Baharatların Faydaları!
Baharatlar hem yemeklere lezzet katar, hem sağlığınıza faydası vardır.
Zencefil:
Eski zamanlardan beri mide bulantısına iyi gelmesiyle bilinir. Ayrıca kas ağrıları, kireçlenme ve iltihaplanmaya iyi gelir.
Yenibahar:
Sadece meyvemsi baharat olarak kullanılan bir bitkidir. Olgunlaştıktan sonra kurutulup baharat yapılır. Diş ağrılarını hafifletir ve kas ağrılarına iyi gelir.
Tarçın:
Şekerli bir baharat olduğu için, kullandığınız zaman yiyeceklere ekstradan şeker katmaya gerek kalmaz. Aynı zamanda kan şekeri seviyesini kontrol eder.
Hindistan Cevizi:
Hem tatlı hem de tuzlu yemeklere eşlik edebilecek bir çeşniye sahiptir. Ruh halinizi düzeltmeye yardımcı olur.
Pratik ve doğal iksirler
KIRMIZI PANCAR KÜRÜ
Karaciğer rahatsızlıkları, saç dökülmeleri, cilt rahatsızlıkları, sedef hastalığı, vitiligo (ala) hastalığı, egzama, kurdeşen (ürtiker) gibi hastalıkların giderilmesi için karaciğerin temizlenmesi gerekir.
Karaciğerin temizlenmesi için kırmızı pancar kürünün uygulanması gereklidir.
Kırmızı pancar kürü hazırlanışı:
Önceden iyice temizlenmiş 250 gram kırmızı pancarı dörde bölerek 1 litre kaynar suda 3 dakika kaynatın.
Demlendikten sonra elde ettiğiniz pancar suyunu Sabah, akşam ve gece yatmadan önce olmak üzere günde 3 kez aç karnına 1 er bardak için. Bu uygulamaya 3 hafta devam edin. Her gün taze olarak hazırlanmalıdır.
KALBİN DERMANI ALIÇ ÇAYI
Alıç çayı, kalp ve damar sağlığını korumak ve tıkalı kalp damarlarını açmak için doğal bir şifa kaynağı…
ALIÇ ÇAYI HAZIRLANIŞI: Alıç çayı hazırlamak için 1 su bardağı kaynar suyun içine 1 tatlı kaşığı kırmızı alıcın yaprak, çiçek ve meyvelerinden koyduktan sonra bir kaç dakika kısık ateşte demlendirin.
Bu çaydan 20 gün boyunca sabah ve akşam için.
He gün 1 su bardağı taze sıkılmış havuç suyu (vitamin emilimini sağlamak için içine 1 çay kaşığı zeytinyağı koyarak) için.
KABIZLIK VE SES KISILMASINA KURU İNCİR
Kabızlığın dermanı da kuru incirde saklı… Aslında incirin faydaları saymakla bitecek gibi değil. İncir herhangi bir meyve ya da sebzeye göre en yüksek lif içeriğine sahiptir.
Enerji verir, bağırsaklardan toksik maddelerin atılması kandaki kolesterol seviyesinin düşürülmesinde etkilidir. Bağırsak iltihabı olanlar inciri çok yemelidir.
SES KISIKLIĞINA BİREBİR: İncirin kurutulmuşu iyi bir balgam söktürücü ve yumuşatıcıdır. Sesiniz kısıldığında hemen bir inciri bir su bardağı kadar sütün içine koyup bir cezvede kaynatın. Ilık ılık bu şurubu için, çok yararını göreceksiniz.
