğinizi çok sev­diğinizden onun için en iyisini isteyeceksiniz. Uzun vadede onun mutluluğu için; bir kitabın, bir doktorun ya da sokakta karşılaştığınız yaşlı bir kadının söylemesi fark etmez neredeyse her şeyi yapmaya kalkarsınız. Minik ve yardıma muhtaç bir insanla ilgilenme sorumluluğu bir anneyi yıldırabilir. Ne kadar çabalarsanız çabala­yın, yaptığınız işin ağırlığını her daim üzeriniz­de hissedeceksiniz.

Bebeğinizin verdiği ipuçlarından onun ihti­yaçlarını karşılayabildiğiniz sürece, bu işte yeni olsanız da, bebeğiniz için verdiğiniz kararlara güvenebilirsiniz. Süreç içinde bazı önyargılarınız­dan kurtulacaksınız. Bebeğinizle geçirdiğiniz sü­re, bazen mantığa ayrı gelse de, sizi bu eşsiz bi­rey hakkında işin uzman yapacaktır.

Sezgilerine güvenen bir anne olmanız, çev­renizdekiler hata yaptığınızı söylediğinde sar­sılmayacağınız anlamına gelmez. Özellikle annelik dergilerinde yazılanları görünce doğru olanı yapıp yapmadığınızı düşüneceksiniz. An­neniz ya da en yakın dostunuz gibi değer verdi­ğiniz birinden bir tavsiye geldiğinde kendi kararlarınızın arkasında durmak kolay olmaya­caktır. Bir işte acemiyseniz, sevdiğiniz ve say­dığınız birinden onay almak istersiniz. Destek görmeden kendi bildiğiniz yoldan gitmek zor olacaktır.

Yeni anneler için istemedikleri tavsiye ve eleş­tirilere katlanmak büyük bir problemdir. Bağım­sız bir yetişkin olduğunuzu göstermek ya da an­neliğin sorumluluklarını kaldırabilme gibi pek çok duygusal mevzu ortaya çıkacaktır. Tartışma isteğiniz ağır basar, ancak böylesi duygusal bir dönemde ilişkiniz bozulmasın diye tereddüt eder­siniz. Ne diyeceğinizi bilemez olursunuz. Zaten hassas olan bir durumda yüzleşmek, pek iyi so­nuçlar doğurmaz.

Tavsiyelerde bulunan insanların içtenlikle si­zin için en iyisini istediklerini unutmayın. Sizi ve bebeğinizi çok sevdiklerinden, işleri sizin için kolaylaştırmak isteyeceklerdir. Bunu aklınızdan çıkarmayın ve onlara teşekkür edin. “Biliyorum benim zorlandığımı düşünüyorsun. İlgin için çok teşekkür ederim ama bebeğimi ağlarken gör­mek beni yıkar.” diyebilirsiniz. “Bu hafta bir ak­şam, yemek getirebilirsin belki.” deyip onlara başka bir yardım yolu önerebilirsiniz.

İyi niyetlerle birlikte, onların da kendi ebeveynlik tecrübelerini onaylatma ihtiyacıyla, tav­siyeleri birbirine karışır. Anneniz emzirmeyi tercih etmediyse sizin bebeğinizi emzirme kararını­zı endişeyle karşılayabilir. Sanki size yeterince iyi annelik yapmadığını ima ediyormuşsunuz gibi algılayabilir. Kendi asabi bebekleri, sözde uzmanların tavsiyeleriyle ağlamaktan yorgun düşerken, sizin kollarınızda sakin sakin duran bebeğinizi kıskanan bazı çiftler, her ne kadar piş­man olsalar da size tavsiyesine uydukları kitabı verebilirler. Yeni, gelişmiş ve psikolojik açıdan daha iyi olan bebek yetiştirme yönteminizle övünmek yerine, o insanların da kendi durumla­rına uygun olarak ellerindeki bilgilerle, ellerin­den gelenin en iyisini yaptıklarının farkına va­rın. Onların özellikle beğendiğiniz bir yöntemi varsa onun hakkında konuşmayı tercih edin. Bir süre sonra kimlerle bilgi paylaşımı yapabilece­ğinizi öğreneceksiniz.

