İnfertilite( Kısırlık ) Nasıl Teşhis Edilir?
Kısırlık yani tıp dilinde infertilite; çiftlerin bir yıl boyunca korunmaksızın düzenli ilişkide bulunmalarına rağmen bebek sahibi olamamaları olarak tanımlanan bir üreme sistemi hastalığıdır. Her 7-10 çiftten 1′inin problemi olarak karşılaşılan kısırlık, tedavi edilebilen bir sağlık sorunudur. Günümüzde bu problem, her geçen gün yeni bir teknolojik gelişme ile, uygulanan yeni yöntem veya teknikler sayesinde tedavi edilerek, çiftlerin ve ailelerinin kabusu olmaktan çıkmıştır.
Doğurganlığın en yüksek olduğu bir dönemde bile ilk cinsel birleşme gebelikle sonuçlanmayabilir ki bu son derece normaldir. Gerçekten de sağlıklı bir kadının erkeğe bağlı bir infertilite nedeninin olmadığını varsayarsak belirli bir ayda gebe kalma oranı ancak yüzde 20 kadardır. Bu nedenle, gereksiz test ve tedaviyi önlemek için bir yıla kadar korunmadan cinsel ilişkide bulunulmasına rağmen gebelik elde edemeyen çiftlere infertilite tanısı konmaz. Ancak bu koşullar yerine getirildiği halde bir yıl sonrasında gebe kalamayan çiftlere konunun uzmanı olan bir doktora danışmaları önerilmektedir.
Kadınlarda kısırlığa neden olan faktör ya da faktörleri ortaya çıkarabilmek amacıyla, öncelikle fiziksel ve jinekolojik muayenelere, gerekli görüldüğünde ise çeşitli laboratuvar testleri ve görüntüleme sistemlerine başvurulmaktadır. Erkeklerde ise öncelikle semenin makroskobik ve mikroskobik değerlendirilmesi yapılmalıdır. Burada amaç; spermin var olup olmadığı, varsa spermlerin sayı, hareketlilik ve yapısal olarak normal olup olmadıklarının saptanmasıdır.
Kısırlık tanısı için gerekli olan testler nelerdir?
. Pelvik (jinekolojik )muayene
. Semen analizi (sperm tahlili): 2-3 günlük perhiz sonrası verilen semende hacim, yoğunluk, hareketlilik ve şekil gibi parametrelere bakılır.
. Progesteron hormon düzeyinin değerlendirilmesi; normal değerinin altındaysa yumurtlamanın olmadığını gösterir.
. Testiküler biyopsi (Azospermi hastalarına); menisinde hiç spermi olmayan erkeklere yapılır. Testislerde sperm olup olmadığını anlamak için doku parçası alınır ve mikroskop altında sperm aranır.
. Hormon düzeylerinin değerlendirilmesi
. HSG (Histerosalpingografi) Rahim ağzından tüplere kadar olan geçişi gözlemlemek için yapılır. Tüplerin açık olup olmadığına bakılır.
. Laparoskopi, kadın üreme organlarının direk gözlenmesi için yapılır.
Kaynak: bebegimveben.com
Kısırlık Teşhisinde Post Koital Test
Sayısız kısırlık nedenlerinden biri de kadının rahim ağzında oluşan salgının erkeğin spermine hareket kabiliyeti sağlayamadığı durumdur. Buna servikal faktör denir ve durumu değerlendirmek için Post Koital Test (PCT) yapılır.
Rahim ağzında oluşan salgı ile sperm arasındaki ilişkinin uygunsuz olması bir kısırlık nedendir. Normalde rahim ağzı (serviks) salgısı spermlerin rahim içerisine ilerlemesi için uygun bir ortam hazırlar. Bu ortamın bozuk olduğu durumlarda spermler hareket kabiliyetlerini ve bazen canlılıklarını yitirebilirler. Buna servikal faktör adı verilir. Servikal faktörü değerlendirmek için de Post Koital Test (PCT) yapılır.
Post Koital Test (PCT) nedir ?
PCT cinsel ilişkiden sonra vajinadan alınan salgıların mikroskop altında incelenmesi ve spermlerin durumunun değerlendirilmesidir. Hızlı, ağrısız ve ucuz bir test olup servikal faktör hakkında bilgi sağlar.
Ne zaman yapılır?
Geçmişte kısırlık (infertilite) araştırmasında ilk başta yapılan testlerden biri PCT idi. Yumurtlamadan (ovülasyondan) 1 – 2 gün önce ya da sonra yapılır. Yumurtlama (ovülasyon) zamanının tespiti için vücut sıcaklığı ya da ultrason takibi yapılabilir. Bunların yapılmadığı durumlarda siklusun 12 – 16 günleri arasında herhangi bir zaman uygulanabilir.
Kadın test öncesinde 2 gün süreyle cinsel ilişkide bulunmamalı. Daha sonra ilişkide bulunup 2 – 8 saat sonra doktora gider. İlişki esnasında kayganlaştırıcı ya da başka bir yapay madde kullanılmaması gerekir. İlişki sonrası duş veya banyo yapılmamalı.
İşlem esnasında normal muayenede olduğu gibi kuru bir spekulum (jinekolojik muayene esnasında vajinaya yerleştirilen alet) yerleştirilir. Vajinadan ve rahim ağzından akıntı örneği alınır. Bu örnek lam üzerine yerleştirilir ve mikroskop altında incelenir. İncelemede akıntı içerisindeki sperm varlığı, sayısı ve hareketliliği değerlendirilir.
Bu işlemin modern infertilite yaklaşımında herhangi bir değeri yoktur. Bu nedenle yapılması önerilmez. Post Koital Test ile elde edilen bilgiler tedavi yaklaşımında bir değişikliğe neden olmaz ve her zaman gerçeği yansıtmaz. Post Koital Test’in negatif olması her zaman bir problem olduğu anlamına gelmez.
Kaynak: tupbebek.com
Sırtınızı Yaslayacağınız Birilerine İhtiyacınız Olabilir
Kendinizi şüphe, yalnızlık ve endişeye karşı savunmak için destek alın. Dünyayla ilişkinizi kesmeyin.