Adaçayının faydaları
Adaçayı, dişotu ve meryemiye adları ile de tanınır. 30-70 cm boyunda olan bitkinin menekşe renkli çiçekleri halka dizilişlidir. Karşılıklı olan beyaz keçeli yaprakları gümüş gibi parıldar ve acımtırak, ıtırlı bir koku yayarlar. Bahçe adaçayı, güneşli bir yerde yetiştirilmelidir. Don olayına karşı duyarlı olduğu için, kış boyunca çam dalları ile örtülmesi doğru olur. Ülkemizde İzmir bölgesinde bahçe adaçayı yetiştirilmektedir. Bir başka cins olan çayır adaçayı (Salvia pratensis -Salvia tribola), çayırlarda, bayırlarda ve meralarda yetişir. Çevresine ıtırlı hoş bir koku yayan mavi–menekşe renkli çiçeklerin pırıltısı uzaklardan seçilebilir. Çayır Adaçayı (Anadolu adaçayı) batı ve güney-batı Anadolu’da bol olarak yetişmektedir. Anadolu adaçayından “elma yağı” veya “acı elma yağı” denilen yağ da üretilmektedir. Bu tür adaçayı da kimyasal yapı ve tedavi etkisi bakımından tıbbi (bahçe) adaçayına benzemektedir. Fakat burada tanıtmaya çalışacağımız bahçe adaçayı (tıbbi adaçayı) ise, şifalılık bakımından daha etkilidir.
Toplama/Kurutma: Bitki yaprakları çiçeklenme öncesi, Mayıs-haziran aylarında toplanır. Etken maddelerinin doruğa ulaştığı öğlen saatlerinde toplanan yapraklar, gölgeli ve havdar bir yerde kurumaya bırakılır. İyice kuruduktan sonra ince kıyılarak, hava almayan kaplarda saklanır.
Bileşim: Eterli uçucu yağlar, %30 Thujon, %5 Cineol, Linalol, Borneol, Salven, Pinen ve kafur; tanenler, triterpenoitler, flavonlar; Östojen benzeri maddeler; reçineli bileşikler içerir.
Bu bitkinin çiçekleri, gargara ve adaçayı sirkesi yapmak için toplanır (bir avuç çiçek, doğal sirkenin içinde bir süre bekletilir) ve elde edilen sirke, uzunca bir süre hasta yatağından kalkamayan kişilere rahatlatıcı ve canlandırıcı anlamda sürülerek, masaj yapılır. Yapraklar daha çiçeklenme başlamadan, mayıs ve haziranda toplanır. Bitki kuru ve güneşli günler boyunca, eterli yağlar oluşturduktan sonra, yapraklar öğlen güneşinde toplanır ve gölgede kurutulur. Adaçayı, çok eski çağlarda da ünlü bir şifalı bitki olarak tanınırdı. 13. Asırdan kalma bir dizede şöyle deniyor: “Eğer dikmişsen adaçayını bahçeye, ne gerek var ölmeye!”
Adaçayının eski çağlarda da ne büyük bir övgü ile anıldığını, çok eski bir şifalı bitki kitabı şöyle anlatıyor: “Kutsal Meryemana, Bebek İsa ile Herodes’un gazabından kaçmak zorunda kaldığında, kendisini saklamaları için, çayırdaki tüm çiçeklerden yardım istemiş, ama hiçbir çiçek ona yanıt vermemiş. İşte o zaman adaçayı eğilmiş ve Meryemana sığınacak bir yer bulmuş. Onun sık ve koruyucu yapraklarının arasına girerek Herodes’un askerlerinden saklanmış ve askerler onu görmeden geçip gitmişler. Tehlike geçiştirildikten sonra, saklandığı yerden çıkan Meryemana, tatlı sesiyle adaçayına şöyle demiş: Bu andan sonra sonsuza dek insanların en çok sevdiği çiçek sen olacaksın. Seni, insanları tüm hastalıklardan koruyacak kadar güçlü kılıyorum. Bana yaptığın gibi, onları da ölümden kurtar!” İşte o zamandan beri adaçayı, insanları iyileştirmek ve onlara yardım etmek için her yıl yeniden çiçekleniyor.