Bilgi paylaşımı eleştirileri etkisiz hale getir­mek için iyi bir yoldur. Birkaç, temel gerçek ha­rikalar yaratabilir. Mesela; “en mükemmel be­sin olduğundan anne sütü çok çabuk hazmedilir ve bebek kısa sürede acıkır.” ya da “ilk 6 haf­tada daha çok kucağa alınan bebekler sonraları daha az ağlarlar.” gibi. Gerçekler üzerine tartış­mak zordur. Ayrıca “her bebek farklıdır.” diye­rek insanları atlatabilirsiniz. Veyahut “biz bebe­ğimizi tanıyoruz, böylesi işimizi görüyor.” de­yip konuyu değiştirebilirsiniz.

Bebek ağladığında ne yapılacağı ve nerede uyuması gerektiği en dikkat çeken iki tartışma konusudur. Genelde insanların istediği bebeğin bağımsız olabilmesidir. Eğer bebeğinizi sakin­leştirmek için fazlaca kucağınıza alırsanız, bazı­ları onu şımarttığınızı ve bırakmanıza izin ver­meyeceğini söyleyecektir. Unutmayın ki bebek­ler bir mantık dizgisi geliştirmezler. Anne-babasıyla yakınlık kurma ihtiyacını karşılamak, tüm hayatı boyunca annesine yapışıp kalmasına ne­den olmaz, aksine onu bağımsız olmaya hazır­lar. Bebeğinizle birlikte uyumak aşağı yukarı aynı eleştirileri getirir. İnsanlar erken yaşlardaki bağ­lılığın, ilerleyen yıllarda bağımsızlığı destekle­diği fikrini kabullenmekte zorlanırlar. Belki de kendi bağımsızlık anlayışları, güven ve itimat üzerine kurulu olmadığı içindir.

Çiçeği burnunda bir anne olarak eleştirileri olgun bir tavırla karşılamalısınız. Başka bakış açılarına da değer vermeli, her zaman haklı olduğunuzu savunmamalısmız. Kendinizi savunmaşız, kendine güvenemeyen ve de aşırı yor­gun hissederken bunu kabullenmek kolay olmayacaktır. Ama unutmayın, bebeğinizin uzmanı sizsiniz. Birkaç gün boyunca sürekli onunla bir­likte olmak size bu hakkı verir. Bu yüzden sezgilerinizi ve bebeğinizin ipuçlarını izleyin. Birkaç ay içerisinde mutlu ve huzurlu bebeği­niz, sizin ilgili bir anne olduğunuzun başlıca ka­nıtı olacaktır. Eleştirenler doğru yaptığınızı kabul etmek zorunda kalacak, siz de bir anne olarak kendinze güven kazanacaksınız.

Kaynak: saglikbilgisi.gen.tr

Tüp bebek nedir, kimlere uygulanır?

Hayatımıza son 30 yılda giren ve bizim için hızla sıradan bir yöntem haline gelen tüp bebek uygulaması nedir ve nasıl yapılır? Sorularınızın cevabını burada bulabilirsiniz.

 

Tüp bebek uygulamasını kısaca özetlemek gerekirse,  kadın ve erkeğe ait üreme hücrelerinin vücut dışı koşullarda döllenme işlemi diyebiliriz.

Bu yöntemde erkek ve kadın üreme hücreleri vücut sıcaklığındaki, uygun bir ortamda 48 saat bekletilir. Bu sürede elde edilen yumurtaların yaklaşık yarısında döllenme oluşur. Bu döllenmiş yumurtalar embriyo (cenin) olarak adlandırılır ve son hedef olan kadın rahmine yerleştirilir.