Küçük çocuklarıyla evde kalan annelerde depresyon riski daha yüksektir. Bunun en önemli nedenlerinden biri, dış dünyadan kendini soyutlamaktır. Başka bir yetişkinle konuşmadan geçen uzun saatler ve küçük bir bebeğin bitip tükenmeyen isteklerini karşılamaya çalışmak ruhsal sağlığınızı bozabilir. İşlerin bu noktaya gelmemesi gerekir.
İnsanların küçük topluluklar halinde yaşadığı ve birbirlerine yardım ettiği 150 yıl öncesini düşünün. Geniş bir ailenin tüm fertleri aynı evi paylaşmıyorlarsa da birbirlerine çok yakın oturuyorlar ve işleri aralarında bölüşüyorlar, hastalarla ilgileniyorlar ve çocuk bakımında yardımcı oluyorlar. Kocalar ve babalar ahırda, tarlada ya da evin altındaki dükkânda çalışıyorlar ve öğlende yemeğe eve geliyorlar. Genelde etrafta konuşacak ve bilgi edinilecek arkadaşlar, kız kardeşler, anneler, teyzeler gibi yakın başka kadınlar da oluyor.
Şimdi bir de modern anneyi bununla kıyaslayın. Yakınlarda bir aile üyesi olabilir ama muhtemelen kapı komşusu değildir. En yakın akraba binlerce kilometre ötede olabilir. Arkadaşları çalışan ve farklı hayat tarzları olan kadınlardır. Komşularını tanımıyordur. Tamsa bile çoğu, gün boyu evde değildir. Kimsenin onu tanımadığı büyük alışveriş merkezlerinde alışverişini yapar. Sabah kocasını işe uğurladıktan sonra akşam o dönene kadar konuşacak bir insan bulamayabilir.
Anneliğin bu ilk evrelerindeki sorunları rahat atlatabilmek için hayatınızı ilk ömektekine benzetmeye çalışın. Kendinize farklı ihtiyaçlarınızı giderecek insanlardan oluşan bir destek sistemi kurun. Yaslanabileceğiniz arkadaşlarınızın olması, bir anne olarak hayatınızı daha kolay, eğlenceli ve değerli kılacaktır.
Yaşadığınız çevrede başka kaynaklar da vardır. Bir göz atın ve deneyin. Bir grup size uymazsa bir başkası uyabilir. Anne-bebek programlarına yazılmak, bebekli diğer kadınlarla tanışmanın diğer bir yoludur. İş arkadaşlarınızdan anne olanlarla da böyle bir ilişki kurabilirsiniz. Kim bilir, belki yürüyüşlerinizden birinde birkaç sokak ötede yaşayan bir anneyle tanışırsınız.
Annelik değerlerinizi ve bazı diğer ilgilerinizi paylaşan, yanında rahat hissedebileceğiniz birini bulduğunuzda arkadaşlığınızı sürdürmek için biraz daha çaba gösterin. Sabah birlikte bir yürüyüş ya da bir öğle yemeği planlayın. Bir grup bazı ihtiyaçlarınızı giderirken diğer arkadaşlarınız da farklı durumlarda destek verecektir.
Anneniz, kayınvalideniz ya da diğer aile üyelerinin gruptaki yerini küçümsemeyin. Her konuda anlaşamasanız da sizi ve bebeğinizi çok sevdiklerinden emin olun. Eğer hepiniz, bazen fikir ayrılığına düşeceğiniz konusunda hemfikir olursanız, birbirinizden bir şeyler öğrenebilirsiniz. Pek çok kadın kendileri çocuk sahibi olduğunda anneleriyle ilişkilerinin daha derinleştiğini fark etmişlerdir.
Destek grubunuzda isterseniz kitap, dergi ve internet sitelerine de yer verebilirsiniz. Sorumlu anneliğe destek veren kitaplar için çevirimiçi La Leche League kataloguna göz atabilirsiniz. 3 harika annelik kitabı bulunmaktadır: Annelik (Mothering), La Leche League Yeni Başlayanlar (New Beginners) ve Baby Talk. Unutmayın okuduğunuz her şeye inanmak ya da kabul etmek zorunda değilsiniz. Özellikle internette yazılanları dikkatli okuyun. Bebeğinize zarar vereceği şüphesi uyandıran kitap, dergi, internet sitesi, sohbet odalan ve e-posta listelerinden uzak durun.
Anneliğe alışmak zordur. Hayatınızda büyük bir değişimdir. Bir destek sistemi, değişikliklerin üstesinden gelirken size çok yardımcı olacaktır.
Kaynak: saglikbilgisi.gen.tr
Bebeğinizin Uzmanı Sizsiniz
Bebeğiniz dünyaya geldiğinde isteseniz de istemeseniz de, arkadaşınız olsun olmasın, herkesin bebeğinizle ilgili tavsiye vermeye hazır olduğunu göreceksiniz. Bu tavsiyelerden bir kısmı gerçekten işinize yarayabilir. Deneyim sahibi anne-babalar nereden ayakkabı alınacağından çamaşırların nasıl yıkanacağına, ya da bebek ağladığında ne yapılacağına kadar pek çok işe yarar bilgi verebilir. Anne-baba olma yolunda tavsiyelerine güvenebileceğiniz kişilerin kıymetini bilin ve ihtiyacınız olduğunda deneyimlerinden faydalanın.
Diğer taraftan her tavsiye de size uyacak değildir. Hangi tavsiyeye kulak asmayacağınıza karar vermekte pek zorluk çekmezsiniz. Mesela size yanlış gelen; bebeğinize yapamayacağınız ya da aranıza mesafe koyacak tavsiyelere uymamak akıllıca olacaktır.
Çocuk yetiştirme tavsiyelerinin talihsiz bir yanı da vardır. Bir anne olarak özgüveninizi yerle bir edebilir. Sezgileriniz size bir şey söyler ancak anneniz, kayınvalideniz, kardeşiniz ve en yakın dostunuz buna karşı çıkabilir. Bunca kalabalık karşısında iç sesinizi duyamaz olursunuz. Sizden deneyimli biri daha farklı bir yol izlemeniz gerektiğini söylediğinde yaptığınızdan emin olmak zor olacaktır.