Adaçayı sıkça içildiğinde tüm bedeni güçlendirir, kalp krizi tehlikesini azaltır ve kötürümlüklerde çok yaralıdır. Gece terlemelerinde ve aşırı terlemelerde, lavanta çiçeğinin yanı sıra, yardımcı olabilecek tek bitkidir. Gece terlemesine neden olan hastalığı iyileştirir ve bu hastalıkla el ele giden aşırı güçsüzlüğe, canlandırıcı etkisi sayesinde son verir. Hastalık sonrası güçsüzlük hallerinde başarıyla kullanılabilir. Pek çok doktorun, adaçayının değerli özelliklerini artık iyice tanımış olduklarını biliyoruz (Referans1: M.Treben). Onu kramplarda, omurilik rahatsızlıklarında, beze hastalıklarında ve organ titrekliklerinde büyük bir başarıyla kullanıyorlar. Yukarda belirtilen hastalıklarda, günde 2 su bardağı çay yudumlanarak içilmelidir. Adaçayı, hasta karaciğeri de çok olumlu etkiler, onunla ilgili tüm rahatsızlıkları giderir ve gazları yok eder. Kan temizleyici etkisi vardır. Solunum organlarını ve mideyi balgamsı salgılardan temizler, iştah açıcıdır. Mideyi ve bağırsakları rahatlatır, gazların dışkılanmasını sağlar. Kramp çözücü etkisi sayesinde, ishalde çok rahatlatıcıdır. Böcek sokmalarında, sokulan bölgeye adaçayı yaprağının tozu uygulanır. Adaçayı, dıştan uygulandığında, yaprağın tozu uygulanır. Adaçayı dıştan uygulandığında (Çalkalama ve Gargara), bademcik iltihabı, boğaz hastalıkları, diş iltihaplanmaları, yutak ve ağız boşluğu iltihaplanmalarında veya ülserlerinde özellikle önerilir. Eğer zamanında adaçayı kullanılmış olsaydı, pek çok çocukta ve yetişkinde bademcik ameliyatına gerek kalmayabilirdi. Bedenimizin polisleri olarak, zehirli maddeleri yakalayan ve zararsız hale getiren bademcikler alındığında, ağızdan giren zararlı maddeler doğruca böbreklere ulaşırlar. Adaçayı, sallanan dişlere, dişeti çekilmesine ve kanamasına karşı da (Çalkalama ve Gargara) başarıyla kullanılabilir veya bitki çayına batırılan pamuk hasta bölgelere uygulanır. Ayrıca dıştan kullanımda da, gargara ve çalkalamaların yanısıra yara kompresi olarak da kullanılabilir. Sinirli ve yorgun olan kişiler ve dölyatağı (rahim) hastalığı çeken kadınlar arada sırada adaçayı oturma banyoları almalıdırlar. Zayıf ve güçsüz çocuklara balla tatlandırılarak içirilir. Bu çay, tahriş kaynaklı öksürüklerde de başarılıdır. Şifalı bitki olarak kullanılmasının yanı sıra, adaçayının çok değerli bir baharat olduğunu ve böylece mutfaklara girdiğini de unutmamak gerekir.
UYARILAR:
Adaçayının aşırı kullanımında kan basıncı (tansiyon) yükselebilir. Dölyatağı (Rahim) kaslarını uyardığı için, gebelik sürecinde kullanılmaz. Annelerin süt üretimini durdurur. Önerilen dozajlara uyulduğunda, bilinen başka bir yan etkisi yoktur.
Kullanım Biçimleri:
Çay hazırlamak: Yarım veya bir tatlı kaşığı dolusu ince kıyılmış kuru yaprak, bir su bardağı dolusu kaynar suyla haşlanır ve üstü kapalı olarak 10 dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 2-3 bardak içilir. Taze bitki kullanılması durumunda 4-5 dakika demleme süresi yeterlidir.
Çalkalama/Gargara: 2-3 tatlı kaşığı kurutlmuş ve ince kıyılmış yaprak, 2 bardak soğuk suya eklenir ve ateşe konur. kaynamaya başlayınca ocaktan indirilir ve üstü kapalı olarak 15 dakika demlendikten sonra süzülür. Günde pek çok kere 5-10 dakika süreli gargaralar yapılır.
Tentür Kullanımı: Günde 3 kere, 15-20 damla kadar D2 inceltisindeki tentür, yarım kahve fincanı suya eklenerek alınır. Çay olarak kullanılabildiği her yerde tentür de kullanılabilir.
Karışımlar: Gargaralarda ve çalkalamalarda kekikle, sindirim sorunlarında ise Mayıs papatyası ile eşit oranda karıştırılır.
Adaçayı Sirkesi: Geniş ağızlı bir şişe, çayır adaçayı çiçeği ile doldurulur, çiçeklerin üstüne çıkacak kadar doğal üzüm sirkesi eklenir ve şişe 14 gün güneşte veya sıcak bir ortamda, arada bir çalkalanarak bekletilir ve süzülür.