Embriyolar rahim içerisine rahim ağzından ince bir katater ile yerleştirilir. Bu işlemler sonucu kadınların yaklaşık %50′sinde gebelik oluşur. Ancak bu gebeliklerin bir kısmı düşük ile sonlanır. Tedaviye giren çiftlerin uygulama başına yaklaşık % 40′ında çocukları olur. Bu oran birçok uygulama sonucu % 70 – 80′lere çıkabilir. Geri kalan % 20 – 30′luk grup modern tıbbın bütün olanaklarına rağmen günümüzde çocuk sahibi olamaz.

Tüp bebek yöntemlerinde çeşitli ilaçlarla (Gonal-F, Puregon, Menogon) kadının yumurtalıklarının uyarılması sağlanır. Yumurtalıkların uyarılmasının amacı, embriyo oluşturmaya aday çok sayıda yumurta elde etmek. Çok sayıda embriyonun rahim içine yerleştirilmesinin (embriyo transferi) gebelik şansını artırdığı görüldü (gebelik oranları, bir embriyo yerleştirildiğinde yaklaşık %10, üç embriyo yerleştirildiğinde ise %40 -50 civarında).

Merkezimizde özel durumlar dışında rahim içine üç embriyo yerleştirilir.

Tüp bebek hakkında genel bilgiler

Tüp bebek, klasik yöntemler ile gebe kalamayan kadınlarda uygulanan bir tedavi şekli. Erkek (sperm) ve dişi (yumurta) döl hücrelerinin laboratuvar koşullarında birleştirilmesi sonucunda oluşan embriyoların, rahime transferi ilkesine dayanır. Laboratuvar koşullarında gerçekleştirilen döllenme, kendiliğinden (in vitro fertilizasyon) ya da insan eliyle, tek yumurta içine tek sperm verilmesi ile (mikroenjeksiyon) sağlanır.

Tüp bebek, önceleri enfeksiyon veya cerrahi işlem sonucunda tüplerinde kalıcı hasar oluşan kadınlarda uygulanmaya başlanmış, kısa bir süre sonra ise, kısırlığa yol açan diğer nedenlerin tedavisinde de kullanılır hale gelmiş. Bugün, endometriozis, nedeni açıklanamayan kısırlık olguları ve erkeğe bağlı kısırlıkta, tüp bebek yöntemleri ile başarılı sonuçlar alınır.

Özellikle son yıllarda uygulanmaya başlanan mikroenjeksiyon, sperm sayısının çok düşük olması ve hatta menisinde hiç sperm olmamasına karşın, testisinde sperm bulunan erkeklerin tedavisinde bir devrim olarak nitelendiriliyor.

Kaynak: tupbebek.com

Anne sütü hangi durumlarda sağılabilir?

Anne sütünün bazı durumlarda sağılarak bebeğe verilmesi gerekebilir. Özellikle sütü olduğu halde bebeğinden ayrı kalması gereken annelerin ve çalışan annelerin bu konuda bilgilendirilmesi gerekir.

1. Başarılı emzirme yapılamayan tüm durumlarda formül mamalara başlanmadan önce

2. Erken doğan bebeklerde emme başarısızsa

3. Bebek ememeyecek kadar hasta ise

4. Annede meme başı iltihabı, çatlak var ise

5. Annenin meme ucu bebeğin emmesine engel olacak kadar düz ise

6. Anne çalışıyor ve emzirmeye zaman ayıramıyor ise

Anne sütü hangi durumlarda sağılabilir?

Sağılmış anne sütü her türlü bebek mamasından daha faydalıdır. Süt sağıldıktan sonra temiz bir kapta korunur ve bebeğe bakan kişi tarafından annenin işte olduğu dönemde bebeğe verilir.

Annenin işte olduğu saatlerde önceden sağılmış olan anne sütü kaşıkla bebeğe verilmelidir. Bu dönemde kesinlikle biberon veya emzik kullanılmamalıdır. Kaşıkla beslenen bebek işten döndükten sonra tekrar emmek isteyecektir. Bu şekilde yaklaşım sütün kesilmemesini sağlar.

Anne sütü, buzdolabında 24 saat, buzdolabının buzluğunda 4 hafta, derin dondurucuda 6 ay saklanabilir.