Bu sizin hatanız değildir. Bebeğinizi çok sevdiğinizden onun için en iyisini isteyeceksiniz. Uzun vadede onun mutluluğu için; bir kitabın, bir doktorun ya da sokakta karşılaştığınız yaşlı bir kadının söylemesi fark etmez neredeyse her şeyi yapmaya kalkarsınız. Minik ve yardıma muhtaç bir insanla ilgilenme sorumluluğu bir anneyi yıldırabilir. Ne kadar çabalarsanız çabalayın, yaptığınız işin ağırlığını her daim üzerinizde hissedeceksiniz.
Bebeğinizin verdiği ipuçlarından onun ihtiyaçlarını karşılayabildiğiniz sürece, bu işte yeni olsanız da, bebeğiniz için verdiğiniz kararlara güvenebilirsiniz. Süreç içinde bazı önyargılarınızdan kurtulacaksınız. Bebeğinizle geçirdiğiniz süre, bazen mantığa ayrı gelse de, sizi bu eşsiz birey hakkında işin uzman yapacaktır.
Sezgilerine güvenen bir anne olmanız, çevrenizdekiler hata yaptığınızı söylediğinde sarsılmayacağınız anlamına gelmez. Özellikle annelik dergilerinde yazılanları görünce doğru olanı yapıp yapmadığınızı düşüneceksiniz. Anneniz ya da en yakın dostunuz gibi değer verdiğiniz birinden bir tavsiye geldiğinde kendi kararlarınızın arkasında durmak kolay olmayacaktır. Bir işte acemiyseniz, sevdiğiniz ve saydığınız birinden onay almak istersiniz. Destek görmeden kendi bildiğiniz yoldan gitmek zor olacaktır.
Yeni anneler için istemedikleri tavsiye ve eleştirilere katlanmak büyük bir problemdir. Bağımsız bir yetişkin olduğunuzu göstermek ya da anneliğin sorumluluklarını kaldırabilme gibi pek çok duygusal mevzu ortaya çıkacaktır. Tartışma isteğiniz ağır basar, ancak böylesi duygusal bir dönemde ilişkiniz bozulmasın diye tereddüt edersiniz. Ne diyeceğinizi bilemez olursunuz. Zaten hassas olan bir durumda yüzleşmek, pek iyi sonuçlar doğurmaz.
Tavsiyelerde bulunan insanların içtenlikle sizin için en iyisini istediklerini unutmayın. Sizi ve bebeğinizi çok sevdiklerinden, işleri sizin için kolaylaştırmak isteyeceklerdir. Bunu aklınızdan çıkarmayın ve onlara teşekkür edin. “Biliyorum benim zorlandığımı düşünüyorsun. İlgin için çok teşekkür ederim ama bebeğimi ağlarken görmek beni yıkar.” diyebilirsiniz. “Bu hafta bir akşam, yemek getirebilirsin belki.” deyip onlara başka bir yardım yolu önerebilirsiniz.
İyi niyetlerle birlikte, onların da kendi ebeveynlik tecrübelerini onaylatma ihtiyacıyla, tavsiyeleri birbirine karışır. Anneniz emzirmeyi tercih etmediyse sizin bebeğinizi emzirme kararınızı endişeyle karşılayabilir. Sanki size yeterince iyi annelik yapmadığını ima ediyormuşsunuz gibi algılayabilir. Kendi asabi bebekleri, sözde uzmanların tavsiyeleriyle ağlamaktan yorgun düşerken, sizin kollarınızda sakin sakin duran bebeğinizi kıskanan bazı çiftler, her ne kadar pişman olsalar da size tavsiyesine uydukları kitabı verebilirler. Yeni, gelişmiş ve psikolojik açıdan daha iyi olan bebek yetiştirme yönteminizle övünmek yerine, o insanların da kendi durumlarına uygun olarak ellerindeki bilgilerle, ellerinden gelenin en iyisini yaptıklarının farkına varın. Onların özellikle beğendiğiniz bir yöntemi varsa onun hakkında konuşmayı tercih edin. Bir süre sonra kimlerle bilgi paylaşımı yapabileceğinizi öğreneceksiniz.
Bilgi paylaşımı eleştirileri etkisiz hale getirmek için iyi bir yoldur. Birkaç, temel gerçek harikalar yaratabilir. Mesela; “en mükemmel besin olduğundan anne sütü çok çabuk hazmedilir ve bebek kısa sürede acıkır.” ya da “ilk 6 haftada daha çok kucağa alınan bebekler sonraları daha az ağlarlar.” gibi. Gerçekler üzerine tartışmak zordur. Ayrıca “her bebek farklıdır.” diyerek insanları atlatabilirsiniz. Veyahut “biz bebeğimizi tanıyoruz, böylesi işimizi görüyor.” deyip konuyu değiştirebilirsiniz.
Bebek ağladığında ne yapılacağı ve nerede uyuması gerektiği en dikkat çeken iki tartışma konusudur. Genelde insanların istediği bebeğin bağımsız olabilmesidir. Eğer bebeğinizi sakinleştirmek için fazlaca kucağınıza alırsanız, bazıları onu şımarttığınızı ve bırakmanıza izin vermeyeceğini söyleyecektir. Unutmayın ki bebekler bir mantık dizgisi geliştirmezler. Anne-babasıyla yakınlık kurma ihtiyacını karşılamak, tüm hayatı boyunca annesine yapışıp kalmasına neden olmaz, aksine onu bağımsız olmaya hazırlar. Bebeğinizle birlikte uyumak aşağı yukarı aynı eleştirileri getirir. İnsanlar erken yaşlardaki bağlılığın, ilerleyen yıllarda bağımsızlığı desteklediği fikrini kabullenmekte zorlanırlar. Belki de kendi bağımsızlık anlayışları, güven ve itimat üzerine kurulu olmadığı içindir.