Oturma banyosu: İki avuç dolusu yaprak soğuk suda gece boyunca bekletilir. Ertesi gün kaynama derecesine kadar ısıtılır, 5-6 dakika demlendikten sonra süzülür ve banyo suyuna eklenir.
Kestanenin faydaları
Kestane (castanea vesca) : Kayıngiller familyasından; kışın yapraklarını döken, 25 – 30 metre boyunda bir ağaçtır.
Yaprakları geniştir.
Meyveleri iridir.
Faydası : Kabuklarının suda kaynatılması ile hazırlanan ilaç; ateş düşürür ve sinirleri yatıştırır.
Meyvesi, kasları kuvvetlendirir.
Kan dolaşımını düzenler.
Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir.
Varis ve basur memelerinin meydana gelmesini önler.
Karaciğer yorgunluğu ve şişliğini geçirir.
Kansızlığı giderir.
Mideyi kuvvetlendirir
.
Damar sertliği ve yüksek tansiyondan şikayet edenlerle, şeker hastaları yememelidir.
Suna Dumankaya’dan Çilek Maskesi
ğer sizin de cildiniz kuru ya da kırışıksa çilek maskesini cildinize uygulayabilirsiniz.
Hazırlanışı: Bir avuç taze çilek ezilip yulaf unu ile birlikte karıştırılır. Bir adet yumurta sarısı ile iki çorba kaşığı yoğurt çırpıldıktan sonra çilek hamuruna eklenir.
Hazırlanan karışıma güzel bir koku vermek için sardunya yağı ilavesi ile krem kıvamına gelinceye kadar karıştırılır.
Faydaları: Kuru ciltler için besleyici olan çilek kremi; yüz kısmına maske yapılarak uygulanır. Çilek maskesi, aynı zamanda yüzdeki kırışıklıkların kaybolmasını sağlamakta yararlıdır.
Ahmet Maranki Ergenlik sivilceleri için bitki kürleri
Prof. Dr. Ahmet Maranki’nin ergenlik sivilcelerine karşı bitkisel çözüm önerileri :
- Bir su bardağı suyun içine, 10 gram taze veya kuru ceviz yaprağı konularak 10 dakika kaynatılır,elde edilen su ile sivilcelerin üstüne kompres yapılır.
- Taze sinirotu yaprakları ezilerek, lapa haline getirilip sivilcelerin üstüne konur.
- Sabun otu kökü kaynatıldıktan sonra elde edilen suyla cilt temizlenir.
- Marul sıkılarak, suyu ile sivilceler üstüne kompres yapılır.
- 3 su bardağı suyun içine, 20 gram marul doğranıp 2 saat kaynatıldıktan sonra, elde edilen su ile sivilcelere kompres yapılır.
- Civanperçemi otu 5 dakika kaynatıldıktan sonra 15 dakika bekletilir, elde edilen su ile günde bir kaç kez sivilceler üstüne kompres yapılır.
Kaynak: mucize-iksirler.com
Çayın Faydaları
Sıcak ya da soğuk, çay bugün dünyada tüketilen içeceklerden bir tanesidir. Çayın sağlığa faydaları uzun yıllardır bilinmektedir. Son yapılan araştırmalar sağlıklı bir diyetin bir parçası olmalıdır. Çay içerdiği antioksidan özellik sayesinde vücudun direncinin arttırılmasına yardımcı olur.
Yeşi çay ile siyah çayın faydaları aynıdır.Çünkü iki çay çeşidi de aynı oranda antioksidan içerir. Aslında çay içilebilecek en sağlıklı içeceklerden bir tanesidir. Günde dört bardak çay içmek vücudu dehidre etmez. Aksine çay tüketimi vücudun gerekli suyu almasına katkıda bulunur.
Uzmanlar hergün düzenli olarak birkaç bardak çay içilmesini önermektedir. Çayı içmeden önce birkaç bekleyerek demlenmesini sağlamak daha sağlıklıdır. Çay içerisinde vücudun ihtiyacı olan florürün %70’i bulunmaktadır. Ayrıca çaydaki antioksidanlar vücutta bakterilerin gelişimini engeller.