Önceden dondurulmuş ve çözünmüş anne sütü buzlukta asla tekrar dondurulmamalıdır.

Buzdolabından çıkarılan anne sütü miktarı bebeğin tüketebileceği miktarda olmalı, buzluktan çıkarılan anne sütü oda ısısında çözünmeli ve daha sonra bebeğe verilirken sıcak suyun içinde çalkalanarak ılıtılmalıdır. Asla doğrudan ateş üzerinde veya mikro dalga fırında ısıtılmamalıdır.

Kaynak:  cocuk-gelisimi.com

“Folik asit al, bebeğin engelli doğmasın”

Dünyada fazla görülen doğumsal hastalık ‘’sinir tüpü anomalileri” hamilelikte folik asit alınmasıyla yüzde 70 azalıyor.

Trabzo – Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı öğretim üyesi ve Trabzon Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Yakup Aslan, başın alt kısmından başlayarak kuyruk sokumuna kadar uzanan tüp şeklindeki kanalda doğuştan sinir veya beyin dokusu bozukluklarına ‘’sinir tüpü anomalileri” adı verildiğini söyledi.

Bu hastalığın dünyada olduğu gibi Türkiye’de de en sık görülen doğumsal anomali olduğunu, sürekli bu tür hastalarla karşılaştıklarını ifade eden Aslan, şu anda 3 bebeğin bu anomali nedeniyle Tıp Fakültesinin yenidoğan yoğun bakım servisinde tedavi gördüğünü belirtti.

Hastalığın değişik tipleri olduğunu ifade eden Aslan, ”Açık tipte sinirin üzerinde cilt veya sinir zarı bulunmuyor. Kapalı tipte ise anomalinin bulunduğu alanda tüylenme, cilt renginin normalden açık veya koyu olması, cilt yokluğu, cilt artıkları, benler veya gamzeler, kalça butlarının eşitliğinin bozulması gibi anomaliler görülebiliyor” diye konuştu.

Risk faktörleri

Hastalığın görülme sıklığının, folik asit kullanmayan annelerin bebeklerinde arttığına dikkati çeken Aslan, hastalığın, sigara veya alkol kullanan, kronik hastalığı bulunan, diyabet, hamilelikte aşırı ısı yükselmesi olan, hamileyken ilaç kullanan, akraba evliliği yapmış, anne, baba veya diğer çocuklarında benzer hastalık bulunan ve ırksal risk faktörleri taşıyan annenin bebeklerinde daha sık görültüğüne dikkati çekti.

Prof. Dr. Aslan, kız bebeklerde daha fazla görülen hastalığın, tipine göre oluşturduğu sorunları ise şöyle sıraladı:

”Yürüme güçlüğü veya belden aşağı felç nedeniyle yürüyememe, beyinde su toplanması, idrar yolu enfeksiyonları, idrarın böbreklere kaçışı ile kronik böbrek yetmezliği. Bu durum da hastaların çoğunluğunun diyalize girmesini zorunlu hale getiriyor. Menenjit, omurga eğriliği veya kamburluk, inatçı ve ciddi sırt ağrısı, küçük kazalardan sonra kolayca felç olma riski, yüzde 10-15 zeka geriliği, yüzde 60 oranında değişik derecelerde öğrenme güçlüğü, dikkat eksikliği ve ölüm.”

Folik asit için ilaç desteği şart

Hastalığın görülme sıklığının, bir tür B vitamini olan folik asit veya onun bir formu ”folat”ın gebeler tarafından yeterince alınması halinde en az yüzde 70 azalacağına işaret eden Aslan, ”Günlük ihtiyaç olan 400 miligram folatı beslenme ile her gün düzenli olarak sağlamak çok güçtür. Yeşil yapraklı sebzeler, karaciğer, böbrek, yumurta, zarı alınmamış tahıllar, ceviz, badem, fındık, fıstık, mercimek, ıspanak, yonca, maydanoz, nane, baklagiller ve tohumlu gıdalar folat yönünden zengin gıdalardır, ancak bunlarla günlük ihtiyacı karşılamak zordur. Bu nedenle hastalığı önlemek için folik asit alınması gerekir. Folik asit sade veya içeriğinde folik asit bulunan vitamin ve mineral tabletlerle alınabilir” diye konuştu.