Çiçeği burnunda bir anne olarak eleştirileri olgun bir tavırla karşılamalısınız. Başka bakış açılarına da değer vermeli, her zaman haklı olduğunuzu savunmamalısmız. Kendinizi savunmaşız, kendine güvenemeyen ve de aşırı yorgun hissederken bunu kabullenmek kolay olmayacaktır. Ama unutmayın, bebeğinizin uzmanı sizsiniz. Birkaç gün boyunca sürekli onunla birlikte olmak size bu hakkı verir. Bu yüzden sezgilerinizi ve bebeğinizin ipuçlarını izleyin. Birkaç ay içerisinde mutlu ve huzurlu bebeğiniz, sizin ilgili bir anne olduğunuzun başlıca kanıtı olacaktır. Eleştirenler doğru yaptığınızı kabul etmek zorunda kalacak, siz de bir anne olarak kendinze güven kazanacaksınız.
Kaynak: saglikbilgisi.gen.tr
Tüp bebek nedir, kimlere uygulanır?
Hayatımıza son 30 yılda giren ve bizim için hızla sıradan bir yöntem haline gelen tüp bebek uygulaması nedir ve nasıl yapılır? Sorularınızın cevabını burada bulabilirsiniz.
Tüp bebek uygulamasını kısaca özetlemek gerekirse, kadın ve erkeğe ait üreme hücrelerinin vücut dışı koşullarda döllenme işlemi diyebiliriz.
Bu yöntemde erkek ve kadın üreme hücreleri vücut sıcaklığındaki, uygun bir ortamda 48 saat bekletilir. Bu sürede elde edilen yumurtaların yaklaşık yarısında döllenme oluşur. Bu döllenmiş yumurtalar embriyo (cenin) olarak adlandırılır ve son hedef olan kadın rahmine yerleştirilir.
Embriyolar rahim içerisine rahim ağzından ince bir katater ile yerleştirilir. Bu işlemler sonucu kadınların yaklaşık %50′sinde gebelik oluşur. Ancak bu gebeliklerin bir kısmı düşük ile sonlanır. Tedaviye giren çiftlerin uygulama başına yaklaşık % 40′ında çocukları olur. Bu oran birçok uygulama sonucu % 70 – 80′lere çıkabilir. Geri kalan % 20 – 30′luk grup modern tıbbın bütün olanaklarına rağmen günümüzde çocuk sahibi olamaz.
Tüp bebek yöntemlerinde çeşitli ilaçlarla (Gonal-F, Puregon, Menogon) kadının yumurtalıklarının uyarılması sağlanır. Yumurtalıkların uyarılmasının amacı, embriyo oluşturmaya aday çok sayıda yumurta elde etmek. Çok sayıda embriyonun rahim içine yerleştirilmesinin (embriyo transferi) gebelik şansını artırdığı görüldü (gebelik oranları, bir embriyo yerleştirildiğinde yaklaşık %10, üç embriyo yerleştirildiğinde ise %40 -50 civarında).
Merkezimizde özel durumlar dışında rahim içine üç embriyo yerleştirilir.
Tüp bebek hakkında genel bilgiler
Tüp bebek, klasik yöntemler ile gebe kalamayan kadınlarda uygulanan bir tedavi şekli. Erkek (sperm) ve dişi (yumurta) döl hücrelerinin laboratuvar koşullarında birleştirilmesi sonucunda oluşan embriyoların, rahime transferi ilkesine dayanır. Laboratuvar koşullarında gerçekleştirilen döllenme, kendiliğinden (in vitro fertilizasyon) ya da insan eliyle, tek yumurta içine tek sperm verilmesi ile (mikroenjeksiyon) sağlanır.
Tüp bebek, önceleri enfeksiyon veya cerrahi işlem sonucunda tüplerinde kalıcı hasar oluşan kadınlarda uygulanmaya başlanmış, kısa bir süre sonra ise, kısırlığa yol açan diğer nedenlerin tedavisinde de kullanılır hale gelmiş. Bugün, endometriozis, nedeni açıklanamayan kısırlık olguları ve erkeğe bağlı kısırlıkta, tüp bebek yöntemleri ile başarılı sonuçlar alınır.
Özellikle son yıllarda uygulanmaya başlanan mikroenjeksiyon, sperm sayısının çok düşük olması ve hatta menisinde hiç sperm olmamasına karşın, testisinde sperm bulunan erkeklerin tedavisinde bir devrim olarak nitelendiriliyor.
Kaynak: tupbebek.com
Anne sütü hangi durumlarda sağılabilir?
Anne sütünün bazı durumlarda sağılarak bebeğe verilmesi gerekebilir. Özellikle sütü olduğu halde bebeğinden ayrı kalması gereken annelerin ve çalışan annelerin bu konuda bilgilendirilmesi gerekir.
2. Erken doğan bebeklerde emme başarısızsa
3. Bebek ememeyecek kadar hasta ise
4. Annede meme başı iltihabı, çatlak var ise
5. Annenin meme ucu bebeğin emmesine engel olacak kadar düz ise
6. Anne çalışıyor ve emzirmeye zaman ayıramıyor ise
Anne sütü hangi durumlarda sağılabilir?
Sağılmış anne sütü her türlü bebek mamasından daha faydalıdır. Süt sağıldıktan sonra temiz bir kapta korunur ve bebeğe bakan kişi tarafından annenin işte olduğu dönemde bebeğe verilir.
Annenin işte olduğu saatlerde önceden sağılmış olan anne sütü kaşıkla bebeğe verilmelidir. Bu dönemde kesinlikle biberon veya emzik kullanılmamalıdır. Kaşıkla beslenen bebek işten döndükten sonra tekrar emmek isteyecektir. Bu şekilde yaklaşım sütün kesilmemesini sağlar.
Anne sütü, buzdolabında 24 saat, buzdolabının buzluğunda 4 hafta, derin dondurucuda 6 ay saklanabilir.
Önceden dondurulmuş ve çözünmüş anne sütü buzlukta asla tekrar dondurulmamalıdır.