Süt veya şeker ilave edilmeden içilen çayda kalori yoktur. Ayrıca sıcak havalarda çay oldukça ferahlatıcıdır. Bunun nedeni sıcak sayın vücut sıcaklığını kısa süreli olarak arttırarak terlemeye neden olmasıdır.
İştah Kesen Yiyecekler
Diyet yaparken herkes iştahını nasıl keseceğini düşünür. Ne yesek ne içsek yememizi kısabiliriz. Diyet yaparken yemeklerimizin arasında yiyerek iştahımızı kesesek yiyeceklerden birkaç örnek;
1.Elma Bir elma yiyerek aşırı açlığınızı bastırabilirsiniz, üstelik uzun süre boyunca tok tutacak ve enerji verecektir. Hem kalori ve yağ oranı düşüktür hem de yüksek lif içeriği ile açlığı giderir. Fazla yemeyi engeller ve midede yer açarak midenin rahatlamasını da sağlar. Doğal şekeri ile kan şekeri düzeyini sağlıklı bir seviyede tutar. Bu da vücudun daha fazla karbonhidrat tüketimini önler.
2.Yulaf Yulaf da lif açısından zengin başka bir besindir. Karbonhidrat ve yağları yavaş yavaş yakar. Böylece daha az aç hissetmeyi sağlar. Şeker hastaları için idealdir, süt ile tüketilebilir.
3.Çam fıstığı İştahı bastırır, kimyasal pinolenik asit içerir ve çoklu doymuş yağ ile açlığı giderir. Kolesistokinin ve glukagon benzeri peptid 1 hormonları ile iştah bastırma işlevini görür. Yüksek miktarda protein içerir ve gün içinde iştah azalmasına %29 katkı sağlar.
4.Keten tohumu Omega 3 yağları ve lif içerir. Şeker seviyesini dengeler. Tatlı, sandviç, salatalar veya yemeklerde kullanılabilir. Açlığı bastırır.
5.Su vücudun en çok ihtiyaç duyduğu besinlerden biridir. Gün içinde bol miktarda içilen su, beyne midenin dolduğu sinyalini gönderir. Kalori içermez.
6.Yeşil çay Antioksidan içerir, gıda alımı isteğini kontrol eder ve hormon salınım uyarılarını sınırlar. Metabolizma hızını düzenler, yağ sindirimini sağlar, enerji artırır, yağ yakar.
7.Peynir altı suyu proteini Kilo kaybına da yardımcıdır. Tokluk hissi verir.bağışıklık sistemi ve kan şekerinin düzenlenmesinde etkindir.
8.Çorbalar bir diyette iseniz, diyetisyenlerin en sık tavsiye ettiği gıda çorbadır. Yüksek su içeriği ile iştah ve kilo kaybını sağlar.
9.Salatalar ana yemek öncesi, lahana, ıspanak gibi sebze salatalarını tüketin. Bu öğünlerde aşırı yemek yemenizi engeller. Yüzde 12 daha az kalori alınır ve glikoz ile şeker dengelenir.
10.Bitter çikolata Küçük parça bitter çikolata açlığı bastırır, kan şekerini dengeler.
Suyun Faydaları
kanda %83, kaslarda %75, beyinde %85, kemiklerde %22 oranda bulunur. Kilo kaybına yardımcı olur. Diyet ve sağlıklı beslenmenin vazgeçilmezidir. İştahı bastırır, metabolizmayı hızlandırır. Yemek sırasında bir bardak su içmek daha az kalori almanızı sağlar. Tok hissettirir. Şekerli meşrubatlar yerine su için. Böbrekler için yararlıdır. Böbrekler, yeterli su olmadan düzgün çalışamaz, idrarda ve vücutta oluşan tuz ve taşları sulandırarak düşmelerini sağlar. Su içmemek böbrek taşlarına neden olur.
Beyin için yararlıdır. Beynin verimli çalışabilmesi ve daha iyi düşünebilmesi için vücuttaki su miktarı önemli rol oynar. Bulanık ve şüpheli algılama durumlarında bir bardak su için. Masanızda mutlaka su bulundurun. Kalp için yararlıdır. Kalp hastalığı ve koroner hastalıkların riskini azaltır, günde en az 5 bardak içilmelidir. Cilt için yararlıdır. Düzgün ve sağlıklı bir cilt sağlar cildi gençleştirir. Genç ve parlak görünmesini sağlar. Cildi besler, nemlendirir ve esneklik kazandırır.