Gebe kalmadan kullanmaya başlanmalı

Folik asit kullanımına başlama zamanının da önem taşıdığına dikkati çeken Aslan, şunları söyledi:

”Sinir tüpü gebeliğin ilk 3 haftasında oluşmaya başlar, birkaç hafta içinde oluşumunu tamamlar. Bu nedenle folik asitin kullanımına gebe kalmadan en az 1 ay önce başlanması ve gebeliğin ilk 3 ayında mutlaka kullanılması gerekir. Ancak gebeliklerin en az yarısı planlanmamış veya beklenmedik gebeliklerdir. Bu nedenle bu kritik zamanı yakalamak çoğu kez mümkün olmuyor. Bu nedenle dünya çapında üne sahip birçok sağlık kuruluşu hamile kalma ihtimali bulunan bütün kadınların her gün folik asit kullanmasını öneriyor.”

Hastalık riski düşük kadınların günde 400 mikrogram (0.4 miligram) folik asit almasının yeterli olacağını belirten Aslan, çocuklarında veya yakın akrabalarında sinir tüpü bozukluğu bulunan kadınların ise daha yüksek miktarda folik asit alması gerektiğini vurguladı.

Hastalığın tedavi maliyeti yarım milyon doları aşıyor

Hastalığın maliyetinin yarım milyon doları aştığını belirten Aslan, ”Hiç şüphe yok ki bu hastalığın en önemli maliyeti aileye yüklediği manevi yüktür. Paranın ötesinde hastalarının tedavisi için yıllarca uğraş verip de çok iyi netice alamamaları aileleri perişan etmektedir. Hastalığın ülkemizdeki maliyeti ise kesin olarak bilinmiyor, ancak ABD’de kısa süre önce yapılan çalışmalarda, bu hastaların tedavi sürecinde toplam maliyetleri 570 bin dolar dolayında hesaplanmıştır” diye konuştu.

Hasta yakınları

Şimdi 11 yaşında olan doğuştan ‘’sinir tüpü anomalisi” hastası Havva Karaca’nın annesi Nurten Karaca ise kızının hastalığından dolayı 11 yıldır hem maddi hem manevi büyük sıkıntı yaşadıklarını söyledi.

Kızının tekerlekli sandalyeye mahkum olduğunu, böbreklerinin ”iflas” etmesi nedeniyle diyalizi girdiğini, sırtında yara bulunduğunu ifade eden Karaca, ”Biz ilçede yaşıyoruz. Buraya gidip gelmemiz dahi sorun oluyor. Yeşil kartlı olduğumuz halde bazen ilaçlarımızı karşılayamıyoruz. Kızım bu yıl ilköğretim 5. sınıfa gidecekti, ancak hastalığı nedeniyle bu yıl onu okula götüremedik. Enfeksiyon kapma riski de bulunuyor” dedi.

Hamile kaldıktan sonra 5. aydan itibaren kontrollere gittiğini, doktorların kendisine her şeyin yolunda olduğunu söylediğini dile getiren Karaca, ”Sağlık durumum da gayet iyiydi. Beş aylık hamileyken vitamin ilacı kullanmaya başladım. Daha önce kullanmam gerekiyordu, ancak bilinçsizdik. Bir anne çocuğunun böyle olmasını ister mi? Şimdi çok büyük zorluklar çekiyoruz” diye konuştu.

Kızının bir akülü arabaya ihtiyacı olduğunu, ancak alacak maddi imkanları bulunmadığını ifade eden anne Karaca, bu konuda hayırseverlerin desteğine ihtiyaç duyduklarını söyledi. Karaca, kızının eğitimine evde devam etmesi için ilgililerden yardım beklediklerini kaydetti.

A.A

Kaynak : CUMHURİYET PORTAL