Buzdolabından çıkarılan anne sütü miktarı bebeğin tüketebileceği miktarda olmalı, buzluktan çıkarılan anne sütü oda ısısında çözünmeli ve daha sonra bebeğe verilirken sıcak suyun içinde çalkalanarak ılıtılmalıdır. Asla doğrudan ateş üzerinde veya mikro dalga fırında ısıtılmamalıdır.
Anne sütü
Yeni doğan bebek için en ideal besin anne sütüdür. Çocuğun anne sütü ile beslenmesinin sayısız yararları vardır. Doğumdan hemen sonra emzirmeye başlayan annenin önceleri az miktarda gelen sütü, bebeğin emme uyarısı ile kısa zamanda artacaktır.
Anne Sütünün Özellikleri:
-Anne sütü tek başına ilk 4-6 ayda D vitamini dışında bebeğin tüm besin ihtiyaçlarını karşılar.
-İnek sütüne ve hazır mamalara göre sindirimi çok daha kolaydır. Çünkü anne sütü bebekte bulunmayan ve sindirime yardımcı olan enzimleri (lipaz, amilaz gibi) içerir.
-Bebeğin büyüme ve gelişmesi için gerekli minerallerin (çinko, demir) emilimini kolaylaştırır.
-Anne sütünde bebeğin büyümesinde çok önemli olan madde (linoleik asit) inek sütünden 8 kat daha fazladır.
-Protein ve mineral miktarı inek sütüne göre daha azdır. Ancak anne sütündeki bu miktar, bebeğin ihtiyacını karşılamaya yeterlidir. Ayrıca fazla protein ve mineralin idrarla atılması gerekmediği için, anne sütü ile beslenen bebeklerde, böbreğin yükü hafifler.
-Anne sütündeki antikorlar bebeği mikroplu hastalıklara karşı korur. Bu nedenle anne sütü ile beslenen bebekler ishal, öksürük, nezle ve diğer sık görülen bulaşıcı hastalıklara daha az yakalanır.
-Anne sütünün içerdiği yağ miktarı emme süresine bağlı olarak değişir. Öğünün sonunda gelen sütün yağ miktarı daha fazladır ve bebekte tokluk hissine yol açar. Bu durum bebeğin şişman olmasını önler. Böylece ileri yaşlarda ortaya çıkabilecek ateroskleroz (damar hastalıkları) ve şişmanlığın neden olabileceği diğer hastalıklardan bebeği korur.
-Anne sütündeki kolesterol miktarı hazır mama yada inek sütüne oranla daha yüksektir. Ancak bu yüksek kolesterol miktarı ilk aylarda gerekli enzim sistemlerini geliştirir. Böylece ileri yaşlarda ateroskleroza yol açan yağların birikimini önlemek açısından çok önemlidir.
-Anne sütündeki laktoz miktarı çok yüksektir. Laktoz kalsiyumun emilimini arttırır. Bağırsakta vücut için yararlı olan laktobasillerin üremesini sağlar.
-Vitamin özellikle A ve C vitaminleri inek sütüne oranla daha yüksektir.
-Anne sütü her zaman temiz ve hazır bir besindir. Hazırlama ısıtma gibi zorlukları yoktur.
-Yapay beslenen bebeklerde görülen süt allerjisi anne sütü ile beslenen bebeklerde görülmez. Çünkü inek sütünde bulunan allerjen proteinler anne sütünde yoktur.
-Pişikler anne sütü ile beslenen bebeklerde daha az görülür.
-Süt salgılama süreci uterus kontraksiyonuna yol açar. Bu nedenle doğumdan sonra anne emzirmeye ne kadar erken başlarsa uterus o kadar kısa sürede küçülür ve normal haline döner.
-Bebeğini kendi sütü ile besleme anne-çocuk ilişkisini kuvvetlendirerek bebeğin duygusal doyumunu sağlar.
-Erken (preterm) doğum yapan annelerin süt bileşimi miyadında doğum yapanlardan farklıdır. Daha fazla protein ve tuz içerir. Bu farklılık preterm bebeğin ihtiyacını karşılamaya uygundur.
KAYNAK : SAĞLIK BAKANLIĞI (GIDA GÜVENLİĞİ LABORATUVARLAR DAİRE BAŞKANLIĞI)
Mikroenjeksiyon
Bu yönteme (ingilizce kelimelerin baş harfleri birleştirilerek Intra-Cytoplasmic Sperm Injection) ICSI de denilmektedir.
Mikroenjeksiyon IVF tedavisinden daha ileri bir aşama olup özellikle ciddi sperm bozukluğu ve sperm azlığı veya yokluğundaki çiftlerin çocuk sahibi olmasına olanak sağlayan bu yöntemde uyarma tedavisiyle elde edilen yumurta hücrelerinin içine ince bir pipet yardımıyla sperm, doğrudan yumurta zarının içerisine sokulur.
lk kez 1992 yılında uygulanmaya başlanan ICSI
- Konvansiyonel IVF uygulamalarında fertilizasyon başarısızlığı
- Sperm parametrelerinin ileri derecede düşük olduğu durumlar
- Cerrahi yöntemlerle az miktarda spermim elde edildiği fertilizasyon şansının düşük olduğu durumlarda
- Antisperm antikorlarının varlığı
- İleri anne yaşı nedeniyle az sayıda yumurta hücresinin elde edildiği durumlarında bugün için kullanılan esas yöntem haline gelmiştir.
Şimdilerde pek çok merkez tüp bebek uygulaması yapılacak tüm hastalara nerdeyse ICSI uygulaması yapmaktadır.
Assisted Hatching(AHA )
Yumurta hücresinin etrafında zona pellucida isminde bulunan zar embriyoların bütünlüğünü korumaya devam eder.3. günün sonunda blastokist döneminde kendiliğinden çatlamakta ve blastokist serbest kalarak endometrium dokusu ile direkt temasa geçer ve tutunma işlemi gerçekleşir.Bu çatlama olayına hatching denmektedir.Bazı durumlarda tutunma olayının gerçekleşmesine yol açan hatching olayının zorlaştığı ve gerçekleşmediği düşünülmekte ve bunu bizzat İVF ekibinin gerçekleştirme olayına ise asisste hatching denmektedir.