Detoks görevi görür, sivilceleri azaltır, berraklaştırır. Mide için yararlıdır. Lif ve su sindirime iyi gelir. Bağırsak ve kolon hareketlerini düzenler. Mide yanması, gastrit ve ülseri iyileştirir. Kas ağrılarını azaltır. Eklem ve yağlanan kasları açar bu nedenle ezgersiz öncesi ve sonrası kas ağrıları için su için. Yorgunluğu giderip enerjiyi artırır. Az su tüketmek, yorgunluk, konsantrasyon eksikliği ve baş ağrısına neden olur. Kandaki oksijen düzeyini düzenler. Kalbe yeterli kan pompalamak ve ayakta kalabilmek için gereklidir.
Vücut ısısını düzenler, özellikle egzersiz sırasında vüsut ısısını artırır. Terlemeyi başlatır. Ter buharlaşınca vücut soğur. Terlemeyle oluşan su kaybında bitkinlik oluşabilir. Egzersizlerde su tüketilmelidir. Gebelikte bol suya ihtiyaç vardır. Doğumdan sonra emzirme döneminde yine bol su tüketilmelidir.
Ağız Kokusu (Halitosis)
Ağız kokusu, insanı olumsuz etkileyen bir durum olarak bilinir.
Erişkinler veya küçüklerin, yaşamlarında mutlaka ağız kokusundan şikayetçi oldukları zamanlar olmuştur. Bazılarının ise, bu durumdan şikâyeti kroniktir.
Ağız kokusu; etkilediği bireyler için sosyal ve psikolojik yönden olumsuz bir durum haline gelmiştir.
Kötü ağız hijyeni , dişler üzerindeki gıda birikimi, ağızdaki çürük kaviteleri , çekim yaraları , ülserler , dental ve tonsiller, apseler (diş ve bademcikle ilgili apseler) ; gingivitis, periodontitis ve stomatitis gibi diş eti hastalıkları , ağız kuruluğu , kıllı dil gibi ağız içindeki problemlerden oluştuğu gibi, üremi , diabetik ketoasidoz , karaciğer rahatsızlıkları , kronik pulmoner hastalıklar , mide rahatsızlıkları gibi sistemik nedenlerle de görülebilir.
Diş hekimleri ağız kokusunun, lokal mi, yoksa sistemik faktörlere mi bağlı olduğunu tespit etmeli ve doğru teşhisi koyup ona göre tedavi yöntemini belirlemelidir.
Solunum sisteminden gelen hava , ağızdan dışarı yayılırken oral kavitedeki (ağız boşluğu) kötü kokulu uçucu karışımla birleşerek dışarı çıkar ve kişilerin kendisini de, çevresini de rahatsız eden hoş olmayan kokular oluşur.
Bu konuda yapılan araştırmalar sonucunda ağız kokusu vakalarının çoğunluğunun oral kaviteden kaynaklandığı tespit edilmiştir.
Kötü ağız kokusunun oluşmasına etki eden faktörler arasında, tükürüğün önemli rol oynadığı kabul edilmektedir.
Sağlıklı ağızdan alınan tükürüğe göre , periodontitisli ağızlardan alınan tükürüğün daha hızlı kokuştuğu belirtilmiştir.
Aktif periodontitisli hastalardan alınan tükürükte çok parçalanmış epitel hücresi vardır . Ve bu hücreler önemli ölçüde bakterilerle kaplıdır. Ayrıca tükürükte zarar görmüş lökositler de mevcuttur. Lökositler, çok miktarda kükürt taşıyan aminoasitlere sahiptir ve bunlar uçucu sülfür bileşiği üretiminde kullanılırlar. Lökositler, periodontal hastalıklar sırasında göç ederek , periodontal hastalıklı bireylerin tükürüklerinda artarlar.
Hem oral mukazadan serbest epitelyal hücreler , hem mikroorganizmalar, hem de lökositler bakteri plağına dahil olup dilin arka yüzüyle , dişlerin fizyolojik ve mekanik temizlemeye uygun olmayan bölgelerinde toplanır. Periodontitisli hastalarda bu duruma bir de dişetlerinden oluşan kanamanın eklenmesi ile tablo daha da ağırlaşır.