Genel olarak
- 37 yaşın üzerindeki hastalarda,
- implantasyon başarısızlığı gelişmiş olan çiftlerde
- Bazal FSH değeri yüksek olanlarda
- Zona Pellucida normalden kalınsa >17mikrom.
olan çiftlerde implantasyon şansını artırmak için AHA işleminin uygulanması önerilir.
3.günde yapılan embriyo değerlendirmesi sırasında AHA işlemi 3 yöntem kullanılarak yapılır.
Bunlar:
- Laser teknolojisi
- Asit Tyrode
- Mekanik
Donör Sperm:
Eğer erkekte hiç sperm yoksa hem aşılama hem de tüp bebek (IVF) için başka erkekten veya sperm bankasından (donör spermi) sperm alınarak işlemler yapılabilir. Türkiye’de halen sperm bankası yoktur ve donör spermi kullanılarak IUI veya IVF yapılması yasal değildir.
Donör Yumurta:
Bir başka kadından alınan yumurta hücresi erkeğin spermleri ile laboratuar ortamında döllenir ve kadının rahmine enjekte edilir. Bu yöntem, diğer yollarla yumurtlaması veya yumurtalığı olmayan, menapoza girmiş kadınlarda kullanılmaktadır. Halen ülkemizde yasal değildir , uygulanmamaktadır.
Gamet İntrafallopian Transfer (GIFT ):
Yumurtlama ilaçları ile elde edilen yumurta hücreleri spermlerle birlikte tüplere verilir. Basarı şansı % 27 kadardır. Çoğul gebelikler elde edilebilir.
Zygot İntrafallopian Transfer (ZIFT):
Fertilize edilmiş yumurta hücreleri rahim içine değil tüp içine verilir.
Frozen Embryo Transfer (FET):
IVF sırasında döllenmiş yumurtalar dondurulur ve depolanır,gelecekte kullanılmak üzere saklanır.Uygun zamanda embriyo ortamda çözülür ve rahim içine verilir. Başarı şansı her dondurulan embryo için % 15 kadardır.
Kiralık Anne:
Yukarıda bahsedilen yöntemlerde başarısızlık olduğunda kiralık anne akla gelebilir.nKiralık anne olarak tespit edilen kadın ile yumurtası alınacak kadın aynı adet düzenine getirilerek uygun günde yumurta toplanıp eşinin spermleri ile döllendikten sonra kiralık anne rahmine ekilir.
Kaynak: kadinsagligi.com
Bebeği Memeden Ayırmak İçin Anne Ne Gibi Sorunlar Yaşar?
Dünya Sağlık Örgütü, bebeklerin ilk 6 ay sadece anne sütüyle beslenmesini, 6 aydan itibaren uygun ek gıdalar başlanarak emzirmenin 12-24 ay sürdürülmesini öneriyor.
Özellikle aniden emzirmeyi kesmek gerekirse, memelerin dolgunlaşıp gerginleşmesi anneyi rahatsız edecektir. Bu durumda, göğüsleri az az sağıp boşaltmak rahatlatıcı olacaktır. Ancak, tümden boşaltana dek pompalarsanız vücudunuz da süt üretimini sürdürecektir. Sadece rahatlamanızı sağlayacak kadar boşaltın, kalanını vücut kendisi ortadan kaldıracaktır. Gerek olursa, ağrı kesici kullanılabilir. Soğuk kompres veya serin lahana yapraklarıyla kompres yapmak da rahatlatıcı olacaktır.
Bebeği Memeden Ayırmak İçin Anne Ne Gibi Sorunlar Yaşar?
Emzirmeyi sonlandırırken süt kanallarında tıkanıklık veya mastit denilen iltihabi durum görülebilir. Göğüste bölgesel şişlik, kızarıklık gibi bulgular yanında annede ateş, üşüme, halsizlik gibi yakınmalar da olursa doktora başvurmak gerekecektir.
Memeden ayırmanın, anne psikolojisi üzerinde de etkisi olmaktadır. Anneler emzirmeyi kesince rahat edeceklerini, bebeğe bağımlı olmaktan kurtulacaklarını düşünürken, beklenmedik bir üzüntü, bir kayıp duygusu da yaşayabilirler. Elbette, emzirme bebeğinizle aranızda çok özel bir ilişki sağlar. Ancak, emzirmenin bitmesi bu ilişkinin bitmesi değil sadece başka bir şekil almasıdır. Bebeğinizin büyümesinde sevinçle karşılanacak önemli bir kilometre taşıdır. Bu dönemde, bebekle daha çok ilgilenin, ona sarılın ve kucaklayın. Bu, ikinize de iyi gelecektir. Ancak gece uyanmalarında, bebek yeni duruma alışana kadar, baba veya bir aile büyüğü tarafından avutulması daha uygun olacak, böylece meme istemek aklına gelmeyecektir.
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı
Dr. Nilüfer Toprakçı
Otizm ile Yaşamaya Başlamak
Eğer çocuğunuza henüz yeni Otizm teşhisi koyulduysa, büyük ihtimalle şu anda oldukça karmaşık duygular içindesiniz ve otistik çocuğunuzla birlikte hayatınızın geri kalan kısmını nasıl geçireceğinizi, otizm ile yaşamaya nereden başlayacağınızı bilemiyorsunuz.
Zaman içinde, belki daha önce adını bile duymadığınız otizm konusunda çok şey öğreneceksiniz.Bu bilgileri size bazen bir doktor ya da eğitmen veya bu konuda yayınlanmış bazı yayınlar sağlayacaktır.Ama, sizin için en önemli bilgiler her zaman diğer otistik çocuk sahibi ailelerinden, yani sizin gibi otizm ile yaşayanlardan gelenler olacaktır.
Bizler otistik çocukların aileleri olarak sizin şu andaki tüm duygularınızı çok iyi biliyoruz. çünkü bunları biz de yaşadık…Amacımız yaşadığımız hayatın ortak noktalarından çıkardığımız sonuçları ve aldığımız dersleri sizlerle paylaşmak ve sizin, bizim bir çoğumuzun kaybettiği zamanı kaybetmeden, yaptığımız yanlışlara düşmeden bu yeni ve farklı yaşama başlamanızda size küçük biryol haritası çıkartmak.