Ağız kokusu oluşumu tükürük akımının azalması , uzun süre besin ve sıvıların alınmamasına da bağlıdır.
Uyku hali buna iyi bir örnektir. Sabah kalkınca hissedilen ağız kokusu bu durumla ilgilidir.
Aşırı tütün içimi, özellikle sigara tüketimi yalnızca kötü kokulu nefes oluşturmakla kalmayıp , bir de kıllı dil durumuna yol açar ki bu da besin artıklarının ve tütün kokusunun tutulmasına neden olur. Ayrıca tükürük salgısında azalma ve hastalık durumunun şiddetle artışına neden olur. Dilin arka bölümü mekanik olarak temizlenemediği için birikimler orada oluşur. Çoğu ağız kokusu durumlarının tedavisine dilin fırçalanması ile başlanır.
Protez dişler, uygun yapılmamış kuron ve köprüler, ağız dokusuna uygun olamayan materyaller de ağız kokusunu oluşturan faktörlerdendir.
Halitozis oluşturabilecek diğer durumlarsa postnatal sızmayla karakterize kronik sinüzitis , faranjitis, tonsillitis, sifilitik ülserler, burun tümörleri , ağız tümörleri , kronik bronşitis ve orofarengial kavitelerin habis neoplazmalarıdır.
Nefesteki kokunun yoğunluğu yaşla birlikte artar. Ayrıca farklı yaş grupların spesifik ağız kokuları tespit edilmiştir.
Buna göre yaşları 2-5 yıl arasında değişen küçük çocuklar, tonsillerinde barınan besin ve bakterilerden ötürü oluşan bir ağız kokusuna sahiptir.
Orta yaş grubundaki kişilerde çok şiddetli biçimde sabah nefes kokusu oluşur.
İleri yaş grubundakilerde ise ağız kokusu temiz olmayan protez ve akışkanlığını yitiren tükürüğün kokuşmasından kaynaklanır.
Sistemik hastalıklar sonucunda da ağız kokusu oluşur. Bu durumun en iyi bilinen örneği diabettir. Bu hastalarda ağızdan aseton , tatlı, meyva kokusu duyulur.
Nefesteki amonyak ve idrar kokusu , üremi ve böbrek yetmezliğini akla getirmektedir.
Ciddi karaciğer yetmezliğinde nefes tatlımsı bir amin kokusu , taze kadavra kokusuna benzemektedir.
Tatlı bir asit kokusu, akut romatizmal ateşi çağrıştırır. Kötü kokuşmuş nefes , çürümüş et kokusuna benzer , bu da akciğerin apseleşmesine ya da bronş iltihabının yayılmasıyla oluşan bronşiyektaziye işaret eder.
Gastrointestinal bozukluklarda da nefes kokusu kötüdür. Duygusal yıkımlar da sindirimi etkiler ve vücut kimyası bazen nefesi etkileyebilir.
C vitamini yetersizliği ile oluşan Kronik skorbüt hastalığı olan kişilerde de kötü kokulu nefese rastlanır.
Yenilen yiyecekler de ağız kokusunda önemli rol oynar. Bir vejeteryan, çok fazla et yiyen bir kişiden daha az halitozise sahiptir. Çünkü sebzelerde protein maddelerin yıkım ürünleri çok azdır.
Et genellikle yağ içerir ve gastrointestinal sistemde oluşan uçucu yağ asitleri kana absorbe edilip nefesle salgılanır. Sarımsak, soğan , pırasa, alkol vb. maddelerin dolaşım sisteminde önce absorbe edilip sonra da akciğerlerce hava olarak dışarıya verilmesiyle kötü koku oluşur. Aşırı alkol içimi mikrobiyal floranın değişiminde başlıca rol oynar ve halitozis oluşturan koku fermente edici organizmaların poliferasyonuna neden olur.
Açlıkta oluşan ağız kokusu; pankreatik sıvının midede açlık periyodunda bozuşmasından kaynaklanır. Bu kokunun giderilmesi kolaydır. Hatta diş fırçalamasıyla bile ortadan kaldırılabilir.
İlaçların sistemik etkisine bağlı olarak da halitozis oluşabilir. Bazı antineoplastik ajanlar, antihistaminler, amphetaminler, trankilizanlar, diüretikler, fenotiaminler , atropin benzeri ilaçlar tükürük üretimini azaltırlar ve böylece oral kavitenin kendi kendini temizleme yeteneği azalmış olur ve buna bağlı halitozis oluşur.
Yaşlanma, çok sigara içimi , tükürük bezi aplazisi, 800 raddan fazla radyasyon tedavisi, kadında menopoz, yüksek ateş, dehidratasyonlu sistemik ve metabolik rahatsızlıklar, aşırı baharat kullanımı ağız kuruluğuna neden olur ve bu yüzden de halitozis oluşur.
Diş hekimi ağız kokusunun tanımını yapmak için önce iyi bir muayene yapmalı, aldığı anamnezleri dikkâtlice incelemeli , basit yöntemlerle koku ayrımını yapmalıdır.
Sistemik hastalıklarda oluşan kokular için medikal konsültasyona gidilmelidir. Kokuların lokal ya da sistemik faktörlerden oluştuğunun belirlenmesi oral kaviteden veya akciğerlerden kaynaklandığının belirlenmesi için hastaya basit bir yöntem uygulanır.
Diş hekimi hastadan dudaklarını sıkıca kapatmasını ve nefesini burun deliklerinden bırakmasını ister. Bu durumda koku on cm. uzakta duran başka bir kişi tarafından değerlendirildiğinde, koku varsa sistemik faktörlerden kaynaklanıyor demektir.
Hasta parmakları ile burnunu tıkayıp , dudaklarını da kapatıp soluk vermeyi bir an için durdurduktan sonra açıp soluk verdiğinde koku ağız yoluyla ortaya çıkıyorsa kokunun oral kavitedeki lokal faktörlerden kaynaklandığı söylenebilir.
Koku bu şekilde basit bir yöntemle değerlendirilebileceği gibi, denemesi ve tekrarı kolay olan gaz ölçen monitörlerle de ölçülebilir. Yapılan klinik çalışmalarla lokal faktörlerin neden olduğu ağız kokusu olgularının %90’nın başarı ile tedavi edileceği tespit edilmiştir.
Patolojik ve nonpatolojik orijinli halitozis genellikle patolojik durumun tedavi edilmesi ve oral hijyenin iyi derece de yerine getirilmesi ile düzelir.
Periodontal ceplerin yok edilmesi , oral hijyenin geliştirilmesi gıda birikimine sebep olan yerlerin düzeltilmesi, çürük dişlerin tedavisi , restorasyonun mümkün olmadığı durumlarda diş çekimi , diş eti hastalıklarının tedavisi ile ağız kokusu ortadan kaldırılır.
Yemek sonrası dil ve dişlerin fırçalanmasıyla da ağız kokusu etkili oranda azaltılabilir.
Ağız kokusunu oluşturan bileşenlerin birincil alanı dildir. Sabah şiddetli ağız kokusundan şikayet eden kişilerde dişlerin ve dilin yemek sonrası fırçalaması ve ağzın bir gargara ile çalkalanması ile sorun kontrol altına alınabilir.
Protez kullananlar protezlerini fırçalayarak ve dezenfektan solüsyonlarda tutarak temizlemelidirler.
Ağız kokusunu önlemek için doğal kaynaklardan da yararlanılabilir. Nane bunlardan biridir. Naneli sakızlar, şekerler kullanılabilir. Nanenin tükürük üzerinde de etkisi vardır. Naneli ürünlerin emilmesi tükürük oranını artıracak, tükürüğün alışkanlığını düzenleyecek , yiyecek artıklarının böylelikle uzaklaşması bir ölçüde sağlanacaktır.
Sakız çiğnemek, çiğneme kasları , yanak ve dilin çiğneme hareketleri ile yakından ilgilidir. Sakız besin artıklarının taşınması ve uzaklaştırılması ile oral kavitenin temizlenmesini sağlar.
Ağız suları, kokulu ürünler, naneli ağız spreyleri nefesteki kokuyu geçici olarak önlemeye yarayacaktır