Kendinizi suçlu hissetmeyin, eşinizi suçlamayın, otizm sizin ya da eşinizin suçu değil…
Teşhis sonrası bir çok anne baba, otizme sebep olabileceğinivarsaydıkları bazı nedenlerden dolayı kendilerini ya da eşlerini suçlayabilirler. Ama aslında siz yanlış hiç bir şey yapmadınız çünkü; Her yaşta, her kültür düzeyinde ve dünyanın her yerindeki insanların otistik bir çocuğu olabilir.
Otizm henüz, çocuk anne karnındayken teşhis edilemiyor.
çocuk sahibi olmayı isteyip istememenizin, çocuğunuza ilgi gösterip göstermemenizin, eşinizi sevmenizin ya da sevmemenizinçocuğunuzun otistik olması ile hiçbir ilgisi ya da etkisi yoktur.
Diğer otistik çocukların aileleri ile temas kurun
Bu sizin kendinizi yanlız ya da çaresiz hissetmemenize yardımcı olacak ve teşhis sonrası ailenizde yaşanan İlk Şokun üstesinden daha çabuk gelmenizi sağlayacaktır. Derneğimizin Kardeş Aile Programı size bu desteği vermeye hazır. Bizimle hemen temasa geçip, size en yakın üyelerimizden yardım alabilirsiniz.
Otizmi hemen kabulllenin
Bunun sizin için ne kadar zor olduğunu biliyoruz. Hiçbir anne baba, çocuğunun zihinsel engelli olmasını istemez.Fakat unutmayın ki, şu anda çocuğunuzun sizin kendisini kabullenmenize ve hemen ona yardımcı olmanıza ihtiyacı var. Bunu ertelemeniz, sorunu ortadan kaldırmayacaktır. Aksine, daha sonra otizmi kabullenmek için kaybettiğiniz zaman için üzüntü duyabilirsiniz.
Vakit kaybetmeyin
Otistik bir çocuğa , ne kadar erken yaşta teşhis koyulur ve dolayısı ile ihtiyaçları olan özel eğitimi ne kadar çabuk almaya başlarlarsa, yaşam becerilerine kavuşma şansları o kadar fazlalaşır.Bu nedenle, hemen bugün harekete geçmeniz gerekiyor.
Otizmi tanımadan, çocuğunuzu tanıyamazsınız
Otizmin ne olduğunu,otistik bir çocuğun özelliklerini öğrenin. (Her türlü bilgi için derneğimizden yardım talep edebilirsiniz)
Otizmi gizlemeyin
Yakınlarınıza, komşularınıza, işyerinizdeki arkadaşlarınıza çocuğunuzun otistik olduğunu söylemekten çekinmeyin. Aksine, onlara çocuğunuzun içinde bulunduğu özel durumu ve onun özel ihtiyaçlarını,beklentilerini hemen anlatın. Bu tutum, çevreniz ile olan sosyal ilişkilerinizdeki gereksiz çekingenliklerden sıyrılmanızı sağlayacak ve ilişkilerinizi bu yeni yaşantınıza göre ayarlamanızda onların size yardımcı olmasını sağlayacaktır.Eğer hayatınızdaki bu gelişmeyi açıkladığınız zaman, bazı kişilerin size olan tutumlarının olumsuz yönde değişebileceğini düşünüp çekiniyorsanız, unutmayın ki, bu kişiler zaten hiç bir zaman sizingerçek dostunuzdeğillerdir. Dolayısı ile ortada kaybedeceğiniz bir şey yoktur.
çocuğunuzu toplumdan soyutlamayın
Toplum bireylerden oluşur. Bu bireyler özürlü de olabilirler,normal de. Dolayısı ile sizin çocuğunuz bu toplumun bir ferdidir. çocuğunuzu toplumdan uzak tutmayın. Onunla tıpkı diğer anne babalar gibi, parka gidin, oynayın, otobüse binin, dışarıda yemek yiyin. çocuğunuzun normal bir yaşama alışması ve öğrenmesi için buna ihtiyacı var.
Eğer insanların tepkilerinden çekiniyorsanız….
Sakın çekinmeyin çünkü, bu toplumda yaşayan birisinin özürlü bir kişiden rahatsız olduğunu belirtmesi ya da ima etmesi, içinde yaşadığı toplumu reddetmesi anlamına gelir ki bu durum gerçekten toplumsalbirözürdür . Unutmayın ki bu kişilerin de tarafınızdan eğitilmeye ihtiyaçları vardır. Bu sizin için toplumsal bir görevdir.
çocuğunuza hem özel hem de normal davranın
Otistik bir çocuğun dünyayı algılama şekli, diğer çocuklardan farklı olduğu için şüphesiz sizden özel bir yaklaşım beklerler. (Bu konuda çocuğunuzun eğitmeni ya da danışmanınız size zaten yol gösterecektir). Ancak bu arada gözardı etmemeniz gereken şey, çocuğunuza normal davranışlarınızı da göstermeyi ihmal etmemenizdir. çocuğunuz otistik olsa daona aferin deyip başını okşadığınızda ya da hayır deyip kızdığınızda, sizin tepkilerinizi algılayabilir. O konuşmasa da siz onunla konuşun, o oynamasa da siz onunla oynamaya çalışın. Hemen bugün olmasa bile, belki birkaç hafta, birkaç ay sonra ondan tepki alabilirsiniz. Eğer istemediğiniz bir şey yapıyorsa ona kızabilir, sevginizi göstermek istediğinizde ona güzel şeyler söyleyebilirsiniz. Kısaca ona normal davranın…o normalin ne olduğunu ancak böyle öğrenebilir.
çocuğunuzun gideceği özel eğitim kurumunun seçimi
ülkemizde Otizm teşhisi koyulanbir çocuğun özel eğitim amacı ile devam edebileceği yerler Sosyal Hizmet Kurumu ve Milli Eğitim Bakanlığının izni ile açılan, özel Eğitim Kurumlarıdır. özellikle büyük şehirlerimizde fırsatçılara karşı dikkatli olun, sizin sorununuz başkasının kazanç kapısı olabilir.
İlaç kullanımı ve diğer tedavi yöntemleri
Otizmi tedavi eden bir ilaç henüz yoktur. Ancak çocuğun hiperaktivitesini azaltmaya yardımcı olan, algılamasını düzenleyen v.b. yan işlevler için bazı ilaçlar kullanılmaktadır. Doktorunuz tarafından size reçete ile verilmeyen hiç bir ilacı, tavsiye üzerine ya da kulaktan dolma bilgilerle kullanmayın. Bu ilacın kullanımı önceden bazı testlerin ve tahlillerin yapılmasını gerektiriyorsa, bunları yaptırmadan ilacı kullanmayın.
Fırsatçılara karşı uyanık olun
Otizmin sebebinin ve kesin tedavisinin henüz bilinmemesi ve otistik çocuk ailelerinin çaresizliği, otizmi kullanarak kazanç elde etmek isteyenler için çok uygun bir ortam yaratmaktadır. Buna sadece ülkemizde değil, dünyanın hemen her yerinde rastlanmaktadır.
Otistik çocukların tedavisine yönelik henüzgeçerliliği tam olarak onaylanmamış onlarca hipotez yani bilimsel olarak geçerliliği %100 kabul edilmemiş, ancak yapılan denemelerde, çocukların bir kısmında, birtakım gelişmelere neden olduğu düşünülen uygulamalar) bulunmaktadır. Bunların hepsi, otizm konusunda yürütülen yoğun çalışmalarınhenüz bitmemiş, geçerliliği bilimsel çevreler tarafındankesin olarak onaylanmamış teorik taslaklarıdır.
Bunların hepsi otizmin tedavisi ile ilgili gelişmelerin olması için yürütülen, saygıdeğer çalışmalardır.Bu çalışmaları yürütenler bunların henüz geçerliliği tam olarak kanıtlanmamış birer hipotez olduğunu kendileri de belirtmektedirler. Ancak bu hipotezleri kullanarak gelir elde etmek isteyenlerin kullandığı söylemlere dikkatetmeniz gerekir. Bu kişiler genelde sizi ikna etmek için şunları söylerler; ve bunların karşısında boşuna zaman, para ve umut harcamamanız için sizin şunları sorgulamanız gerekir: Bu yöntemin çocuğunuza iyi geleceğini garanti edemeyiz ama bize gelen birçok çocukta olumlu etkileri görüldü: (Bahsedilen adres ve telefonlarını isteyip ailelerle bir de siz görüşün, fikirlerini alın, hatta derneğimize danışın).
Bu yöntemi yurtdışında da uyguluyorlar
Olabilir, ancak yöntemi burada uygulamaya yetkili olup olmadıklarını araştırın, geçerli belge görmek isteyin).
Bu yöntemin çocuğunuza hiçbir zararı yok, denemekten birşey kaybetmezsiniz. Yöntemin çocuğunuza hiç bir zararı olmaması ikna olmanız için yeterli sebep değildir. çünkü sizin çocuğunuza zararı olmayan değil, yararı olan şeyler için paranızı ve zamanınızı harcamanız gerekir. Pekiyi bunu nasıl analiz edeceksiniz?Daha önce çocuğuna bu uygulamayı yaptıranlardan kaç kişinin olumlu sonuç aldığını sorun, bu sayının toplamda oraya gidenlerin yüzde kaçı olduğunu araştırın. Sonra sizden talep edilen parayı ve bu yüzdeyi karşılaştırın. Eğer çok düşük bir ihtimal için, sizden kaydadeğer miktarda para isteniyorsa, boşuna paranızı ve vaktinizi harcamadan önce iyi düşünün.Unutmayın, bu tür hipotezlerin hepsini birden çocuğunuza uygulamak için yeterli parayı ve zamanı bulamazsınız. Dolayısı ile küçük ihtimaller için sizden istenen parayı sorgulamanız gerekir).
Ben bu yöntemin yurtdışında eğitimini aldım: (Yurtdışında otizm konusunda bilinenler, ülkemizde bilinenlerden daha fazla değildir. Yanlızca bilinenlerin uygulanması farklıdır. Karşınızdaki kişi uzmanlığını bir diploma ya da belge ile kanıtlamalıdır.
Kuruluşumuz bu işi yapmaya yetkilidir. ( Gittiğiniz yerin tabelasında, antetli kağıtlarında, fatura üzerinde yaptıkları işi ‘net olarak yansıtan bir isim ya da ibare var mı? yoksa yoruma açık, üstü kapalı bir ticari isim mi kullanıyorlar? İşyeri açma belgelerinde yaptıkları iş net olarak belirtilmiş mi? Gerekli yerlerden izinleri alınmış mı? ) Bu türde sorular karşısında şüphe duyduğunuz kişi ve kuruluşlar için derneğimize danışabilirsiniz.
Hocalar, üfürükçüler ve benzeri umut tacirleri:
çaresiz kalınan her durumda bu kesimdeki çıkarcıları görmek mümkündür. Otizm de bunlardan biridir. Keşke işimiz bu kadar kolay olsaydı! Ama değil. Bu tür uygulamalar yasal olmadığı gibi, sizin için de çözüm değil, sadece para ve zaman kaybıdır.
İnsanların inançlarına saygı duymakla birlikte, bu türde kişilerin ne dinimizin gereklerini ne de pozitif bilimin gerçeklerini temsil etmediklerini, din kisvesi altında çaresiz insanlardan para kazanmaya çalıştıklarını unutmamanızı tavsiye ederiz.
Bu kesimin genelde kullandığı yöntem, doğrudan para talep etmemek ama parayıbir yardım ya da teşekkür olarak sizin vermenizi beklemektir. Zaten çoğunlukla parayı kendileri almazlar, size kendilerini tavsiye eden kişiler aracılığı ile alırlar. Kanun karşısında zor duruma düşmemek ve dünyevi işlerle ilgilisi olmadığını!kanıtlamak için uygulanan bir yöntemdir. ama sonuçta paralarını alırlar.
Kaynak: www.otizm.org
